Sesli kitap ve podcast DEHB'de öğrenmeye yardım eder mi?
Yürürken dinlemek bana okumaktan kolay geliyor. Ama kulaktan öğrenmek gerçekten kalıcı mı? DEHB açısından sesli kitap ve podcast kanıtlarını yazdım.
Bu yazıda 8 bölüm var
Yürümeyi seviyorum. Günlüğümün ilk sayfasında da yazmıştım: yürürken düşünebiliyorum, bir cümleyi kafamda birkaç kez çevirebiliyorum.
Kulağımda bir sesli kitap ya da bir podcast varken yürümek bana okumaktan çok daha kolay geliyor. Satır takip etmem gerekmiyor, sayfanın başına dönmüyorum, bedenim hareket ediyor. Bir saat geçiyor ve bir kitabın iki bölümünü "bitirmiş" oluyorum.
Sonra biri bana o iki bölümde ne anlatıldığını sorsa, çoğu zaman genel bir his ve birkaç cümleden fazlasını veremiyorum.
Bu yazı o boşluğu anlamaya çalışıyor. Bu sitede ben de podcast kaydediyorum; yani soruyu hem dinleyen hem konuşan taraftan soruyorum.
Neden bu kadar cazip
DEHB'de okumanın neden zor olduğunu kitap okumak neden zor yazısında anlattım: okumak aynı anda satırı takip etmeyi, cümleyi çalışma belleğinde tutmayı ve dikkati sürdürmeyi gerektiriyor. Dinlemek bu işlerin bir kısmını ortadan kaldırıyor. Satır takibi yok, hız bir başkasının sesine bırakılmış.
Bir de hareket var. Yürürken, bulaşık yıkarken, yolda dinlemek; oturup durmanın zor geldiği bir bedene iş veriyor.
Bunlar gerçek kolaylıklar. Ama kolaylaşan şey ile öğrenilen şey aynı olmayabilir.
Dinlerken zihin yine gidiyor
Okurken zihnim kaydığında bunu fark ediyorum, çünkü göz satırda duruyor ve sayfa beni bekliyor. Dinlerken ses beni beklemiyor. Zihnim üç dakikalığına başka yere gittiğinde kayıt akmaya devam ediyor ve çoğu zaman neyi kaçırdığımı bile bilmiyorum.
DEHB'de bu kaymanın bir adı var: zihin gezinmesi. Bu konudaki araştırmaları gözden geçiren bir derleme, belirli ölçütleri karşılayan dokuz çalışmayı inceledi. Bulgulara göre DEHB sık sık kendiliğinden gelen zihin gezinmesiyle ilişkiliydi ve zihin gezinmesi olduğunda işlevsellik daha fazla bozuluyordu. Yazarlar bu alandaki araştırmanın hâlâ sınırlı olduğunu da not ediyor (Lanier ve ark., 2021).
Sesli içerik bu yüzden DEHB'li biri için ilginç bir çelişki taşıyor: başlaması en kolay kanal, dikkatin fark edilmeden en kolay kaçtığı kanal da olabiliyor.
Ses beni beklemiyor. Kaçırdığım kısım, kaçırdığımı fark etmeden geçip gidiyor.
Kanıt: dinlemek, okumak ya da ikisi birden
Bu soruya en doğrudan cevap veren çalışma bir meta analiz. Adesope ve Nesbit, 57 bağımsız çalışmada yalnızca dinleyerek, yalnızca okuyarak ve aynı metni hem dinleyip hem okuyarak öğrenmeyi karşılaştırdı. Hem dinleyip hem okuyanlar yalnızca dinleyenlerden daha iyi öğrendi. Hem dinleyip hem okuyanlar ile yalnızca okuyanlar arasında ise bir fark çıkmadı (Adesope ve Nesbit, 2012).
Katılımcılar DEHB'li değildi. Ama bulgu "sadece dinlemek yeter" rahatlığına bir sınır çiziyor: kulaktan gelen bilgi, gözle desteklendiğinde daha iyi tutunuyor. Kitap okuma yazısında sesli kitapla birlikte okumayı önermiştim; bu meta analiz, birlikte okumanın yalnızca dinlemekten güçlü olduğunu destekliyor ama yalnızca okumaya göre ek bir öğrenme kazancı göstermiyor. Benim için oradaki kazanç daha çok dikkatin satırda kalmasında.
Okuma güçlüğü olanlar için tablo biraz farklı. Metni sesli okuyan yazılımları ve benzeri araçları inceleyen bir meta analiz, okuma güçlüğü olan öğrencilerde bu araçların okuduğunu anlamayı küçük-orta düzeyde artırdığını buldu (Wood ve ark., 2018). Bu çalışmanın örneklemi DEHB değil, okuma güçlüğü; ama ikisi sık birlikte görüldüğü için önemli. O birlikteliği DEHB ve öğrenme güçlükleri yazısında ele aldım.
Podcastten öğrenmek mümkün mü
Podcastin eğitimde kullanımına dair en düzenli veri tıp eğitiminden geliyor. 62 çalışmayı kapsayan bir kapsam derlemesinde öğrenenler podcastlerin taşınabilirliğini, zaman açısından verimliliğini ve eğitimle eğlenceyi birleştirmesini sevdiklerini bildirdi. Bilgiyi akılda tutmayı ölçen 10 çalışmada podcastler geleneksel öğretim yöntemlerinden geride bulunmadı (Kelly ve ark., 2022).
