Doğruluk gereksiz bir kelime mi?
Deflasyonizm, 'doğru'nun hiçbir şey eklemediğini söylüyor. Kelimeyi cümleden çıkarınca gerçekten hiçbir şey kayboluyor mu? Türkçe tartışma metni.
Bu yazıda 12 bölüm var
Bu yazıyı site için hazırladım, bir ders ödevi değil. Bölümdeki metinlerin nereden geldiğini girişte ayrı ayrı yazdım.
"Kar beyazdır doğrudur" ile "Kar beyazdır" arasında ne fark var?
Bu soruyu ilk duyduğumda bir oyun sandım. İkisi de aynı şeyi söylüyor gibi duruyor. Ama sorunun peşine düşmek beni felsefenin en tuhaf tartışmalarından birine götürdü: "doğru" kelimesi bir şeye mi karşılık geliyor, yoksa yalnızca cümle kurmayı kolaylaştıran bir alet mi?
Deflasyonist iddia
Ramsey'in (1927) ortaya attığı fikir şu: "p doğrudur" demek, p demekten fazlasını söylemiyor.
Bunu görmek için denkliğe bakmak yeterli. "Kar beyazdır" doğrudur, ancak ve ancak kar beyazsa. Sol taraftan sağ tarafa geçerken hiçbir bilgi eklenmiyor, hiçbir bilgi kaybolmuyor.
Eğer durum buysa, "doğruluk" diye bir özellik aramak boşuna. Kelime, dilde bir işlevi olan ama dünyada bir karşılığı olmayan bir araç. Horwich (1990) bu görüşü ayrıntılı biçimde savundu: doğruluk kavramının tamamı, bu denklik şemasından ibaret.
Tarski'nin (1944) çalışması bu tartışmanın teknik zeminini kurdu. Tarski, bir dil için doğruluk yüklemini tanımlamanın koşullarını belirledi ve her doğruluk tanımının bu denklikleri vermesi gerektiğini gösterdi. Field (1972) ve Quine (1970), Tarski'nin sonucundan deflasyonist yönde sonuçlar çıkardılar.
Tarski ne yaptı, ne yapmadı
Bu tartışmanın teknik zemini Tarski'de (1944) kuruluyor ve onu atlayarak deflasyonizmi anlamak zor.
Tarski'nin sorduğu soru şuydu: bir dil için "doğru" yüklemini, o dilin kendi içinde çelişki üretmeden tanımlayabilir miyiz?
Sorun yalancı paradoksu. "Bu cümle yanlıştır" cümlesini düşün. Doğruysa yanlış, yanlışsa doğru oluyor. Bir dil hem kendi cümlelerinden söz edebiliyor hem de kendi doğruluk yüklemini içeriyorsa, bu tür cümleler kurulabiliyor ve sistem tutarsızlaşıyor.
Tarski'nin çözümü katman ayrımı: nesne dili ile üst dil. Bir dilin doğruluk yüklemi, o dilde değil, onun hakkında konuşan bir üst dilde tanımlanıyor. Böylece cümle kendi doğruluğundan söz edemiyor.
Tanımın yeterlilik ölçütü de ünlü şema: bir doğruluk tanımı, dilin her cümlesi için "'p' doğrudur, ancak ve ancak p" biçiminde bir denklik vermelidir.
Şimdi kritik nokta. Tarski bir tanım yöntemi verdi; doğruluğun ne olduğu sorusuna metafizik bir cevap vermedi. Bu boşluk, iki karşıt okumaya yol açtı. Field (1972), Tarski'nin tanımının ancak fiziksel bir gönderim kuramıyla tamamlanırsa anlamlı olacağını savundu. Quine (1970) ve sonradan Horwich (1990) ise tam tersi sonucu çıkardı: denklikler zaten her şeyi veriyorsa, geriye açıklanacak bir özellik kalmıyor.
Aynı teknik sonuçtan iki zıt felsefi ders çıkarılması, bana bu tartışmanın neden bitmediğini anlatıyor. Kavga veride değil, verinin neyi gerektirdiğinde.
Peki kelime neden var
Deflasyonist, kelimenin gereksiz olduğunu söylemiyor. Kullanışlı olduğunu, ama betimleyici olmadığını söylüyor.
İki yerde gerçekten işe yarıyor.
Genelleme. "Newton'ın söylediği her şey doğrudur" demek istiyorsun. Newton'ın bütün cümlelerini tek tek sayamazsın. "Doğru" kelimesi, sonsuz bir listeyi tek cümleye sıkıştırmanı sağlıyor.
