İçeriğe geç
Yöntemler

DEHB ve yeni insanlarla tanışmak: sosyal kaygı ve gaf korkusu

İsmi iki saniyede unutmak, sözü kesmek, eve dönünce her cümleyi yeniden oynatmak. DEHB'de yeni insanlarla tanışmanın zor tarafları ve küçük düzenler.

Cansu6 dakika okumaOrta

Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français

Kısa cevap

DEHB ile sosyal kaygı sık birlikte görülebiliyor ve ikisi birlikte olduğunda sosyal zorluklar genellikle daha belirgin oluyor.

Uzun cevap

DEHB'li çocuklarla yapılan bir çalışma, sosyal sorunların çoğunlukla sosyal kuralları bilmemekten değil, bildiğini o anda tutarlı biçimde uygulayamamaktan kaynaklandığını gösteriyor. Yeni biriyle tanışırken ismi unutmak, sözü kesmek ya da fazla paylaşmak bu yüzden sık yaşanıyor; ardından gelen gaf korkusu da bir sonraki tanışmayı zorlaştırabiliyor. İsim için küçük bir hatırlama alışkanlığı, önceden hazırlanmış birkaç soru ve kısa bir onarma cümlesi denemeye değer.

Bu yazıda 12 bölüm var

Biri elini uzatıyor ve adını söylüyor. Ben de gülümseyip kendi adımı söylüyorum.

İki saniye sonra onun adı gitmiş oluyor.

Bu kadar kısa bir sürede nasıl gittiğini hala tam anlamıyorum. Muhtemelen o iki saniye boyunca zihnim şunlarla meşguldü: ellerim ne yapıyor, doğru mesafede miyim, bir sonraki cümlem ne olacak. İsme yer kalmamıştı.

Yeni insanlarla tanışmak benim için hep biraz sınav gibi oldu. Sınavı geçip geçmediğimi de ancak eve dönünce, o akşamki her cümleyi baştan oynatırken anlamaya çalıştım.

İki ayrı şey, bazen aynı anda

Önce bir ayrım yapmak istiyorum, çünkü ben bunları yıllarca karıştırdım.

Sosyal kaygının merkezinde başkalarının seni olumsuz değerlendireceği korkusu var. Kişi rezil olacağından, yargılanacağından korkuyor ve bu korku yüzünden sosyal ortamlardan kaçınabiliyor.

DEHB'de sosyal zorlanma ise daha çok dikkatten ve dürtüsellikten geliyor: sözü kesmek, konudan kaymak, ismi kaçırmak, karşıdakinin cümlesini bitirmesini beklememek.

İlki “yanlış bir şey yapacağım” korkusu. İkincisi o yanlışın bazen gerçekten yapılması. Sanırım en zoru da ikisinin birbirini beslediği yer: birkaç kez gerçekten gaf yapan biri, bir sonraki tanışmaya kaygıyla giriyor.

Ergen ve yetişkinlerde sosyal kaygı bozukluğu ile DEHB'nin ilişkisini inceleyen sistematik bir derlemeye göre iki durumun birlikte görülme oranı çalışmadan çalışmaya çok değişiyor. Ama ikisi birlikte olduğunda daha ağır belirtiler ve daha fazla sosyal zorluk bildiriliyor. Aynı derleme, çalışmaların çoğunun yöntem açısından zayıf olduğunu da belirtiyor; yani bu alan hala gelişiyor (Støre ve ark., 2024).

Türkiye'den de bu soruya bakan bir çalışma var. Sosyal kaygı bozukluğu olan 130 hastayla yapılan araştırmada, çocukluk çağında DEHB'si de olan hastalarda sosyal kaygı daha erken yaşta başlamıştı; bu grupta belirtiler daha ağır ve işlevsellik kaybı daha belirgindi (Koyuncu ve ark., 2015). Çalışmanın başlığı da dikkat çekici: sosyal kaygıyla ilişkilendirilen tablo, dikkatsizliğin ön planda olduğu DEHB tipi.

İkisini birbirinden ayırmanın genel yolları için DEHB mi anksiyete mi yazısına bakabilirsin. Ayrımı elbette bir uzman yapar.

Kuralları biliyorum, o an uygulayamıyorum

Bu yazının bence en önemli bulgusu şurada.

DEHB'li ve DEHB'si olmayan 8-12 yaş arası çocuklarla yapılan bir çalışma, sosyal sorunların kaynağını anlamak için iki ihtimali birbirinden ayırdı. Birincisi, çocuğun sosyal beceriyi hiç öğrenmemiş olması. İkincisi, beceriyi bildiği halde o anda tutarlı biçimde uygulayamaması. Beceriyi hiç bilmemek iki grupta da nadirdi. DEHB'li çocukları ayıran şey uygulamadaki tutarsızlıktı; özellikle akranların yönlendirmelerine dikkat etme ve duygu düzenleme gibi alanlarda. Araştırmacılar, DEHB'deki sosyal sorunların büyük ölçüde bilgi eksikliğinden değil, performans tutarsızlığından kaynaklandığı sonucuna vardı (Aduen ve ark., 2018).

