İşte geri bildirim almak: DEHB'de eleştiri neden ağır gelir
Tek cümlelik bir düzeltme bütün günü götürebiliyor. DEHB'de iş yerindeki geri bildirimin neden ağır geldiğini ve onu nasıl taşınır kıldığımı yazdım.
Bu yazıda 6 bölüm var
Bir işi teslim ediyorum. Birkaç saat sonra bir mesaj geliyor: "Genel olarak çok iyi, sadece şu bölümü biraz daha netleştirebilir miyiz?"
Mesajın büyük kısmı olumlu. Ben "sadece" kelimesinden sonrasını okuyorum. Sonra bir daha okuyorum. Akşam olduğunda işin iyi bulunan kısmını hatırlamıyorum bile; aklımda kalan tek şey netleşmemiş bir bölüm ve onun arkasına eklediğim bir hikâye: demek ki aslında beğenmedi, demek ki yetersiz buldu, demek ki bir dahaki işi başkasına verecek.
Bunu yazarken biraz gülüyorum, çünkü yazıya dökülünce ne kadar orantısız olduğu görünüyor. O an görünmüyor.
Bu yazı iş yerinde geri bildirim almak üzerine. Reddedilme duyarlılığının genel tarafını ayrı bir yazıda anlattım; burada işin kendisine, yani değerlendirme toplantısına, revizyon notuna, "bir dakikan var mı?" mesajına bakmak istiyorum.
Neden bu kadar ağır
İki şey üst üste biniyor.
Birincisi duygunun kendisi. On üç çalışmayı bir araya getiren bir meta analiz, DEHB'li yetişkinlerde duygu düzenleme güçlüğünün kontrol gruplarına göre yüksek olduğunu ve farkın büyük sayılacak bir etki büyüklüğüne ulaştığını gösteriyor; en belirgin taraf da duygusal dalgalanma (Beheshti ve ark., 2020). Shaw ve arkadaşları da bu güçlüğün DEHB'ye sonradan eklenmiş bir yan özellikten çok, günlük hayattaki zorlanmanın önemli bir kısmını açıklayan merkezî bir parça olabileceğini tartışıyor (Shaw ve ark., 2014). Yani eleştiriye verilen tepki gerçekten daha hızlı yükseliyor ve daha yavaş iniyor.
İkincisi geçmiş. İnsan bazen bir cümleye tepki verirken aslında o cümlenin yıllardır süren tekrarına tepki veriyor. "Daha dikkatli olsan", "yine son dakikaya bıraktın", "potansiyelin var ama" cümlelerini çocukluktan beri duyan biri için yeni bir düzeltme yeni gelmiyor. Eski bir dosyanın üstüne bir sayfa daha ekleniyor.
Eleştiri tek başına ağır değil. Ağır olan, onu koyduğum rafın zaten dolu olması.
Bende bunun sessiz bir versiyonu vardı. Kimse bana açıkça "beceriksizsin" demedi. Ama ödevini son gece yapıp teslim eden, sonra da neden daha iyisini yapmadığını kendine soran bir çocuk, dışarıdan gelen her notu kendi iç sesiyle birleştirmeyi çok erken öğreniyor. Sözlükte bunun adı öz eleştiri.
Geri bildirimin kendisi de masum değil
Burada sorunun yalnızca bizde olmadığını söylemek istiyorum, çünkü bu kısım bana çok iyi geldi.
Geri bildirim araştırmalarının en çok alıntılanan meta analizlerinden birinde Kluger ve DeNisi, geri bildirimin performansı ortalamada iyileştirdiğini ama incelenen durumların üçte birinden fazlasında performansı düşürdüğünü buldu (Kluger ve DeNisi, 1996). Önerdikleri açıklama benim deneyimime çok yakın: geri bildirim dikkati işin kendisinden alıp kişinin benliğine yönelttiğinde, yani "bu bölüm eksik" cümlesi "sen nasıl birisin" sorusunu çağırdığında etkisi zayıflıyor ya da tersine dönüyor.
Bu bulgu herkes için geçerli. Ama şunu düşündürüyor: dikkati zaten kolayca benliğe kayan biri için geri bildirimin nasıl verildiği iki kat fark yaratıyor.
Bir de zamanlama var. Çocuklarla yapılmış yirmi iki çalışmayı derleyen bir inceleme, ödülün ve kaybın hem DEHB'li hem de diğer çocuklarda performansı artırdığını, bu etkinin DEHB'li çocuklarda biraz daha belirgin olduğunu ve DEHB'li çocukların gecikmiş ödül yerine hemen gelen ödülü tercih ettiğini özetliyor (Luman ve ark., 2005). Bu çalışmaların çoğu çocuklarla yapıldığı için yetişkin iş hayatına birebir taşımak doğru olmaz. Yine de altı ayda bir yapılan değerlendirme toplantısının bana neden hep "birdenbire" geldiğini açıklıyor: aylarca sessizlik, sonra tek oturuşta bir yığın not. Sözlükteki anında geri bildirim başlığını bu yüzden iş hayatı için de okuyorum.
O an ne yapıyorum
Eleştiriyi sevmeye çalışmıyorum, bunun olacağını da sanmıyorum. Denediğim şey, eleştiriyi aldığım an ile ona cevap verdiğim anı birbirinden ayırmak.
