DEHB ve yeni insanlarla tanışmak: sosyal kaygı ve gaf korkusu
İsmi iki saniyede unutmak, sözü kesmek, eve dönünce her cümleyi yeniden oynatmak. DEHB'de yeni insanlarla tanışmanın zor tarafları ve küçük düzenler.
Bu yazıda 12 bölüm var
Biri elini uzatıyor ve adını söylüyor. Ben de gülümseyip kendi adımı söylüyorum.
İki saniye sonra onun adı gitmiş oluyor.
Bu kadar kısa bir sürede nasıl gittiğini hâlâ tam anlamıyorum. Muhtemelen o iki saniye boyunca zihnim şununla meşguldü: ellerim ne yapıyor, doğru mesafede miyim, bir sonraki cümlem ne olacak. İsmin girebileceği yer yoktu.
Yeni insanlarla tanışmak benim için hep biraz sınav gibi oldu. Sınavı geçip geçmediğimi de ancak eve dönünce, o akşamki her cümleyi baştan oynatırken anlamaya çalıştım.
İki ayrı şey, bazen aynı anda
Önce bir ayrımı yapmak istiyorum, çünkü ben bunları yıllarca karıştırdım.
Sosyal kaygı, başkaları tarafından olumsuz değerlendirilme korkusunun merkezde olduğu bir durum. Kişi rezil olacağından, yargılanacağından korkuyor ve bu korku yüzünden sosyal ortamlardan kaçınabiliyor.
DEHB'de sosyal zorlanma ise daha çok dikkat ve dürtü tarafından geliyor: sözü kesmek, konudan kaymak, ismi kaçırmak, karşıdakinin cümlesini bitirmesini beklememek.
İlki "yanlış bir şey yapacağım" korkusu. İkincisi o yanlışın bazen gerçekten yapılması. Ve sanırım en zor olan, ikisinin birbirini beslediği yer: birkaç kez gerçekten gaf yapan biri, bir sonraki tanışmaya kaygıyla giriyor.
Ergen ve yetişkinlerde sosyal kaygı bozukluğu ile DEHB'nin ilişkisini inceleyen sistematik bir derleme, iki durumun birlikte görülme oranının çalışmadan çalışmaya çok değiştiğini ama ikisi birlikte olduğunda daha ağır belirtiler ve daha fazla sosyal zorluk bildirildiğini ortaya koyuyor. Aynı derleme, çalışmaların çoğunun yöntem açısından zayıf olduğunu da not ediyor; yani bu alan hâlâ gelişiyor (Støre ve ark., 2024).
Türkiye'den de bu soruya bakan bir çalışma var. Sosyal kaygı bozukluğu olan 130 hastayla yapılan araştırmada, çocukluk çağı DEHB'si eşlik eden hastalarda sosyal kaygı daha erken yaşta başlamıştı; bu grupta belirtiler daha ağır ve işlevsellik kaybı daha belirgindi (Koyuncu ve ark., 2015). Çalışmanın başlığı da ayrıca dikkat çekici: sosyal kaygıyla ilişkilendirilen tablo, dikkatsizliğin ön planda olduğu DEHB sunumu.
İkisini birbirinden ayırmanın genel yolları için DEHB mi anksiyete mi yazısına bakabilirsin. Ayrımı yapacak olan elbette bir uzman.
Kuralları biliyorum, o an uygulayamıyorum
Bu yazının bence en önemli bulgusu şurada.
DEHB'li ve DEHB'si olmayan 8-12 yaş arası çocuklarla yapılan bir çalışma, sosyal sorunların kaynağına bakmak için iki ihtimali ayırdı. Birincisi, çocuğun sosyal beceriyi hiç öğrenmemiş olması. İkincisi, beceriyi bildiği hâlde o anda tutarlı biçimde uygulayamaması. Beceriyi hiç bilmeme iki grupta da nadir çıktı. DEHB'li çocukları ayıran şey uygulamadaki tutarsızlıktı; özellikle akranların yönlendirmelerine dikkat etme ve duygu düzenleme gibi alanlarda. Araştırmacılar, DEHB'deki sosyal sorunların büyük ölçüde bilgi eksikliğinden değil, performans tutarsızlığından kaynaklandığı sonucuna vardı (Aduen ve ark., 2018).
Bu çalışma çocuklarla yapıldı ve yetişkinliğe doğrudan taşımak doğru olmaz. Ama okuduğumda çok tanıdık geldi.
Sözü kesmemem gerektiğini biliyorum. Karşımdakine soru sormam gerektiğini biliyorum. İsim söylendiğinde dikkat etmem gerektiğini biliyorum. Bunları bir kurs kitabından ezberler gibi bildiğim hâlde, heyecanın, gürültünün ve aklıma gelen ilginç bir fikrin ortasında bu bilgi o saniyede elimin altında olmuyor.
Bilgim eksik değil. Bilgimle o an arasındaki mesafe uzun.
Bu ayrım önemli, çünkü çözümü değiştiriyor. Bilgi eksikse daha çok okumak gerekiyor. Uygulama tutarsızsa, o anı kolaylaştıracak küçük düzenler gerekiyor.
Tanışma anında tipik olarak ne oluyor
Belirli bir olay anlatmadan, bende ve DEHB'li pek çok okurda sık görülen birkaç örüntüyü sıralayayım.
İsim buharlaşıyor. İsim söylendiği an, dikkatin başka bir yerde olduğu an oluyor.
