İçeriğe geç
Yöntemler

Düşünme emeğinin görünmemesi: DEHB ve strateji işi

Bir stratejinin sonucu görünüyor, arkasındaki düşünme görünmüyor. DEHB'li bir zihinle yapılan düşünme emeğinin neden iki kat görünmez kaldığını yazdım.

6 dakika okumaOrta
Bu yazıda 8 bölüm var

Geçenlerde günlüğüme görünmeyen emeği yazdım: bir stratejinin sonucunun görünüp arkasındaki düşünme sürecinin görünmemesini. O yazıyı bitirdikten sonra aklımda bir soru kaldı. Bu yalnızca strateji işinin kaderi mi, yoksa DEHB'li bir zihnin düşünme biçimi bu görünmezliği büyütüyor mu?

Bu yazı o sorunun peşinden gidiyor. Günlükteki duyguları tekrar etmek istemiyorum. Onların nereden gelebileceğine ve bununla ne yapılabileceğine bakmak istiyorum.

Hiçbir iş kendiliğinden görünmüyor

Bu konuda okuduğum en açıklayıcı metin, sosyologlar Susan Leigh Star ve Anselm Strauss'tan geldi. Onlara göre hiçbir iş doğası gereği görünür ya da görünmez sayılmaz. İşi her zaman seçilmiş göstergeler üzerinden görüyoruz: gerilen kaslar, ortaya çıkan bir ürün, değişen bir durum. Bu göstergeler de bağlama göre değişiyor ve neyin iş sayılacağı bir tür pazarlığa dönüşüyor (Star ve Strauss, 1999).

Bu çerçeveyi düşünme emeğine uygulayınca tablo netleşiyor. Düşünmenin göstergesi yok. Kas gerilmiyor, masada bir ürün birikmiyor. Göstergesi olan tek şey sonuç: bir sayfa, bir sunum, bir karar. Oysa strateji işinde sonuç çoğu zaman bütün emeğin en küçük parçası.

Bir stratejide söylenen her "bunu yapalım" cümlesinin arkasında söylenmeyen onlarca "bunu yapmayalım" var. Elenen seçenekler hiçbir yerde görünmüyor. İşin en değerli kısmı ise çoğu zaman tam orada duruyor.

Sözlükte bunun genel adı görünmeyen emek. Ev içindeki hâlini zihinsel yük yazısında anlatmıştım. İş hayatındaki hâli biraz farklı, çünkü burada görünmezlik doğrudan işe biçilen değeri etkiliyor.

Benim düşünmem nasıl görünüyor

DEHB'li bir zihinle düşünmek dışarıdan pek düşünmeye benzemiyor.

Bir problemin başına oturduğumda doğrusal ilerlemiyorum. Yirmi sekme açıyorum, bir veri setine bakıyorum, alakasız görünen bir yazıya kayıyorum, sonra kalkıp yürüyorum. Dışarıdan bakan biri dağınıklık görüyor. Bazen ben de öyle görüyorum.

Sonra bir anda parçalar yerine oturuyor. Çoğu zaman yürürken, duşta ya da başka bir işin ortasında.

Bunun bilimsel bir karşılığı var, ama dikkatli söylemek gerekiyor. Problemi bir süre bırakıp başka bir şeyle uğraşmanın, yani kuluçkanın, problem çözmeye etkisini inceleyen meta analiz genel olarak olumlu bir kuluçka etkisi buldu. Bu etki, çok sayıda olası çözüm üretmeyi gerektiren ıraksak düşünme görevlerinde daha belirgindi (Sio ve Ormerod, 2009). Yani bırakıp dönmek her zaman kaçmak anlamına gelmiyor. Bazen düşünmenin ta kendisi.

DEHB ile yaratıcılık arasındaki ilişkiye bakan bir çalışmada ise DEHB'li yetişkinler, sözel bir görevde daha özgün düşünce ve gerçek hayatta daha yüksek yaratıcı başarı göstermiş; çalışma yaratıcı problem çözme tarzlarındaki farkları da tarif ediyor (White ve Shah, 2011). Örneklem küçük ve bulgular her DEHB'li için geçerli sayılmaz. Bunu bir güçlü yan anlatısına çevirmek istemiyorum. Benim için anlamı daha sade: dağınık görünen sürecin arkasında bazen gerçekten bir iş dönüyor.