Bu çalışma çocuklarla yapıldı ve sonucu yetişkinliğe doğrudan taşımak doğru olmaz. Ama okuduğumda çok tanıdık geldi.

Sözü kesmemem gerektiğini biliyorum. Karşımdakine soru sormam gerektiğini biliyorum. İsim söylendiğinde dikkat etmem gerektiğini biliyorum. Bunları ders kitabından ezberlemiş gibi biliyorum. Ama heyecanın, gürültünün ve aklıma gelen ilginç bir fikrin ortasında bu bilgi o saniye elimin altında olmuyor.

Bilgim eksik değil. Bilgimle o an arasındaki mesafe uzun.

Bu ayrım önemli, çünkü çözümü değiştiriyor. Bilgi eksikse daha çok okumak gerekiyor. Uygulama tutarsızsa, o anı kolaylaştıracak küçük düzenler gerekiyor.

Tanışma anında tipik olarak ne oluyor

Belirli bir olay anlatmadan, bende ve DEHB'li pek çok okurda sık görülen birkaç örüntüyü sıralayayım.

İsim buharlaşıyor. İsim, tam dikkatim başka bir yerdeyken söyleniyor.

Heyecanla araya girmek. Karşımdaki bir şey anlatırken aklıma konuyla çok ilgili bir şey geliyor ve söylemezsem unutacağımı biliyorum. Sonuç: sözünü kesiyorum. Bunun arkasındaki mekanizmayı DEHB'liler neden çok konuşur yazısında anlattım.

Çabuk yakınlaşmak. Sıcak bir sohbet başladığında, henüz o yakınlıkta olmadığımız bir konuyu açabiliyorum. Sözlükte buna aşırı paylaşım deniyor.

Sonrasında gelen tekrar. Eve dönünce söylediğim her cümlenin bir kaydı zihnimde dönmeye başlıyor. “Onu neden söyledim?” “Yüzü değişti mi?” Duygu düzenlemesini inceleyen bir meta analiz, DEHB'li yetişkinlerde olumsuz duygusal tepkilerin belirti şiddetiyle yakından ilişkili olduğunu gösteriyor (Beheshti ve ark., 2020). Bir gaf ihtimali, küçük olsa bile, uzun süre akılda kalabiliyor.

Denemeye değer bulduğum küçük düzenler

Bunların amacı kişiliği değiştirmek değil. Amaç, o anki yükü azaltmak.

İsim için tek bir alışkanlık

İsmi duyduğum an bir cümlenin içinde tekrar etmek: “Memnun oldum” deyip ismi hemen cümlenin sonuna eklemek. Tekrar etmek hem ismi bir kez daha duymamı sağlıyor hem de karşı tarafa dinlediğimi gösteriyor. Ortamdan ayrılır ayrılmaz ismi ve tek bir ayrıntıyı telefonun notlarına yazmak da ismin akılda kalmasını sağlayan ikinci adım.

İsmi yine unuttuysam, erken sormak geç sormaktan çok daha kolay: “Adını bir daha söyler misin, kalabalıkta kaçırdım.” Yarım saat sonra sormak daha utandırıcı geliyor; bir hafta sonra artık imkansız geliyor.

Cebinde üç soru

Ortam ısınana kadar zihnimin boş kalmasını önlemek için önceden hazırladığım birkaç soru işime yarıyor. “Buraya kimin aracılığıyla geldin?” “Bu aralar seni en çok ne meşgul ediyor?” “Bu konuya nasıl ilgi duymaya başladın?” Bu sorular konuşmayı karşı tarafa bırakıyor; ben de dinlemeye odaklanabiliyorum.

Araya girme dürtüsünü park etmek

Aklıma bir şey geldiğinde söylemek yerine onu bir kelimeyle “park etmek”: parmağımı hafifçe masaya bastırmak, telefona tek kelime yazmak ya da o kelimeyi zihnimde iki kez tekrar etmek. Karşımdaki sözünü bitirince fikre geri dönüyorum. Her seferinde işe yaramıyor ama araya girme sıklığını azaltıyor.

Hazır bir onarma cümlesi

Sözünü kestiğimi fark ettiğim anda kısa bir cümle, sonrasında uzun uzun kendimi suçlamaktan çok daha iyi iş görüyor:

  • “Pardon, sözünü kestim. Devam et, ne diyordun?”
  • “Heyecanlanıp araya girdim, asıl senin anlattığını merak ediyorum.”

Onarma ne kadar kısa ve hızlıysa, gaf o kadar küçük kalıyor. Kaygının büyüttüğü şey çoğu zaman gafın kendisinden çok, gaftan sonra ne yapacağımı bilmemek.