Kabul. Birinin söylediğini tekrar etmeden onaylamak istiyorsun: "Dediğin doğru." Cümleyi baştan kurmadan onayı iletiyorsun.
Deflasyonizmin güzelliği burada: kelimenin varlığını açıklıyor ama ona metafizik bir yük bindirmiyor. Bu ekonomiyi seviyorum. Gereksiz varlık üretmemek, felsefede iyi bir alışkanlık.
Rahatsız eden taraf
Buraya kadar ikna edici. Şimdi beni rahatsız eden yere geliyorum.
Norm sorunu. İnanç oluştururken doğruluğu hedefliyoruz. "Şuna inanmalı mıyım?" sorusunun cevabı, "doğru mu?" sorusuna bağlı. Eğer doğruluk hiçbir şey değilse, bu hedef neyin hedefi?
Deflasyonist buna cevap verebiliyor: hedef p'ye p olduğu için inanmak; "doğruluk" burada yine kısaltma işlevi görüyor. Cevap tutarlı, ama bana bir şeyi eksik bırakıyor gibi geliyor. Araştırmanın bir yöne doğru gittiği hissi, bu çerçevede açıklanmadan kalıyor.
Başarı açıklaması. Bir haritaya güvenip yolu bulduğumda, haritanın doğru olması başarımı açıklıyor gibi görünüyor. Deflasyonist, açıklamanın haritanın içeriği tarafından yapıldığını söyleyecektir: yol oradaydı, ben de oraya gittim. Bu da tutarlı. Yine de "doğru olduğu için işe yaradı" cümlesini tamamen boşa çıkarmak zor.
Alan farkları. Wright (1992) ve Lynch (2009) şuna dikkat çekiyor: matematikte doğruluk ile ahlakta doğruluk aynı biçimde mi işliyor? Deflasyonizm ikisini de aynı şemaya indirgiyor. Oysa bu alanlardaki tartışmaların tamamı, doğruluğun orada ne anlama geldiğiyle ilgili.
Karşı taraf da rahat değil
Adil olmak için karşı tarafın yükünü de yazmak gerekiyor.
Doğruluğun gerçek bir özellik olduğunu söyleyen görüşler, o özelliğin ne olduğunu açıklamak zorunda. Karşılık gelme kuramı — bir cümle, bir olgu ile karşılık ilişkisi içindeyse doğrudur — kulağa doğal geliyor ama iki şeyi tanımlamayı gerektiriyor: olgu nedir, karşılık gelme nedir. Her ikisi de zor.
Tutarlılık kuramı bu yükten kurtuluyor ama başka bir soruna düşüyor: tutarlı ama gerçeklikle ilgisi olmayan sistemler kurulabilir.
Davidson (1996) daha radikal bir şey söylüyor: doğruluğu tanımlamaya çalışmak boşuna, çünkü doğruluk temel kavramlardan biri ve temel kavramlar başka kavramlarla açıklanamıyor. Bunu bir teslim olma olarak değil, bir teşhis olarak okuyorum.
Anlam kuramı itirazı
Deflasyonizme yöneltilen itirazların en ciddisi bence bu ve ayrı bir başlık hak ediyor.
Dummett (1959) şunu savundu: bir dili anlamak, o dilin cümlelerinin doğruluk koşullarını bilmektir. Anlam kuramının merkezinde doğruluk kavramı duruyor.
Eğer doğruluk yalnızca bir kısaltma aracıysa, bu merkezi rolü nasıl oynayabiliyor? Bir cümlenin anlamını "şu koşullarda doğrudur" diye açıklıyorsak ve "doğru" hiçbir şey eklemiyorsa, açıklama boşa düşmüyor mu?
Deflasyonist iki yoldan cevap verebiliyor. Birincisi, anlamı doğruluk koşullarıyla açıklamaktan vazgeçmek ve kullanım temelli bir anlam kuramına geçmek. İkincisi, doğruluk koşullarının belirlenmesinde asıl işi gönderim ve doyurma gibi alt kavramların yaptığını, "doğru" yükleminin yalnızca bunları özetlediğini söylemek.
İki cevap da tutarlı ve ikisinin de bedeli var. Birincisi büyük bir program değişikliği gerektiriyor. İkincisi, deflasyonizmi anlam kuramının içine gömülü alt kavramlara bağımlı hale getiriyor; o zaman "doğruluk hakkında söylenecek hiçbir şey yok" iddiası zayıflıyor.
