İçeriğe geç
Kitap Önerilerim

İnsanın Anlam Arayışı

Viktor Frankl

Bana yıllarca yanlış anlatılmış bir kitap. Frankl yeterince güçlü bir sebebin varsa dayanırsın demiyor, dayanamayanı suçlayan tek bir cümle yok.

3 dakika okuma

Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français

Bu yazıda 7 bölüm var

Frankl bir psikiyatrist ve Viyanalı. 1942'de ailesiyle birlikte toplama kamplarına gönderildi. Üç yıl kaldı, dört ayrı kampta.

Babası, annesi, kardeşi ve karısı öldürüldü. Yalnızca kız kardeşi kurtuldu.

Kitabın ilk yarısı orada gördüklerini anlatıyor. İkinci yarısı da oradan çıkardığı yaklaşımı.

Bu kitap bana yanlış anlatılmıştı

Yıllarca şöyle duydum: yeterince güçlü bir sebebin varsa her şeye dayanırsın.

Bir motivasyon cümlesi olarak. Duvara asılacak bir söz olarak. Nietzsche'den yaptığı bir alıntı bu okumayı besliyor: bir “neden”i olan hemen her “nasıl”a katlanır.

Kitabı okuyunca gördüm ki Frankl'ın söylediği bu değil.

Anlatısında kurtulanların büyük ölçüde tesadüfle kurtulduğu açık. Bir sıraya girmek, bir kamyona binmek, bir gün hasta olmamak, bir doktorun listeyi yanlış okuması.

Frankl bunu kendisi de söylüyor: hayatta kalanların en iyiler olmadığını, tam tersini düşündüğünü yazıyor.

Ve dayanamayanları suçlayan tek bir cümle yok.

Bu ayrım neden önemli

Çünkü o motivasyon okuması, dayanamayan insanı suçlu çıkarıyor.

Kötü bir dönemden geçen birine “demek ki yeterince istemiyorsun” demenin kibar hali. Depresyondaki birine “hedefin olsun” demek. Tükenmiş birine “amacını bul” demek.

Frankl'ın kitabı bu cümlelerin kaynağı gibi kullanılıyor ve kitap bunu hak etmiyor.

Bende kalan asıl fikir

Uyaran ile tepki arasındaki boşluk.

Her şeyin elinden alındığı bir yerde bile, olan bitene nasıl bakacağın elinden alınamıyor.

Frankl bunu somut bir örnekle anlatıyor: yürüyüş sırasında karısını düşünmesi. Karısının yaşayıp yaşamadığını bilmiyor (sonradan öldüğünü öğreniyor), ama o an onu düşünmek ona bir şey veriyor.

Bunu bir güç ilanı olarak okumuyorum. Elde kalan en son şeyin tarifi olarak okuyorum ve o kadarı bile bir şey.

Sorunun değişmesi

Kitabın yaptığı asıl iş bir soruyu başka bir soruyla değiştirmek.

“Bu neden benim başıma geldi” yerine “bundan sonra ne yapacağım”.

Birincisi cevaplanamıyor ve cevaplanamadığı için insanı orada tutuyor. İkincisi cevaplanabiliyor (üstelik cevabı kötü de olabilir) ve yine de bir yere götürüyor.

Frankl bunu “hayat sana soru soruyor, sen cevap veriyorsun” biçiminde kuruyor. Bu formül bana biraz fazla düzgün geldi ama işaret ettiği şey doğru.

Logoterapi kısmı

İkinci yarı daha kuramsal ve beni daha az tuttu.

Frankl bir psikoterapi yaklaşımı kuruyor: logoterapi. Freud'un haz ilkesine ve Adler'in güç istencine karşı, merkeze anlam arayışını koyuyor.

Birkaç somut teknik anlatıyor. En ilginci “paradoksal niyet”: uykusuzluk çeken birine uyanık kalmaya çalışmasını söylemek, terlemekten korkan birine bol bol terlemeyi denemesini söylemek. Korkunun beklentiyle beslendiği durumlarda beklentiyi tersine çevirmek.

Burada dürüst bir not düşmem gerek: logoterapinin kanıt tabanı, bugünün ölçütlerine göre sınırlı. Bilişsel davranışçı terapi gibi geniş biçimde sınanmış bir yaklaşım değil.

Kitabı değerli kılan, bir tedavi kılavuzu olması değil. Bir soruyu sorma biçimimizi değiştirmesi.

Kitabın tarihi

1946'da, dokuz günde yazılmış. Frankl kitabı kendi adını koymadan, anonim yayımlamak istemiş.

Sonra dünyanın en çok satan kitaplarından biri oldu ve Frankl bundan rahatsızlık duyduğunu yazdı: bu başarının, insanların anlam sorunuyla ne kadar çok boğuştuğunun kanıtı olduğunu söyledi.

Bu yaygınlık kitabı zaman zaman söylediğinden fazlasını söylüyormuş gibi gösteriyor.

Okurken

İki yüz sayfa civarı ve kısa olması işe yarıyor: uzun olsaydı ilk yarısını taşıyamazdım.

İlk yarı anlatı olduğu için hızlı gidiyor ve duygusal olarak ağır. Ben ara vermek zorunda kaldım.

İkinci yarı yavaşlıyor ve ton tamamen değişiyor: tanıklıktan ders kitabına geçiyor. Bu geçiş bazı okurları rahatsız ediyor; beni de biraz etti.