DEHB'de mükemmeliyetçilik
Dağınık bir hayatın içinden çıkan katı standartlar. Mükemmeliyetçiliğin DEHB'de nereden geldiği, neden ertelemeyi büyüttüğü ve eşiği düşürmenin yolu.
Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français
Bu yazıda 9 bölüm var
Evim dağınıkken bir metni yirmi kez okuyup hala göndermediğim günler oldu. Bir sunumu bitiremediğim, çünkü henüz yeterince iyi olmadığını düşündüğüm haftalar oldu.
Bu iki şeyin aynı kişide olması bana uzun süre çelişki gibi geldi. Dağınık biri nasıl mükemmeliyetçi olabilir? Sonra ikisinin aynı kökten çıktığını gördüm.
Mükemmeliyetçilik nereden geliyor
DEHB ile büyüyen çoğu insan hata deneyimini fazlasıyla tanıyor: unutulan tarihler, yarım kalan işler, gözden kaçan ayrıntılar. Bu birikim bir savunma üretiyor.
Savunmanın adı standart yükseltmek. Mantık şöyle işliyor: eğer her şeyi kusursuz yaparsam kimse bir şey diyemez.
Buna telafi stratejisi deniyor ve maskelemenin yakın akrabası. Kısa vadede işe yarıyor, uzun vadede pahalıya mal oluyor.
Kendi hikayemde bunun izini sürmek kolay. Ödevlerimi son gece yapardım ve her seferinde kusursuz olmasını beklerdim. Kusursuz olmasını beklemem, son geceye kadar başlayamamamın sebebiydi; son geceye kalması ise bir dahaki sefere daha da kusursuz olması gerektiği hissini besliyordu. Bu döngü kendi kendini büyüten türden.
Mükemmeliyetçilik yüksek bir hedeften doğmuyor. Çoğu zaman düşük bir güvenden doğuyor.
Neden ertelemeyi büyütüyor
Steel'in (2007) modelindeki bileşenlerden biri, kişinin işi başarabileceğine dair beklentisi. Beklenti düştükçe erteleme artıyor.
Standart yükseldiğinde beklenti otomatik olarak düşüyor: kusursuz yapmam gerekiyor, kusursuz yapamayacağım, o halde başlamayayım. Sonuç, mükemmeliyetçiliğin tam da korktuğu şeyi üretmesi oluyor.
İkinci bir mekanizma daha var. Sirois ve Pychyl'in (2013) çerçevesinde erteleme, o andaki rahatsızlıktan kaçınma. Yüksek standart, işe yaklaşmayı rahatsız edici hale getiriyor ve kaçınmayı besliyor.
Üçüncüsü ise en sinsisi: hazırlık. Asıl işe başlamak yerine işin etrafında dönmek, kaynak toplamak, sistem kurmak. Bu, dışarıdan çalışmak gibi görünüyor ve tam da bu yüzden fark edilmiyor. Ayrıntısını analiz felci yazısında ele aldım.
Nasıl göründüğü
- Bitirememek. İş yüzde doksanda duruyor ve son adım hiç gelmiyor. Sözlükte yüzde doksan sendromu.
- Aşırı hazırlık. Asıl işe başlamadan önce kurulan devasa sistemler, okunan onlarca kaynak.
- Ya hep ya hiç. Kusursuz yapılamayacaksa hiç yapmamak. Sözlükte her şey ya da hiç; ayrıntısı ya hep ya hiç düşüncesi yazısında.
- Aşırı düzeltme. Aynı metni, aynı sunumu, aynı mesajı tekrar tekrar gözden geçirmek.
- Gizleme. Yarım kalan işi kimseye göstermemek, dolayısıyla yardım alamamak.
İki farklı mükemmeliyetçilik
Bu ayrım bana çok işe yaradı, çünkü hepsini aynı kefeye koymak yanlış.
Bir tarafta işin kalitesine yönelen bir titizlik var: bir şeyi iyi yapmak istemek, ayrıntıya özen göstermek, sonucu sevmek. Bu, enerji veren bir şey ve DEHB'de ilgi duyulan konularda sık görülüyor.
Diğer tarafta hatadan kaçınmaya yönelen bir katılık var: yanlış yapmamak, eleştirilmemek, açık vermemek. Bu, enerji alan bir şey ve işi başlatmıyor bile.
Kendime sorduğum ayırt edici soru şu: bu işi daha iyi yapmaya mı çalışıyorum, yoksa birinin bir şey söylemesini mi engellemeye çalışıyorum? İkinci cevap geldiğinde standardı düşürmek doğru hamle oluyor.
Ne işe yarıyor
Kalite eşiğini önceden yaz. İşe başlamadan önce bir cümle: “Bu taslak kalacak.” “Bu sunum sade olacak.” “Bu mesaj üç cümle olacak.” Yazılı bir eşik, sonradan yükselen standarda karşı bir sınır çiziyor.