Bu itiraz beni şuraya götürüyor: deflasyonizm "doğru" kelimesi hakkında haklı olabilir, ama doğruluk kavramının kuramsal işleri hakkında eksik kalıyor.
Çoğulculuk: tek bir doğruluk mu, birkaç tane mi
Wright (1992) ve Lynch (2009) tartışmayı başka bir yerden açıyor ve bu açı bana en verimlisi gibi geliyor.
Şu üç cümleyi yan yana koy:
- Su, 100 derecede kaynar.
- 7 asal sayıdır.
- İşkence yanlıştır.
Üçü de doğru olabilir. Ama üçünün doğru olma biçimi aynı mı?
Birincisinde doğruluk, dünyayla bir tür karşılık gelme gibi görünüyor. İkincisinde karşılık gelinecek fiziksel bir olgu yok; matematiksel doğruluk kanıtlanabilirlikle iç içe. Üçüncüsünde ise tartışmanın kendisi, doğruluğun orada ne anlama geldiğiyle ilgili.
Çoğulcu görüş şunu söylüyor: doğruluk tek bir özellik değil, alandan alana farklı biçimlerde gerçeklenen bir işlev. Ortak olan şey, doğruluğun oynadığı rol — araştırmanın hedefi olmak, iddiaların normu olmak — ve o rolü farklı alanlarda farklı özellikler yerine getiriyor.
Bu görüşün çekici yanı, alanlar arasındaki gerçek farkı yok saymaması. Zayıf yanı, "aynı kelimeyi kullanıyoruz ama farklı şeyler kastediyoruz" demenin eşiğinde durması. Eğer doğruluk her alanda farklıysa, "her doğru cümle şunu paylaşır" diyebileceğimiz şey neye indirgeniyor?
Lynch'in cevabı, ortak olanın rol olduğu. Bunu makul buluyorum ama itirafım şu: bu cevabın deflasyonizmden ne kadar uzaklaştığı bana hâlâ net değil. İkisi de doğruluğun kendi başına kalın bir töz olmadığını söylüyor.
Nerede duruyorum
İki parçalı bir sonuca varıyorum.
Birincisi, deflasyonizm "doğru" kelimesinin gündelik kullanımını büyük ölçüde açıklıyor. Kelimeyi çıkardığında çoğu cümlede gerçekten hiçbir şey kaybolmuyor. Bu, kolayca göz ardı edilemeyecek bir veri.
İkincisi, deflasyonizm doğruluğu açıklıyor ama araştırmayı açıklamıyor. Bir iddianın doğru olup olmadığını merak ettiğimizde yaptığımız şey, bir denklik şemasını kullanmak değil. Dünyaya bakmak, kanıt toplamak, itiraz aramak. O faaliyetin bir hedefi var ve o hedefi "yalnızca kısaltma" ile tarif etmek bana eksik geliyor.
Bu yüzden şuraya yakın duruyorum: "doğru" kelimesinin anlamı deflasyonistlerin dediği kadar ince olabilir, ama doğruluğun bizim için taşıdığı önem oradan çıkmıyor. Önem, kelimede değil, o kelimeyi kullanırken yaptığımız işte.
Kelimeyi çıkarma denemesi
Deflasyonist iddiayı sınamanın en iyi yolu, onu gerçekten uygulamak. "Doğru" kelimesini cümlelerden çıkarıp ne kaybettiğimize bakalım.
"Kar beyazdır doğrudur." Çıkar: "Kar beyazdır." Kayıp yok. Deflasyonist için en temiz durum.
"Dediğin doğru." Çıkarmak için karşındakinin cümlesini tekrar etmen gerekiyor. Bilgi kaybolmuyor ama pratik bir maliyet var. Bu, kelimenin kolaylık aracı olduğu tezini destekliyor.
"Newton'ın söylediği her şey doğrudur." Burada çıkarma işlemi tıkanıyor. Newton'ın bütün cümlelerini sayamazsın; sonsuz bir bağlaç kurman gerekir. Kelime burada gerçekten vazgeçilmez.
Horwich (1990) bu üçüncü durumu deflasyonizmin aleyhine değil lehine okuyor: kelime tam olarak bu genelleme işini yapmak için var ve başka hiçbir işi yok.
"Bilim, doğruya yaklaşıyor." İşte burası bana sorunlu geliyor. Çıkarmayı dene: "Bilim, şuna yaklaşıyor…" — neye? Bu cümle bir yön bildiriyor ve yönün ucunda bir şey olması gerekiyor gibi. Deflasyonist bunu da çevirebilir: bilimin ardışık kuramları giderek daha fazla doğru öngörü veriyor. Çeviri yapılabilir ama cümlenin sezgisel içeriğinin bir kısmı, en azından benim kulağımda, kayboluyor.
