İçeriğe geç
Yöntemler

İş yerinde kusursuz görünme baskısı ve DEHB

Hatayı saklamak, yardım istememek, her mesaja anında dönmek. İş yerinde kusursuz görünme çabasının DEHB'de neden bu kadar yoğun olduğu ve bedeli.

6 dakika okumaOrta
Bu yazıda 7 bölüm var

İş yerinde bazı cümleleri çok hızlı söylüyorum.

"Hallederim."

"Yok, gayet net."

"Hemen bakıyorum."

"Hiç sorun değil."

Bu cümlelerin hepsinin arkasında aynı şey duruyor: bir eksiğin, bir karışıklığın, bir takılmanın görünmemesi. Bir mesaja on dakika geç dönmek bile bana bir açık vermek gibi gelebiliyor. Bir soruyu sormak, bilmediğimi ilan etmek gibi.

İnsan bazen işini değil, işini hiç zorlanmadan yapıyor görünmeyi taşıyor.

Maskelemenin genel tarafını, yani belirtileri hayatın her alanında gizlemeyi ayrı bir yazıda anlattım. Mükemmeliyetçiliğin ertelemeyle bağını da şurada. Bu yazı daha dar bir yere bakıyor: iş yerinde, başkalarının önünde, kusursuz görünme baskısı.

Kusursuz olmak ile kusursuz görünmek

Bu ikisi ayrı şeyler ve psikoloji literatüründe de ayrı çalışılıyor.

Hewitt ve arkadaşları "mükemmeliyetçi kendini sunma" adını verdikleri bir kavram tanımladı. Bu, kişinin kendisini başkalarına kusursuz göstermeye çalışması. Üç parçası var: kendi mükemmelliğini öne çıkarmak, kusurlarını davranışla göstermemek ve kusurlarını sözle kabul etmemek. Farklı örneklemlerde yapılan çalışmalar, bu sunum biçiminin hem kişisel hem de ilişkisel psikolojik sıkıntıyla tutarlı biçimde ilişkili olduğunu gösterdi (Hewitt ve ark., 2003).

Bu üç parçayı okurken iş hayatımdan tanıdık sahneler geldi aklıma. Hepsi yıllar içinde tekrar eden örüntüler.

Kusuru göstermemek. Bir dosyayı yanlış yere kaydettiğimde, bir tarihi karıştırdığımda sessizce düzeltip hiçbir şey olmamış gibi davranmak.

Kusuru söylememek. "Bunu anlamadım" ya da "bunu unuttum" cümlesini kurmak yerine, anlamış ve hatırlıyormuş gibi devam edip sonra gizlice araştırmak.

Kusursuzluğu öne çıkarmak. Her şeye hızlı cevap vermek, her işi erken teslim etmeye çalışmak, hiç yorulmuyormuş gibi görünmek.

Kusursuz görünmek, kusursuz olmaktan daha yorucu. Çünkü iki işi aynı anda yapıyorsun: işi ve iş hakkındaki gösteriyi.

DEHB'de neden daha yoğun

Burada kanıtı ve çıkarımı ayırayım.

DEHB'li yetişkinlerin gündelik hayatı nasıl idare ettiklerini inceleyen nitel bir çalışmada, 32 kişiyle yapılan görüşmelerde telafi stratejileri beş başlıkta toplandı: düzenle ilgili, hareketle ilgili, dikkatle ilgili, sosyal ve ilaçla ilgili stratejiler (Canela ve ark., 2017). Yani DEHB'li insanlar belirtileriyle baş etmek için sürekli ve çoğu zaman görünmeyen bir çaba harcıyor.

Bu çalışma iş yerinde kusursuz görünme baskısını doğrudan ölçmüyor. Benim çıkarımım şu: küçük hatalar DEHB'de daha sık oluyorsa ve hata yapan kişi yıllarca düzeltilmişse, hatayı gizlemek en hızlı öğrenilen telafi stratejilerinden biri oluyor. Sözlükte bunun adı telafi stratejisi.

