29.10.2026 Günlük LIX Res publica: ortak olan şey
Cumhuriyet kelimesinin Latince kökü, halkın işi demek. 29 Ekim'de Ankara, Aristoteles'in yurttaş dostluğu ve ortak bir şeyin parçası olmak.
Bu yazıda 6 bölüm var
29.10.2026 Günlük Sayfa LIX
Bir ülke, hiç tanışmayacak insanların birbirine verdiği bir söz gibi.
Perşembe. 29 Ekim. Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.
Bugün kelimeyi Yunancadan değil Latinceden aldım.
Res publica
Res şey demek, iş demek. Publica halka ait olan. Res publica: halkın işi, ortak olan şey.
Cicero Devlet Üzerine'de açık açık söylüyor, anlamıyla: res publica, halkın şeyidir. Hemen ardından da uyarıyor. Halk derken rastgele bir araya gelmiş bir kalabalığı kastetmiyor. Halk, hukukta anlaşmış ve ortak yararda birleşmiş insanlar topluluğu.
Hukuk okumuş biri olarak bu tanımı seviyorum. Bir kalabalığı halk yapan şey kan, gürültü ya da bayrak değil diyor Cicero. Üzerinde anlaşılmış bir hukuk ve ortak bir yarar.
Türkçedeki cumhuriyet kelimesi ise Arapça cumhur kökünden geliyor: topluluk, halk. İki dil iki ayrı yoldan aynı yere varıyor. Bu iş kimsenin kişisel malı değil.
Ankara
Ankara'da yaşıyorum. Bu şehrin başkent oluşu da cumhuriyetin ilanı da 1923'ün ekim ayına denk geliyor, arada iki hafta kadar var. 13 Ekim ve 29 Ekim.
Bu tarihi kaç kez duydum, sayısı yok. Okulda ezberledim, şiirler okundu. Ezberlenmiş şeyin tuhaf bir kaderi var: ezberledikçe görünmez oluyor. Dün thaumazein yazısında alışmaktan söz etmiştim. Bugün buna da hayret etmeyi denedim.
Yüz üç yıl önce bir grup insan, savaştan yeni çıkmış, yorgun, parasız bir ülkede oturup şunu söyledi: bu iş bundan sonra hepimizin. Ben o cümlenin içinde doğdum. Kız çocuğu olarak okula gidebilmem, hukuk okuyabilmem, kendi şirketimi kurabilmem, bu sayfayı açıp kendi adımla yazabilmem o cümlenin uzak bir sonucu. Bunu büyük laflarla söylemek istemiyorum. Yalnızca teşekkür etmeyi unutmak istemiyorum.
Yurttaş dostluğu
Bu hafta dostluktan çok söz ettim. Aristoteles'in bu konuda şaşırtıcı bir cümlesi var. Sekizinci kitabın başında, dostluğun kentleri bir arada tuttuğunu, yasa koyucuların dostluğa adaletten bile daha çok önem verdiğini söylüyor. Yurttaşlar arasındaki uyuma homonoia diyor. Politika'da da yurttaş dostluğundan söz ediyor.
Bu bana önce abartılı geldi. Sokakta yanından geçtiğim insanla dost muyum?
Sonra şöyle düşündüm. Yeşil ışıkta geçerken arabanın duracağına güveniyorum. Hiç tanımadığım bir öğretmene, bir hemşireye, bir hakime güveniyorum. Bunların hiçbiri sevgi değil. Ama hepsi, tanımadığım insanlarla aramda sessiz bir anlaşma. Kepos sayfasında dostluğun, yardım edeceğini bilmek olduğunu yazmıştım. Bir ülkenin en iyi hali de buna benziyor olabilir.
Tartışmak bunu bozmaz. Cicero'nun ortak yararı, herkesin aynı şeyi düşünmesi demek değil. Aynı masayı korumak için kavga edenler, hala aynı masada oturuyordur.
Ortak işlere yetişemeyen biri
Bir de dürüstlük payı. Yurttaşlığın sıkıcı tarafı evrak işi: süreler, formlar, başvurular, kuyruklar. Bu tam da DEHB'li birinin takıldığı yer. Kendi vergimi, kendi randevumu kaçırmaktan korkan biri olarak ortak işlere katılmak benim için hiç de doğal bir şey değil.
Yine de sandığa gitmek, bir mahkemenin önünde hakkını aramak, bir komşunun kapısını çalmak küçük ve sıkıcı işler. Hepsi res publica'nın kendisi. Büyük tarih bugün anılıyor, ama o tarih sıkıcı küçük işlerle ayakta duruyor.
Kavramın yanına bir parça
Cemal Reşit Rey: Onuncu Yıl Marşı.
1933'te cumhuriyetin onuncu yılı için yazıldı. Sözleri Faruk Nafiz Çamlıbel ve Behçet Kemal Çağlar'ın, bestesi Cemal Reşit Rey'in. Rey İstanbul'da doğmuş, Paris'te müzik okumuş bir besteci. Bu marşı neredeyse herkes bilir, bu yüzden kimse bir müzik parçası olarak dinlemez.
Bugün bunu denedim. Ezber bir kenara koyulunca genç, biraz telaşlı bir müzik çıkıyor ortaya. On yaşında bir ülke.
Yarına
Yarın cuma. Bugün masadan çok söz ettim. Yarın gerçek masaya, sofraya bakacağım.
Yeni yazılardan haberdar ol
Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.