İçeriğe geç
Günlük

16.10.2026 Günlük XLVI Kharis: karşılık beklemeden gelen

Yunancada kharis hem armağan, hem minnet, hem güzellik demek. Aldığımız şeyi borç diye mi taşıyoruz, yoksa armağan diye mi?

6 dakika okumaOrta
Bu yazıda 8 bölüm var

16.10.2026 Günlük Sayfa XLVI

Almak, vermekten zor olabilir. Özellikle her aldığını bir deftere yazan biri için.

Cuma. Haftanın son iş günü ve ben sabaha yine yapılmamışlar listesiyle başladım. Listede büyük bir şey yok. Küçük küçük şeyler var ve her biri bir borç gibi duruyor.

Bugünün kelimesi kharis. Karşılık beklemeden gelen şey. Kelimeyi seçmemin sebebi, borç defteriyle aramdaki ilişki. Yapmadıklarımı yazıyorum da bana verilenleri de bir yere yazıyorum. İkisini de ödenmesi gereken bir şey gibi tutuyorum.

Üç anlamlı bir kelime

Yunancada kharis, tek kelimeyle söylenmeyecek kadar çok şey taşıyor: lütuf, armağan, iyilik, minnet. Bir de güzellik, çekicilik. İlk bakışta alakasız duruyor. Aynı kelime hem "bana verildi" diyor hem "çok güzel".

Dilbilimciler kelimeyi chairo fiiliyle, yani sevinmekle, ve chara ile, yani sevinçle ilişkilendiriyor. Bunu yaygın kabul olarak biliyorum, ayrıntısına girecek kadar emin değilim. Eu, yani iyi, ile kharis birleşince eucharistia çıkıyor: şükran. Modern Yunancada "teşekkür ederim" hala efharistó. Karizma kelimesi de aynı kökten geliyor.

Bu bağlantıları bir kanıt olarak yazmıyorum, kendi okumam olarak yazıyorum: bir armağan sevinç veriyor ve sevinç verdiği şeyi güzel kılıyor. Belki Yunancada kelimeler bu yüzden yan yana duruyor.

Üç kız kardeş

Hesiodos'un Theogonia'sında Kharitler, Zeus ile Eurynome'nin üç kızı olarak geçiyor: Aglaia, Euphrosyne, Thalia. Adları parlaklık, neşe ve şenlikle ilgili. Latinceye Gratiae diye geçmişler. Gratia, bizim "gratitude" ve "grace" dediğimiz kelimelerin de kökü.

Seneca, De Beneficiis'te onların el ele tutuşup halka olarak dans ettiğini anlatıyor. Yorumuna göre iyilik elden ele geçiyor ve başladığı yere dönüyor. Seneca bu yorumu kendisi de pek ciddiye almıyor, yine de imgeyi saklıyor. Ben de saklıyorum, çünkü bir borç tablosu gibi değil, bir dans gibi.

Aristoteles iki yerde

Nikomakhos'a Etik'in beşinci kitabında Aristoteles, karşılıklı değişimden söz ederken Kharitler'in tapınağının kamusal bir yere yapıldığını söylüyor. Gerekçesi, karşılık vermenin teşvik edilmesi. Kharis'in doğası böyle, diyor: iyilik göreni iyilikle karşılamak, sonra da iyiliği başlatan taraf olmak. Bu anekdotun kaynağı kısa bir pasaj ve ben onu kendi cümlelerimle özetliyorum.

Retorik'in ikinci kitabında ise başka bir şey söylüyor. Kharis orada, ihtiyacı olana, karşılığında bir şey için değil de o kişi için yapılan yardım. Yani veren taraf hesap tutmuyor.

İkisi çelişkili görünebilir. Bana göre değil. Biri veren gözünden, öteki alan gözünden. Veren defter tutmuyor, alan unutmuyor. Ama alanın hatırlaması bir ödeme değil, halkaya devam etmek: bana verilen şeyi bir gün başkasına vermek.

Nikomakhos'a Etik'in dördüncü kitabında bir tespit var ki bende bir şey kıpırdattı. Yüce gönüllü insan, yaptığı iyilikleri hatırlıyor, gördüğü iyilikleri pek hatırlamıyor, çünkü alan, verenin altında kalıyor. Aristoteles bunu ideal olarak anlatıyor ama ben okurken kendimi gördüm. Veren tarafta rahatım, alan tarafta ayağım yere basmıyor.

Minnet ile borç

Türkçede bu karışıklık kelimenin içinde. Minnet duymak güzel bir şey, minnet altında kalmak ağır. Bir de "minnet borcu" diyoruz. Aynı kelime hem teşekkürü hem yükü taşıyor.

Hukuk burada başka bir yerde duruyor. Türk Borçlar Kanunu bağışlama sözleşmesini ayrı bir başlık olarak düzenliyor, 285. maddeden itibaren: karşılık alınmadan yapılan kazandırma. Aldığın şey için bir ödeme planı yok. Yükleme eklenmediği sürece bir ödeme yükü de yok. Hukuk bile karşılıksız vermenin adını koymak zorunda kalmış, çünkü her şeyin bir karşılığı olduğu varsayımı bu kadar yaygın.

Marcel Mauss'un hediye üzerine ünlü incelemesi aksini gösteriyor: pek çok toplumda hediye, karşılık yükümlülüğü yaratıyor. O da doğru. Ama kharis'in iddiası daha ince. Karşılık, verene değil dolaşıma dönüyor.