Süreye bağla, sonuca değil. İki saat çalış, sonunda ne olduysa o. Bu, işin ne zaman biteceğini önceden belirleyen tek yöntem.
Kötü bir ilk sürüm yaz. Amacı kötü olmak. İyi yazmaya çalışmadan yazılan bir sürüm, düzeltilebilir bir şey üretiyor. Boş sayfa düzeltilemiyor.
Birine erken göster. Yüzde otuzdayken göstermek, yüzde doksanda gizlemekten iyi sonuç veriyor. Erken geri bildirim, yönü baştan düzeltiyor.
Standardı dışarıdan kontrol et. “Bu iş başkası yapsaydı yeterli bulur muydum?” sorusu, kendi standardının ne kadar dışarıda olduğunu gösteriyor. Bende cevap neredeyse her zaman “evet, fazlasıyla yeterli” oluyor ve bu, ne kadar adaletsiz bir ölçü kullandığımı hatırlatıyor.
Düzeltme turunu say. Bir metne kaç kez döneceğine önceden karar vermek, sonsuz düzeltmeyi kesiyor. İki tur, sonra gidiyor.
Küçük işlerde eşiği bilerek düşür. Her işin aynı özeni hak etmediğini kabul etmek, en çok zaman kazandıran kural. Bir e-postanın üçüncü kez okunmasına gerek yok. Enerjiyi gerçekten önemli olan üç işe saklamak, her şeye eşit özen göstermekten daha iyi bir sonuç üretiyor.
İş yerinde ayrı bir yük
Mükemmeliyetçilik iş hayatında ödüllendirilen bir şey ve bu onu bırakmayı zorlaştırıyor. Kimse sana “fazla özenli davranıyorsun” demiyor; aksine, hatasız çıkan iş takdir ediliyor.
Görünmeyen tarafı ise şu: o hatasız işin kaç saate ve kaç geceye mal olduğunu kimse bilmiyor. Bu asimetriyi işte kusursuz görünme baskısı yazısında ayrıca ele aldım.
Sık yapılan üç hata
Standardı bir günde indirmeye çalışmak. “Bundan sonra yeterince iyiyi kabul edeceğim” kararı tek başına tutmuyor. İşe yarayan şey tek bir iş türünde denemek: örneğin yalnızca iç yazışmalarda.
Eşiği belirlemeyi işin ortasına bırakmak. İşin ortasındayken “bu kadar yeter mi” sorusu her zaman “hayır” cevabını veriyor, çünkü o an yorgunsun ve metne çok yakınsın. Eşiğin başlamadan önce belirlenmesi gerekiyor.
Geri bildirimi kaçınma sebebine çevirmek. Erken göstermenin karşılığı bazen eleştiri oluyor ve bu, bir daha göstermemeye yol açabiliyor. Oysa erken gelen eleştiri, geç gelenden çok daha ucuz. Bunu kendime her seferinde hatırlatmam gerekiyor.
Öz şefkat kısmı
Neff'in (2003) tanımladığı biçimiyle öz şefkat, kendini zayıflatan bir hoşgörü olarak değil, hataya rağmen çalışmayı sürdürebilmenin koşulu olarak ele alınıyor.
Mükemmeliyetçiliğin karşıtı umursamamak olmuyor. Karşıtı, hata yaptığında kendini işten atmamak.
Bu konunun ayrıntısını utanç ve öz şefkat yazısında ele aldım.
Kendime söylediğim cümle
Bir işi göndermeden önce artık şunu düşünüyorum: bu iş, işin görmesi gereken şeyi görüyor mu?
Cevap evetse gidiyor. Kusursuz olup olmadığı ayrı bir soru ve o soruyu sormayı bıraktığımdan beri hem daha çok iş bitiriyorum hem de bitirdiğim işler daha az canımı yakıyor.
Sık sorulanlar
- DEHB ile mükemmeliyetçilik birlikte olur mu?
- Sık birlikte bulunuyorlar. Sebep genelde telafi: uzun süre hata yapmış biri, hatayı önlemek için standardı yükseltiyor.
- Mükemmeliyetçilik ertelemeyi nasıl büyütüyor?
- Yüksek standart başlamayı imkansızlaştırıyor. Kusursuz yapılamayacak bir iş hiç başlanmamış iş haline geliyor.
- Ne işe yarıyor?
- Kalite eşiğini işe başlamadan önce yazılı olarak belirlemek. Eşik önceden konduğunda, iş sırasında yükselmesi engelleniyor.
- İş yerinde neden ayrı bir yük oluyor?
- Çünkü fazladan harcanan zaman görünmüyor. Dışarıdan yalnızca gecikme görülüyor; işin üç kez gözden geçirildiği kimseye yansımıyor.
Yeni yazılardan haberdar ol
Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.