"Doğruyu aramak önemlidir." Aynı sorun, normatif biçimde. Deflasyonist çeviri: her p için, p ise p'ye inanmak iyidir. Doğru ama tuhaf: aradığımız şeyin sonsuz bir listeye çevrilmesi, arayışın kendisini tarif etmiyor.
Bu denemelerden çıkardığım sonuç şu: kelime betimleyici bağlamlarda gerçekten çıkarılabiliyor, normatif ve amaçsal bağlamlarda çıkarıldığında bir şey aksıyor.
Cümleyi değil tutumu değiştiren kelime
Bir gözlem daha eklemek istiyorum, çünkü bu tartışmayı gündelik hayata bağlayan yer burası.
"Doğru" kelimesi bir cümleye eklendiğinde cümlenin içeriğini değiştirmiyor olabilir. Ama konuşmacının konumunu değiştiriyor.
"Yağmur yağıyor" dediğinde bir şey bildiriyorsun. "Yağmur yağıyor, bu doğru" dediğinde bir sorumluluk üstleniyorsun: iddianı savunmaya hazır olduğunu söylüyorsun. İkinci cümle, bir tartışma bağlamında birinciden farklı bir hamle.
Bu farkı, doğruluğun bir özellik olup olmadığı sorusundan ayırmak gerekiyor. Kelimenin semantik katkısı sıfır olabilir; edimsel katkısı sıfır değil.
Bunu deflasyonizme karşı bir argüman olarak sunmuyorum, çünkü deflasyonist bunu rahatlıkla kabul edebilir: kelimenin işlevi zaten bu tür işler yapmak. Sunduğum şey bir tamamlayıcı: "doğruluk hiçbir şeydir" sonucuna atlamadan önce, kelimenin dilde ne iş gördüğüne bakmak gerekiyor ve o işler sandığımızdan çeşitli.
Yalancı paradoksu neden bu tartışmaya ait
Son bir bağlantı kurmak istiyorum, çünkü bu iki konu ayrı sanılıyor.
"Bu cümle yanlıştır" diyen bir cümle, doğruluk kavramının tutarlı bir biçimde kullanılamadığı bir durum üretiyor. Tarski'nin çözümü, dili katmanlara ayırarak bu durumun oluşmasını engellemekti; ama bu çözüm gündelik dil için doğal değil. Biz kendi cümlelerimizden söz ederken katman değiştirmiyoruz.
Deflasyonizmin burada bir avantajı var gibi görünüyor: doğruluk kalın bir özellik değilse, paradoks da derin bir metafizik sorun değil, kelimenin kullanımındaki bir sınır durumu olarak görülebilir.
Ama avantaj göründüğü kadar net değil. Deflasyonizm doğruluğu denklik şemasıyla tanımlıyor ve yalancı cümlesi tam olarak o şemanın kırıldığı yer. Şema her cümle için geçerliyse paradoks üretiliyor; değilse, hangi cümleler için geçerli olduğunu söylemek gerekiyor ve bu, şemanın kendi başına yeterli olmadığı anlamına geliyor.
Buradan çıkardığım ders şu: "doğruluk hakkında söylenecek fazla bir şey yok" demek rahatlatıcı, ama söylenecek şeyin azlığı sınır durumlarda hemen açığa çıkıyor. Kavramın inceliği, onu sorunsuz yapmıyor.
Bunun gündelik karşılığı
Teorik bir tartışma gibi duruyor ama gündelik bir sonucu var ve asıl onun için yazdım.
Bir tartışmada "bu doğru" dediğinde, yaptığın şey bir onay vermek. O onayın arkasında ne olduğu sorusu, tartışmanın kendisini değiştiriyor. Karşılık geldiğini mi söylüyorsun, tutarlı olduğunu mu, işe yaradığını mı?
Çoğu gündelik anlaşmazlık, aynı kelimeyi farklı anlamlarda kullanmaktan çıkıyor. Bu yüzden "doğru" kelimesinin ne iş yaptığını bilmek, felsefi bir merak olmanın ötesinde bir şey: tartışırken nerede durduğunu bilmek.
Kelimeyi cümleden çıkardığında çoğu zaman bir şey kaybolmuyor. Ama onu kullanırken üstlendiğin sorumluluk kayboluyor. Bana kalan asıl ayrım bu.