02.09.2026 Günlük II Yaptıklarının görünmemesi herkesi üzer
Günlüğümde bugün.. Canımı sıkan birkaç olay var ve insanların ikiyüzlülüğü son derece bayat ve yorucu.
Bu yazının müziği
Spotify oynatıcısı. Açtığında sayfa Spotify'a bağlanır ve onların gizlilik koşulları geçerli olur. Açmazsan hiçbir istek gitmez.
02.09.2026 Günlük Sayfa II
Körlük de görmeyi engeller, gözlerimizi kapatmak da.
Basit bir soruyla yola çıkmak istiyorum: Kör biriyle gözlerini kapatan birini nasıl ayırt ederiz?
İğneleyici bir yerden sormuyorum bu soruyu. Hatta tam tersine, son zamanlarda bunun üzerine daha çok düşünüyorum. Çünkü bazen gerçekten görememekle, görmemek için elinden geleni yapmak arasında çok büyük bir fark var.
İş hayatımda başarılı olmak için uzun bir zaman harcadım. Fakat bugün geriye dönüp baktığımda, beni asıl yoran şeyin çalışmak olmadığını fark ediyorum. Öğrenmek zorunda kaldığım yolların kendisiymiş.
En basit işi yapabilmek için bile bazen azarlanmanız, bilginin size parça parça verilmesi, güncel bilgiye zamanında ulaşamamanız, bir şeyi neden yaptığınızı değil yalnızca nasıl yapacağınızı öğrenmeniz gerekiyor. Bir işi iyi yapmaya çalışırken, işi yapabilmenin kendisinden çok, o işi yapmanıza izin verecek bilgiyi bulmakla uğraşıyorsunuz.
Ve sonra bir noktada şunu fark ediyorsunuz: Siz bir şeyler üretirken, yaptığınız şeyin kendisi görünmüyor.
Dijital strateji kurguluyorum. Bir markanın bugün nerede olduğunu, nereye gitmesi gerektiğini, hangi verinin ne söylediğini, hangi ihtiyacın hangi kanaldan karşılanacağını, hangi içeriğin neden üretileceğini düşünüyorum. Bunun için saatlerce araştırıyor, veriyi birbirine bağlıyor, bazen başkalarının hiç bakmadığı detaylara bakıyorum.
Ama çoğu zaman görünen yalnızca sonuç oluyor.
O sonucun arkasındaki düşünme süreci görünmüyor.
Bir stratejinin neden o şekilde kurulduğu, hangi ihtimalin elendiği, hangi verinin dikkate alındığı, hangi riskin önceden fark edildiği görünmüyor.
Hatta bazen yaptığınız işin görünmemesi yetmiyor. Görünmeyen emeğiniz, sanki hiç yapılmamış gibi kabul ediliyor.
Sanırım beni yıllarca en çok yoran şeylerden biri buydu.
Çünkü bir şeyi bilmemekle, o şeyin size öğretilmemesi arasında da çok büyük bir fark var.
Bazen insanlar size “neden bilmiyorsun?” diye soruyor.
Oysa belki asıl soru şu olmalı:
“Bunu öğrenebilmen için sana ne verildi?”
Ben çok uzun süre, önüme konulmayan bilgiyi kendim bulmak zorunda kaldım. Güncel olmayan bilgilerle güncel işler yapmaya çalıştım. Parça parça anlatılan şeylerden bütünü çıkarmaya çalıştım. Bazen birilerinin öfkesinden, bazen kendi hatalarımdan, bazen de defalarca aynı duvara çarparak öğrendim.
Bugün bildiğim birçok şeyi bana birinin öğrettiğini söyleyemem.
Çoğunu kendim buldum.
Belki de bu yüzden artık bir işin yalnızca sonucuna bakamıyorum. Bir şeyin nasıl ortaya çıktığıyla, o şey ortaya çıkarken nelerin görülmediğiyle de ilgileniyorum.
Çünkü körlük her zaman gözlerle ilgili değil.
Bazen bilgi vardır ama ulaşamazsınız.
Bazen veri vardır ama kimse bakmaz.
Bazen yapılan iş ortadadır ama kimse görmez.
Bazen de görmek, beraberinde bir sorumluluk getireceği için insanlar gözlerini kapatmayı tercih eder.
Ben artık aradaki farkı daha iyi anladığımı düşünüyorum.
Görememek başka bir şey. Görmemeyi seçmek başka.
Ve belki iş hayatında en çok konuşmamız gereken şeylerden biri de tam olarak bu.