Yeterince yapamadım defteri

DEHB'li bir günün akşamı şöyle işliyor: yapılmayanlar net, yapılanlar bulanık. Zaman körlüğünde gün akıp gidiyor, neyi tamamladığımı akşam hatırlamıyorum. Yapmadıklarım ise liste olarak duruyor, kapanmamış sekmeler gibi. Zaman körlüğü yazısında bu mekanizmayı yazmıştım. Bugün başka bir yönünü görüyorum: bu asimetri, bir minnetsizlik makinesi gibi çalışıyor. Elimde olanı görmüyorum, eksik olanı sayıyorum.

"Yeterince yapamadım" bir borç cümlesi. Birine ya da bir şeye ödenmemiş bir miktar var. Kimin alacaklı olduğunu hiç sormuyorum. Sorsam, çoğu gün alacaklının ben olduğunu fark edeceğim, çünkü hesabı da ben tutuyorum.

Tanıdan sonra geriye bakıp "bunu bilseydim" diye hesap tutmak çok kolay. Yirmi iki yaşında tanı alan biri, o yaştan önceki yılları da borç defterine yazabiliyor. Mükemmeliyetçilik yazısında anlattığım şey ile bu defter aynı kalemle yazılıyor.

Kharis bu defterin yanına ikinci bir sütun açıyor. Yapılmayanlar değil, verilenler. Bugün bana ne verildi? Bir kahve. Ankara'nın serinleyen havasında bir yürüyüş. Mutfakta kendi elimle yaptığım bir şey. Masamda yerinde duran defter. Bunlar bir şey kazandığım için gelmedi. Verildi.

Bence asıl zor iş şu: bunlara karşılık borçlanmadan teşekkür edebilmek. Utanç ve öz-şefkat yazısında yazdığım gibi, kendime yumuşak davranmak bile bir hak etme sınavına dönüşebiliyor. Oikeiosis günü kendine bakmanın kötü günde de geçerli olduğunu yazmıştım. Bugün aynı fikrin başka bir yüzü: kötü günde de bana bir şey verilmiş olabilir.

İlaca yirmi sekiz yaşında ikinci kez başlamak da bir tür almaktı. Yardımı kabul etmek. Verirken rahat, alırken zorlanan biri için bunun kendi ağırlığı var. Kharis bu ağırlığı bir ödemeye çevirmeyi önermiyor. Alıp bir yerden bir yere taşımayı öneriyor.

Akşam hükmü vermek için acele etmemeyi de epokhe günü yazmıştım. Belki bu akşam hesap defterini kapatmadan önce hükmü bir gece askıda bırakırım.

Teşekkürün hafifliği

Bir şey aldığımda ilk refleksim, karşılığını hesaplamak. Teşekkür bile bu hesabın içine girebiliyor. Hızlı ve fazla söylenen bir teşekkür, borcu çabucak kapatmanın bir yolu olabiliyor. Gerçek bir teşekkür daha yavaş ve daha hafif olurdu. "Aldım, güzeldi" demekten fazlasını istemezdi.

Kendime soruyorum: bir şeyi karşılığını ödemeden, bir süre öylece elimde tutabilir miyim? Sıcak bir çay gibi, soğumadan bitirmem gerekmeyen bir şey olarak.

DEHB'de bekleyen her şey bir göreve dönüşmeye meyilli. Armağan bile göreve dönüşüyor: karşılık verilecek, hatırlanacak, unutulursa ayıplanacak. Kharis bir görev listesi maddesi değil. Önce alınıyor, sonra bir gün, aceleye gelmeden, elden ele geçiyor.

Kavramın yanına bir parça

Johann Sebastian Bach: Orkestra Süiti No. 3, Air (BWV 1068).

Re majör süitin ikinci bölümü. Diğer bölümlerde trompet ve timpani var, bu bölümde yalnızca yaylılar ve sürekli bas çalıyor. Ezgi uzun, sakin notalarla uzanıyor, bas ise altında adım adım yürüyor. Süitin ne zaman yazıldığı kesin değil. Köthen yıllarına mı, Leipzig'e mi ait olduğu hala tartışılıyor.

"G telinde Air" adı sonradan geldi. August Wilhelmj 1871'de parçayı keman ve piyano için uyarlamış ve ezgiyi sadece G telinde çalınabilecek şekilde aşağı çekmiş. Bach'ın kendisi bu adı hiç bilmiyordu.

Kharis ile bağı şu: parça hiçbir şey istemiyor. Uzun notalar geliyor ve gidiyor, altındaki bas yerinden oynamıyor. Dinleyenden bir karşılık beklemeden, yalnızca veriyor gibi.

Yarına

Yarın cumartesi. Kharis alıp verme dansıydı, yarınki kelime sophrosyne. Almayı da vermeyi de ölçüde tutmak, kendini tutmak. Bugün hesap defterini yumuşattım. Yarın o defterin ölçüsüne bakacağım: ne kadarı yeter?

Yazar hakkında

Cansu, DEHB ile yaşayan bir yetişkin. Uzmanlığı yok; elindeki tek şey kendi denediği yöntemler ve kendi gündelik deneyimi. Bir yöntem onda tuttu diye sende tutar mı, bilinmez. Ondan gitmeyen bir şey senin işine yarayabilir.

Buradaki hiçbir şey tıbbi tavsiye, tanı ya da tedavi yerine geçmez. İlaç, doz ve tedavi kararları hekiminle konuşulacak şeyler. Daha fazlası.

Bu yazı 16 Ekim 2026 tarihinde güncellendi.

Yeni yazılardan haberdar ol

Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.