Kalabalıktan önce küçük grup

Mümkün olduğunda bir etkinliğe erken gitmeyi deniyorum. Ortam henüz kalabalık değilken iki üç kişiyle tanışmak, kalabalık geldiğinde içinde tanıdık bir yüz olmasını sağlıyor. Kalabalık ortamların neden ayrıca yorduğunu DEHB'de sosyal pil yazısında anlattım.

Tanışmak ile arkadaşlığı sürdürmek ayrı işler

Bu yazı ilk karşılaşmayla ilgili. Tanışmanın ardından o bağı sürdürmek, aramayı hatırlamak, uzun bir sessizlikten sonra geri dönmek başka bir zorluk. Onu DEHB ve arkadaşlık yazısında ayrıca anlattım.

Ne zaman destek almak gerekiyor

Tanışma kaygısı sosyal ortamlardan tamamen kaçınmaya, fırsatları sürekli geri çevirmeye ya da bir etkinlikten günler önce başlayan yoğun bir korkuya dönüşüyorsa, bu sosyal kaygı bozukluğunun bir işareti olabilir. Sosyal kaygı için etkili psikolojik tedaviler var ve derlemenin de önerdiği gibi, DEHB ile birlikte değerlendirilmesi önemli. Bu değerlendirmeyi bir ruh sağlığı uzmanı yapıyor.

Bugün düşündüğüm

Tanışma anlarında kendimi neden bu kadar beceriksiz hissettiğimi yıllarca sosyal kuralları bilmememe bağladım. Bildiğimi fark etmek garip bir rahatlama oldu.

Artık kendime daha çok kural öğretmeye çalışmıyorum. O iki saniyeyi biraz genişletmeye çalışıyorum: bir ismi tekrar etmek, bir fikri park etmek, bir cümleyle onarmak.

Kusursuz bir ilk izlenim bırakmak zorunda değilim. Samimi bir ikinci cümle kurabilmem yetiyor.

Sık sorulanlar

DEHB ile sosyal kaygı birlikte olur mu?
Sık birlikte görülebiliyor ve ikisi birlikte olduğunda sosyal zorluklar genellikle daha belirgin oluyor.
Sosyal kuralları biliyorum ama uygulayamıyorum, neden?
DEHB'li çocuklarla yapılan bir çalışma, sosyal sorunların çoğunlukla kuralları bilmemekten değil, bildiğini o anda tutarlı biçimde uygulayamamaktan kaynaklandığını gösteriyor.
Tanışma anında ne oluyor?
Aynı anda dinlemek, cevap hazırlamak ve kendini izlemek gerekiyor. Üç işi birden yapınca biri aksıyor.
Ne işe yarıyor?
Önceden hazırlanmış birkaç soru ve ortamdan çıkış planı. İkisi de o anda verilecek karar sayısını azaltıyor.

Bu yöntem sende ne yaptı?

İşaretin bu tarayıcıda saklanıyor. Sunucuya yalnızca sayı gidiyor, kim işaretledi tutulmuyor.

Yazar hakkında

Cansu, DEHB ile yaşayan bir yetişkin. Uzmanlığı yok; elindeki tek şey kendi denediği yöntemler ve kendi gündelik deneyimi. Bir yöntem onda tuttu diye sende tutar mı, bilinmez. Ondan gitmeyen bir şey senin işine yarayabilir.

Buradaki hiçbir şey tıbbi tavsiye, tanı ya da tedavi yerine geçmez. İlaç, doz ve tedavi kararları hekiminle konuşulacak şeyler. Daha fazlası.

Kaynaklar4
  1. Støre, S. J., Van Zalk, N., Granander Schwartz, W., Nilsson, V., & Tillfors, M. (2024). The relationship between social anxiety disorder and ADHD in adolescents and adults: A systematic review. Journal of Attention Disorders, 28(9), 1299-1319.↩
  2. Koyuncu, A., Ertekin, E., Yüksel, Ç., Aslantaş Ertekin, B., Çelebi, F., Binbay, Z., & Tükel, R. (2015). Predominantly inattentive type of ADHD is associated with social anxiety disorder. Journal of Attention Disorders, 19(10), 856-864.↩
  3. Aduen, P. A., Day, T. N., Kofler, M. J., Harmon, S. L., Wells, E. L., & Sarver, D. E. (2018). Social problems in ADHD: Is it a skills acquisition or performance problem? Journal of Psychopathology and Behavioral Assessment, 40(3), 440-451.↩
  4. Beheshti, A., Chavanon, M.-L., & Christiansen, H. (2020). Emotion dysregulation in adults with attention deficit hyperactivity disorder: A meta-analysis. BMC Psychiatry, 20, 120.↩

Yeni yazılardan haberdar ol

Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.