Önce yazıya geçiriyorum. Sözlü bir geri bildirimden sonra aklımda kalan şey çoğu zaman hissettiğim oluyor. Yüz ifadesini hatırlıyorum, cümleyi unutuyorum. O yüzden söylenenleri toplantıda ya da hemen sonrasında olabildiğince kelimesi kelimesine not ediyorum. Kendi yorumumu ayrı bir satıra yazıyorum. İki satırı yan yana görmek çoğu zaman yetiyor: "Giriş kısmı uzun olmuş" ile "işimi beğenmedi" aynı cümle değil.
Cevabı erteliyorum. "Teşekkürler, bakıp döneceğim" en çok kullandığım cümle. Savunma yapmıyorum, uzun açıklama yapmıyorum, özür de dilemiyorum. İlk dalgada verdiğim cevaplar ya fazla savunmacı ya da fazla kendini küçülten oluyor; ikisi de sonradan toplanması gereken bir iş doğuruyor.
Belirsizi somuta çeviriyorum. Geri bildirim belirsizse ("biraz daha stratejik olabilir") zihnim o boşluğu en kötü ihtimalle dolduruyor. Bunun yerine bir soru soruyorum: "Bir sonraki sürümde tam olarak neyi farklı görmek istersin?" Bu soru bana bir yapılacak iş veriyor, karşı tarafı da genel bir hükümden somut bir talebe taşıyor.
Geri bildirimi baştan farklı istemek
Asıl değişiklik ise eleştiriyi almadan önce oldu.
Kendi şirketimde dijital strateji kuruyorum ve bu işin büyük kısmı düşünme emeği. Bir strateji belgesini ilk kez gösterdiğimde karşı taraf sonucu görüyor, ben arkasındaki bütün elenmiş ihtimalleri. Bu da geri bildirimi ağırlaştırıyor, çünkü tek bir itiraz o görünmeyen emeğin tamamına yapılmış gibi geliyor.
Bunun için denemeye değer bulduğum birkaç şey var:
- Erken ve parça parça göstermek. İşin başındayken paylaşılan bir taslak, bitmek üzereyken gösterilen bir işe göre çok daha az acıtıyor. Düzeltme küçük kalıyor, "bitmiş" bir şeye itiraz edilmiş hissi de oluşmuyor. Bunun mükemmeliyetçilikle ilgili tarafını şurada yazmıştım.
- Ne tür geri bildirim istediğimi söylemek. "Şu an yalnızca yöne bakmanı istiyorum, dil ve biçim sonra" demek, yorumların dağılmasını ve benim her şeyi aynı ağırlıkta almamı engelliyor.
- Yazılı istemek. Yazılı geri bildirimi tekrar okuyabiliyorum. Ses tonu aradan çıkıyor, kelime kalıyor ve üzerinden madde madde geçebiliyorum.
- Sık istemek. Nadir gelen geri bildirim her seferinde bir sınava dönüşüyor. Kısa ve düzenli olanı sıradan bir iş akışı gibi hissettiriyor.
Bir yöneticiyle çalışıyorsan bunların hepsini tanını açıklamadan istemek mümkün; nasıl dile getirilebileceğini düzenlemeler yazısında toplamıştım.
Övgü de zor geliyor
Bunu yazmadan geçemem, çünkü bende en az eleştiri kadar belirgin.
"Çok iyi olmuş" cümlesini duyduğumda içimden hemen bir düzeltme geliyor: aslında son gece yaptım, aslında şurası eksik, aslında biraz şanstı. Başarıyı küçültmek ile eleştiriyi büyütmek aynı mekanizmanın iki ucu gibi duruyor. İkisinde de dışarıdan gelen bilgi, içerideki hazır hükme uyacak biçimde eğilip bükülüyor.
Artık övgüye de aynısını yapmaya çalışıyorum: yazıya geçiriyorum ve "teşekkür ederim" dedikten sonra hiçbir şey eklemiyorum. O cümlenin sonuna "ama" koymamak, bana eleştiriye hemen cevap vermemekten daha zor geliyor.
Nerede sınır var
Her geri bildirim yapıcı olmuyor. Aşağılayan, herkesin önünde yapılan ya da kişiliğe yönelen bir eleştiriyi "benim duyarlılığım" diye tamamen kendi üzerine almak da bir tuzak. Duygu düzenleme güçlüğü tepkiyi büyütüyor olabilir; bu, karşıdaki davranışın uygun olduğu anlamına gelmiyor.
Kendime sorduğum soru şu: bu cümle işime mi dokunuyor, bana mı? İşime dokunuyorsa canım yansa da içinden bir yapılacak iş çıkarıyorum. Bana dokunuyorsa o konuşma artık bir sınır konuşması.
Eleştiriden sonraki ağırlık günlerce sürüyor, işi açmak ya da işe gitmek zorlaşıyorsa bunu bir uzmanla konuşmak abartı olmaz. Bu iç sesin nasıl yumuşayabileceğini utanç ve öz şefkat yazısında daha uzun anlattım.
Eleştiri bende hâlâ ağır. Değişen şey, o ağırlığı o an kaldırmak zorunda olmadığımı bilmem.