Bir de şu var. Geç tanı almış, dışarıdan "iyi idare eden" biri olarak kusursuz görünmek bende aynı zamanda bir kimlik hâline geldi. "O her şeyi halleder" cümlesi insanlar için bir iltifat. Benim için ise hiçbir zaman "yetişemedim" diyememek anlamına geliyor. Sözlükte bu görünümün bir adı da var: gizli DEHB.

Sahtekârlık hissi ile birlikte

Kusursuz görünme baskısının en yakın arkadaşı, başarının hak edilmediği hissi. Sözlükte sahtekârlık hissi diye geçiyor.

Bu konudaki sistematik bir derleme, bu hissin depresyon ve kaygıyla sık birlikte bulunduğunu, daha düşük iş performansı ve iş doyumuyla ilişkili olduğunu bildiriyor. Aynı derleme, bu hissi hafifletmeye yönelik bir tedaviyi değerlendiren yayımlanmış bir çalışma bulamadığını da not ediyor (Bravata ve ark., 2020).

Bende ikisi birbirini besliyor: yaptığım işin arkasında ne kadar telafi olduğunu bildiğim için başarı bana ait gelmiyor, ait gelmediği için de açık vermemeye daha çok çalışıyorum.

Dijital strateji işinde bunun bir de görünmeyen emek tarafı var. Bir stratejinin arkasındaki araştırma ve elenen ihtimaller dışarıdan görünmediği için, görünen tek şey olan sonucun kusursuz olması gerekiyormuş gibi hissediyorum. Sanki bütün görünmeyen emeğin tek kanıtı o sonuçmuş ve içinde bir hata bulunursa bütün emek sorgulanacakmış gibi. Oysa emeği görünür kılmanın başka yolları var: süreci anlatmak, ara aşamaları paylaşmak, neyin neden elendiğini yazmak.

Hatanın söylenemediği yerde ne oluyor

Kusursuz görünme baskısı yalnızca bireysel bir mesele değil; ortam da onu besliyor ya da azaltıyor.

Edmondson'un 51 iş ekibiyle yaptığı çalışmada, ekip üyelerinin risk alıp hata yaptığında cezalandırılmayacağına inandığı ekiplerde öğrenme davranışları daha yüksekti ve öğrenme davranışları da performansla bağlantılıydı (Edmondson, 1999).

Bu bulguyu kendi tarafımdan şöyle okuyorum: hatayı saklamak kısa vadede itibarı koruyor ama uzun vadede hem öğrenmeyi hem de işi zayıflatıyor. Saklanan hata büyüyor. Erken söylense beş dakikada düzelecek bir şey, fark edildiğinde bir krize dönüşüyor.

Hatayı söyleyebildiğin bir ortamda çalışmıyorsan bu senin suçun değil. Ama bu durumun bedelini de sen ödüyorsun.

Kusursuz görünmek yerine öngörülebilir olmak

Benim için en işe yarayan değişiklik hedefi değiştirmek oldu. "Kusursuz görünmek" yerine "öngörülebilir olmak". İş hayatında insanların çoğu, hiç hata yapmayan birinden çok, ne zaman ne olacağını bildiği biriyle çalışmak istiyor.

Erken ve küçük söylemek. Bir şeyin ters gittiğini fark ettiğimde onu küçükken söylemeye çalışıyorum: "Şurada bir karışıklık yaptım, düzelttim, sadece bilgin olsun." Tek cümle, açıklama ya da özür yağmuru olmadan.

"Bilmiyorum" cümlesine bir devam eklemek. "Bilmiyorum" tek başına bende hâlâ zor. "Bilmiyorum, öğrenip yarın öğlene kadar dönerim" demek daha kolay, çünkü bir plan anlatıyor.

Kalite düzeyini sormak. Kusursuz görünme baskısı en çok her işi en yüksek standartta yapmaya çalışırken yoruyor. "Bu bir iç taslak mı, yoksa dışarıya gidecek bir belge mi?" diye sormak, emeği gerçekten gereken yere koymamı sağlıyor.

Sistemleri saklamamak. Alarmlarımı, listelerimi, kontrol adımlarımı uzun süre bir eksiklik gibi gizledim. Oysa bunlar iyi çalışan birinin araçları. Birinin önünde not almak ya da "bunu takvime yazayım" demek profesyonel görünüyor.