Heyecanla araya girmek. Karşımdaki bir şey anlatırken aklıma çok ilgili bir şey geliyor ve söylemezsem unutacağımı biliyorum. Sonuç, sözünü kesmek. Bunun arkasındaki mekanizmayı DEHB'liler neden çok konuşur yazısında anlattım.
Çabuk yakınlaşmak. Sıcak bir sohbet başladığında, henüz o yakınlıkta olmadığımız bir konuyu açabiliyorum. Sözlükte buna aşırı paylaşım deniyor.
Sonrasında gelen tekrar. Eve dönünce söylediğim her cümlenin bir kaydı zihnimde dönmeye başlıyor. "Onu neden söyledim?" "Yüzü değişti mi?" Duygu düzenlemesini inceleyen bir meta analiz, DEHB'li yetişkinlerde olumsuz duygusal tepkilerin belirti şiddetiyle yakından ilişkili olduğunu gösteriyor (Beheshti ve ark., 2020). Bir gaf ihtimali, küçük olsa bile, uzun süre akılda kalabiliyor.
Denemeye değer bulduğum küçük düzenler
Bunlar kişiliği değiştirmeye yönelik değil. O anki yükü azaltmaya yönelik.
İsim için tek bir alışkanlık
İsmi duyduğum an bir cümlenin içinde tekrar etmek: "Memnun oldum" deyip ismi hemen cümlenin sonuna eklemek. Tekrar etmek hem ismi bir kez daha duymamı sağlıyor hem de karşı tarafa dinlediğimi gösteriyor. Ortamdan ayrılır ayrılmaz telefonun notlarına ismi ve tek bir ayrıntıyı yazmak da ikinci kalıcı adım.
İsmi yine unuttuysam, bunu erken sormak geç sormaktan çok daha kolay: "Adını bir daha söyler misin, kalabalıkta kaçırdım." Yarım saat sonra sormak daha utandırıcı geliyor; bir hafta sonra artık imkânsız hissettiriyor.
Cebinde üç soru
Ortam ısınana kadar zihnimin boşa düşmesini engellemek için önceden hazırladığım birkaç soru işime yarıyor. "Buraya kimin aracılığıyla geldin?" "Bu aralar seni en çok ne meşgul ediyor?" "Bu konuya nasıl ilgi duymaya başladın?" Bu sorular konuşmayı karşı tarafa bırakıyor; ben de dinlemeye odaklanabiliyorum.
Araya girme dürtüsünü park etmek
Aklıma bir şey geldiğinde söylemek yerine onu bir kelimeyle "park etmek": parmağımı hafifçe masaya bastırmak, telefona tek kelime yazmak ya da o kelimeyi zihnimde iki kez tekrar etmek. Karşımdaki sözünü bitirince fikre geri dönüyorum. Her seferinde işe yaramıyor, ama sıklığı azaltıyor.
Hazır bir onarma cümlesi
Sözünü kestiğimi fark ettiğim anda kısa bir cümle, sonrasında uzun uzun kendimi suçlamaktan çok daha iyi iş görüyor:
- "Pardon, sözünü kestim. Devam et, ne diyordun?"
- "Heyecanlanıp araya girdim, asıl senin anlattığını merak ediyorum."
Onarma ne kadar kısa ve hızlıysa, gaf o kadar küçük kalıyor. Kaygının büyüttüğü şey çoğu zaman gafın kendisinden çok, gaftan sonra ne yapacağımı bilmemek.
Kalabalıktan önce küçük grup
Mümkün olduğunda bir etkinliğe erken gitmeyi deniyorum. Ortam henüz kalabalık değilken iki üç kişiyle tanışmak, sonra gelen kalabalığın içinde tanıdık bir yüz bırakıyor. Kalabalık ortamların neden ayrıca yorduğunu DEHB'de sosyal pil yazısında konuştum.
Tanışmak ile arkadaşlığı sürdürmek ayrı işler
Bu yazı ilk karşılaşmayla ilgili. Tanışmanın ardından o bağı sürdürmek, aramayı hatırlamak, uzun bir sessizlikten sonra geri dönmek başka bir zorluk ve onu DEHB ve arkadaşlık yazısında ayrıca ele aldım.
Ne zaman destek almak gerekiyor
Tanışma kaygısı sosyal ortamlardan tamamen kaçınmaya, fırsatları sürekli geri çevirmeye ya da bir etkinlikten günler önce başlayan yoğun bir korkuya dönüşüyorsa, bu sosyal kaygı bozukluğunun bir işareti olabilir. Sosyal kaygı için etkili psikolojik tedaviler var ve DEHB ile birlikte değerlendirilmesi, derlemenin de önerdiği gibi, önemli. Bu değerlendirmeyi bir ruh sağlığı uzmanı yapıyor.
Bugün düşündüğüm
Yıllarca tanışma anlarında neden bu kadar beceriksiz hissettiğimi, sosyal kuralları bilmediğime bağladım. Bildiğimi fark etmek garip bir rahatlama oldu.
Artık kendime daha çok kural öğretmeye çalışmıyorum. O iki saniyeyi biraz genişletmeye çalışıyorum: bir ismi tekrar etmek, bir fikri park etmek, bir cümleyle onarmak.
Kusursuz bir ilk izlenim bırakmak zorunda değilim. Samimi bir ikinci cümle kurabilmem yetiyor.