"Geride bulunmadı" dikkatli bir ifade. Podcastin daha iyi olduğunu söylemiyor; belirli koşullarda en azından geride kalmadığını söylüyor. Örneklem tıp öğrencileri ve hekimlerden oluşuyor, DEHB'ye özgü bir veri yok.
Hangi iş için hangi kanal
Bugün kullandığım ayrım şöyle.
Bir konuyla ilk tanışma: podcast ya da sesli kitap. Genel çerçeveyi, kavramların adını, tartışmanın nerede durduğunu kulaktan almak bana yetiyor. Yürürken dinlemek için en uygun içerik bu.
Ayrıntı, ezber, sınav: metin ve ses birlikte ya da yalnızca metin, kalem elde. Kulaktan gelen tek başına burada yetmiyor.
Tekrar: daha önce okuduğum bir şeyi sesli dinlemek iyi bir hatırlatma. Tanıdık içerik, zihin kaysa bile tamamen kaybolmuyor.
Dil gerektiren başka bir işle aynı anda: hiç. Yazı yazarken ya da okurken sözlü içerik aynı zihinsel kaynağı istiyor; bu çatışmayı müzik ve odaklanma yazısında anlattım.
Hız ayarı da bir araç. Biraz hızlandırmak bende zihnin gidecek boşluğunu azaltıyor; ders videolarında hızla ilgili bulguları online ders yazısında topladım.
Konuşan taraftan bakınca
Bu sitede podcast kaydetmeye başladığımdan beri dinleyicinin dikkatini daha çok düşünüyorum. Kendi dinleme alışkanlıklarımdan yola çıkarak, bir dinleme içeriğini benim için kolaylaştıran birkaç şey fark ettim.
Kısa bölümler tek oturuşta bitirilebildiği için yarım kalmıyor. Bölümün başında neyin konuşulacağını söylemek kulağa bir harita veriyor; zihin kaydığında döneceği yeri biliyor. Arada söylenen kısa toparlama cümleleri kaçırılan kısmı yakalatıyor. Bunları araştırmayla ölçmedim; dinleyici olarak kendimde gözledim.
Dinleyici tarafında bunun karşılığı, içerik seçerken bu özelliklere bakmak. Bir saatlik, haritası olmayan, konudan konuya atlayan bir sohbet keyifli olabilir; ama bir şey öğrenmek istediğimde beni en az taşıyan biçim o oluyor.
Öğrenmek için dinleyeceğim bir bölümü seçerken artık üç şeye bakıyorum: süresine, açılışta konuyu söyleyip söylemediğine ve bölümün içinde bir düzen olup olmadığına. Bu üç işaret, o bölümü yürürken mi yoksa masada, kalem elde mi dinlemem gerektiğini de önceden söylüyor.
Yürürken dinlemenin sınırı
Yürüyüşle dinlemeyi birleştirmek bana çok iyi geliyor, ama iki durumu birbirinden ayırmayı öğrendim.
Tanıdık bir yolda, sakin bir tempoda yürürken dinlemek dikkati çok bölmüyor. Yeni bir yolda, kalabalık bir caddede ya da karşıdan karşıya geçerken ise dikkat zaten çevreye gitmek zorunda. O anlarda ya içerikten kopuyorum ya çevreden. İkincisi riskli, birincisi boşuna.
Bu yüzden yürürken dinleyeceğim içeriği yola göre seçiyorum. Yoğun, ayrıntılı bir bölümü sakin bir parka saklıyorum; kalabalık bir yolda ya hafif bir içerik dinliyorum ya da hiç dinlemiyorum ve yürüyüşün kendi işini yapmasına izin veriyorum. Günlüğümde yürürken etrafı görebildiğimi yazmıştım; kulağım doluyken o kısım biraz eksiliyor. Bazen en iyi öğrenme, dinlediğim şeyi kulaklığı çıkardıktan sonra kafamda çevirdiğim birkaç dakikada oluyor.
Dinlemek okumak sayılır mı
Bunu kendime uzun süre sordum. Sesli kitapla bitirdiğim bir kitap için "okudum" demeye utanıyordum.
Artık şöyle bakıyorum: amaç bir bilgiye ulaşmaksa kanal ikinci planda. Amaç o bilgiyi kalıcı hâle getirmekse kanalı işe göre seçmek gerekiyor. İkisi farklı sorular. Birinde dinlemek fazlasıyla yeterli, diğerinde metinle desteklenmesi gerekiyor.
Bir de denemeye değer bulduğum bir sıra var: başlayamadığım bir kitabı önce kulaktan dinlemek, merak uyandığında basılı hâline dönmek. Genel çerçeveyi bildiğimde okumak kolaylaşıyor, çünkü her cümlede nereye gittiğimi biliyorum. Bu sırada dinlemek okumanın yerini almıyor, okumaya giden yolu kısaltıyor.
Sesli kitaba geçmeyi düşünüyorsan bunu bir kerelik bir karar gibi görmemek de işe yarıyor. Aynı kitabın bir bölümünü dinleyip bir bölümünü okumak, hangisinin sende neyi tuttuğunu kısa sürede gösteriyor. Hangi sıranın işe yaradığını bilmek için bir iki kitapta denemek yeterli.
İnsan bazen bir şeyin değerini ne kadar zor olduğuyla ölçüyor. Öğrenmenin zorlukla ölçülmesi gerekmiyor. Kolay gelen bir yolun nerede işe yaradığını bilmek, zor olanı her seferinde seçmekten daha akıllıca.