Cevap hızını düşürmek. Her mesaja anında dönmek bir kusursuzluk gösterisi ve benim için çok pahalı, çünkü her mesaj bir geçiş demek. Mesajlara belirli saatlerde dönmeye başladığımda kimsenin bir şey demediğini gördüm.

Yardım istemenin hesabı

Kusursuz görünme baskısının en pahalı sonucu bende yardım istememek oldu.

Bir işte takıldığımda içimden şu hesap geçiyor: sorarsam bilmediğimi anlayacaklar, sormazsam biraz daha uğraşıp kendim çözerim. Çoğu zaman o "biraz daha" saatlere dönüşüyor. Beş dakikalık bir soruyu sormamak için bir akşamı harcıyorum.

Yıllar içinde bu hesabı başka türlü yapmayı öğrenmeye çalışıyorum. Kendime şunu soruyorum: bu soruyu soran başka biri olsaydı onun hakkında ne düşünürdüm? Neredeyse her zaman cevap "işini düzgün yapmak isteyen biri" oluyor. Aynı soruyu sorduğum için kendim hakkında başka bir hüküm vermem, geçmişten kalan bir hesap.

Yardım isterken işime yarayan bir kalıp da var: ne denediğimi, nerede takıldığımı ve neye ihtiyacım olduğunu tek mesajda yazmak. "Şu raporda veriyi şu kaynaktan çektim, iki tablo tutmuyor, hangisini esas alalım?" Bu biçimde sorulan bir soru hem karşı tarafın zamanını koruyor hem de beni işin içinde biri olarak gösteriyor.

Bu baskı ne zaman ağırlaşıyor

Kusursuz görünme çabası uzun sürdüğünde genelde bir yerden kırılıyor: akşamları hiçbir şey yapamayacak kadar yorgunluk, işe gitmeden önce sıkışan göğüs, küçük bir hatadan sonra günlerce çıkamamak. Bunlar yalnızca bir iş alışkanlığı meselesi değil. Böyle bir tablo yaşıyorsan bir uzmanla konuşmak yerinde olur. Kusursuz görünmeye çalışan biri için bu adım da zor, onu biliyorum.

Eleştiriyle ilgili tarafı geri bildirim yazısında ayrıca anlattım.

Artık kusursuz görünmek istemiyorum. Güvenilir olmak istiyorum. İkisinin arasındaki fark, hatalarımı gizlemeyi bırakmam.

Bu yöntem sende ne yaptı?

İşaretin bu tarayıcıda saklanıyor. Sunucuya yalnızca sayı gidiyor, kim işaretledi tutulmuyor.

Yazar hakkında

Cansu, DEHB ile yaşayan bir yetişkin. Uzmanlığı yok; elindeki tek şey kendi denediği yöntemler ve kendi gündelik deneyimi. Bir yöntem onda tuttu diye sende tutar mı, bilinmez. Ondan gitmeyen bir şey senin işine yarayabilir.

Buradaki hiçbir şey tıbbi tavsiye, tanı ya da tedavi yerine geçmez. İlaç, doz ve tedavi kararları hekiminle konuşulacak şeyler. Daha fazlası.

Kaynaklar

  1. Hewitt, P. L., Flett, G. L., Sherry, S. B., Habke, M., Parkin, M., Lam, R. W., McMurtry, B., Ediger, E., Fairlie, P., & Stein, M. B. (2003). The interpersonal expression of perfection: Perfectionistic self-presentation and psychological distress. Journal of Personality and Social Psychology, 84(6), 1303-1325.
  2. Canela, C., Buadze, A., Dube, A., Eich, D., & Liebrenz, M. (2017). Skills and compensation strategies in adult ADHD: A qualitative study. PLoS ONE, 12(9), e0184964.
  3. Bravata, D. M., Watts, S. A., Keefer, A. L., Madhusudhan, D. K., Taylor, K. T., Clark, D. M., Nelson, R. S., Cokley, K. O., & Hagg, H. K. (2020). Prevalence, predictors, and treatment of impostor syndrome: A systematic review. Journal of General Internal Medicine, 35(4), 1252-1275.
  4. Edmondson, A. (1999). Psychological safety and learning behavior in work teams. Administrative Science Quarterly, 44(2), 350-383.