Düşünmem dağınık görünüyor. Görünmemesinin bir sebebi de bu.

İki kat görünmezlik

Burada DEHB'nin payını daha net görüyorum. Strateji işinin kendisi zaten görünmez. DEHB'li bir zihinle yapıldığında bir kat daha görünmezleşiyor, çünkü süreç düzenli bir çalışma gibi durmuyor.

Birinin sekiz saat masada oturup yazması, sekiz saat çalışmış gibi görünüyor. Benim üç saat yürüyüp, iki saat okuyup, bir saatte bütün stratejiyi yazmam ise bir saatlik iş gibi görünüyor. Başkalarının gözünde de, bazen kendi gözümde de.

Yıllarca maskeleme alışkanlığıyla bu süreci saklamaya çalıştım. Düzenli görünmek için ekranda bir belge açık tuttum, düşünürken bile yazıyormuş gibi yaptım. Maskelemek süreci daha görünür yapmadı; yalnızca daha yorucu yaptı.

Tahmin edilemeyen iş

Görünmezliğin bir de zaman tarafı var. "Bu ne kadar sürer" sorusu düşünme işinde neredeyse cevapsız kalıyor.

İnsanlar genel olarak bir işin ne kadar süreceğini sistematik biçimde az tahmin ediyor. Planlama yanılgısı üzerine yapılan klasik çalışmalarda katılımcılar tahmin yaparken geçmişte benzer işlerin gerçekte ne kadar sürdüğüne pek bakmamış, işin nasıl gideceğine dair iyimser bir senaryoya odaklanmış. İlginç bir ayrıntı da şu: başkalarının işlerini tahmin ederken aynı iyimserliği göstermemişler (Buehler ve ark., 1994).

Düşünme işinde bu yanılgı büyüyor, çünkü iyimser senaryoda "parçaların yerine oturduğu an" hep yakın görünüyor. O an ise takvime bakmıyor. Zaman körlüğü de eklenince "iki günde çıkarırım" sözü kolayca verilip zor tutuluyor. Tutulamadığında da görünmeyen iş, geciken iş olarak görünür oluyor.

İçeride olan şey

Emeğin görünmemesinin en ağır tarafını ben içeride yaşıyorum.

Uzun süre görülmeyen biri, bir noktada kendi algısından şüphe etmeye başlıyor. "Belki gerçekten o kadar da iş yapmadım." "Belki herkes bunu bir saatte yapabilir." Sözlükte bu hissin yakın akrabası sahtekârlık hissi. Resmî bir tanı sayılmaz ama tarif ettiği şey tanıdık.

DEHB'de bu şüphenin zemini hazır, çünkü çoğumuz yıllarca "potansiyelin var ama" cümlesini duyarak büyüdük. Görülmeyen düşünme emeği o eski cümleye yeni bir kanıt gibi ekleniyor.

Düşünmeyi görünür kılmak

Görünmezliği tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmuyor. Kısmen görünür kılmak ise mümkün ve bu hem başkası hem kendim için işe yarıyor.

Karar günlüğü. Bir strateji üzerinde çalışırken elediğim seçenekleri kısa kısa yazıyorum: neyi düşündüm, neden bıraktım. Bu liste sunumda yer almasa bile orada duruyor. Biri "neden şunu yapmadık" diye sorduğunda cevap hazır.

"Neden bu yol seçilmedi" sayfası. Sunulan sonucun yanına, değerlendirilip elenen iki üç yolu tek sayfada eklemek. Sonucun arkasındaki emeğin en görünür hâli bu.

Aşamalarla konuşmak. "Ne zaman biter" sorusuna aşamalarla cevap vermek: araştırma, sentez, yazım. Her aşamanın sonunda kısa bir not paylaşmak, işi ilerlerken görünür kılıyor.

Süreci baştan anlatmak. Bir işe başlarken karşı tarafa işin nasıl yürüyeceğini anlatmak. Görünmeyen kısmın varlığını en başta söylemek, sonradan savunmaktan daha az yorucu.

Kendime görünür kılmak. Haftanın sonunda "bu hafta ne düşündüm, hangi soruyu çözdüm" diye üç satır yazmak. Kimse okumasa bile, kendi algımdan şüphe ettiğim günlerde geri dönüp bakabileceğim bir kayıt.

Düşünmeyi kendi takvimimde saymak

Görünmezliğin bir de benim takvimimdeki hâli var. Uzun süre düşünme zamanını iş olarak saymadım.

Takvimimde toplantılar, teslimler, yazma saatleri vardı. Bir problemin başında bir saat oturup hiçbir şey yazmadan düşünmek ise takvime girmiyordu. O saat geçtiğinde de "bugün hiçbir şey yapmadım" hissiyle kalıyordum.

Şimdi bunu değiştirmeye çalışıyorum. Takvimime "düşünme" adıyla bloklar koyuyorum. Bazen bu bloğun içinde yürüyorum, bazen bir defterle oturuyorum, bazen yalnızca veriye bakıyorum. Bloğun adı olunca yaptığım şeyin de bir adı oluyor.

Burada dürüst olmam gereken bir yer var: her dağınıklık düşünme sayılmaz. Bazen yürüyüşe çıkmak gerçekten kuluçka, bazen de zor işten kaçmanın kibar bir adı. İkisini ayırmak için kendime tek bir soru soruyorum: bırakmadan önce problemi gerçekten yükledim mi?

Kuluçka meta analizinde etkiyi değiştiren etkenler arasında problemin türü ve kuluçkadan önceki hazırlık süresi de yer alıyor (Sio ve Ormerod, 2009). Benim için bunun pratik karşılığı şu: problemi hiç açmadan yürüyüşe çıktığımda bir şey olmuyor. Veriye bakmış, soruyu yazmış, takıldığım yeri bulmuşsam, yürüyüşten bir şeyle dönme ihtimalim çok daha yüksek.

Bu yüzden düşünme bloklarını iki parçalı kuruyorum. İlk yarım saat masada: soruyu yazmak, eldeki veriyi okumak, neyi bilmediğimi not etmek. Sonrası serbest: yürümek, başka bir işe geçmek, beklemek. Döndüğümde ilk iş aklıma geleni aynı sayfaya eklemek.

Bu düzen, dışarıya görünür bir şey üretmiyor. Ama bana, günün sonunda "bugün şu soruyu yükledim, şu kadarını çözdüm" diyebileceğim bir kayıt bırakıyor. Görünmeyen emeğin önce benim gözümde görünür olması gerekiyormuş.

Görmemeyi seçenler

Günlükte görememek ile görmemeyi seçmek arasındaki farktan söz etmiştim. Buraya bir şey eklemek istiyorum: düşünmeyi görünür kılmak benim sorumluluğum olabilir, görmek ise her zaman benim elimde olmuyor.

Bir karar günlüğü, bir süreç notu, bir aşama raporu bunu isteyen biri için yeterli oluyor. İstemeyen biri için hiçbir belge yetmiyor. İkisini ayırt edebilmek, kendi emeğimi savunmakla kendimi tüketmek arasındaki çizgiyi çizmeme yardım ediyor.

Bu yöntem sende ne yaptı?

İşaretin bu tarayıcıda saklanıyor. Sunucuya yalnızca sayı gidiyor, kim işaretledi tutulmuyor.

Yazar hakkında

Cansu, DEHB ile yaşayan bir yetişkin. Uzmanlığı yok; elindeki tek şey kendi denediği yöntemler ve kendi gündelik deneyimi. Bir yöntem onda tuttu diye sende tutar mı, bilinmez. Ondan gitmeyen bir şey senin işine yarayabilir.

Buradaki hiçbir şey tıbbi tavsiye, tanı ya da tedavi yerine geçmez. İlaç, doz ve tedavi kararları hekiminle konuşulacak şeyler. Daha fazlası.

Kaynaklar

  1. Star, S. L., & Strauss, A. (1999). Layers of silence, arenas of voice: The ecology of visible and invisible work. Computer Supported Cooperative Work, 8, 9-30.
  2. Sio, U. N., & Ormerod, T. C. (2009). Does incubation enhance problem solving? A meta-analytic review. Psychological Bulletin, 135(1), 94-120.
  3. White, H. A., & Shah, P. (2011). Creative style and achievement in adults with attention-deficit/hyperactivity disorder. Personality and Individual Differences, 50(5), 673-677.
  4. Buehler, R., Griffin, D., & Ross, M. (1994). Exploring the planning fallacy: Why people underestimate their task completion times. Journal of Personality and Social Psychology, 67(3), 366-381.