DEHB ve evden çalışmak: özgürlük mü, tuzak mı?
Evden çalışmak bazı günler en verimli hâlim, bazı günler ne tam iş ne tam ev. DEHB'de evden çalışmanın iki yüzünü ve evin içinde sınır çizmeyi yazdım.
Bu yazıda 7 bölüm var
Evden çalışmanın ilk günü bir özgürlük gibi başlıyor. Kimse saatine bakmıyor, yol yok, gürültü yok, kahve hemen yanında.
Saat dörtte başımı kaldırıyorum. Çamaşır makinesi boşaltılmış, mutfak düzenlenmiş, üç ayrı konuda okuma yapılmış. Asıl iş ise sabahki yerinde duruyor.
Evden çalışmak DEHB'de iki uçlu bir şey. Bazı günler en verimli hâlim. Bazı günler iş ile ev arasındaki çizgi o kadar siliniyor ki ne tam çalışıyorum ne tam dinleniyorum. Sözlükte uzaktan çalışma başlığı bu düzenin genel tarifini veriyor; bu yazıda ben iki ucuna da bakmak istiyorum.
Araştırma ne diyor, ne demiyor
Evden çalışmaya dair en çok alıntılanan çalışmalardan biri, büyük bir seyahat şirketinin çağrı merkezinde yapılmış rastgele atamalı bir deney. Evden çalışmaya gönüllü olan çalışanlar dokuz ay boyunca rastgele biçimde evden ya da ofisten çalışmış. Evden çalışanların performansı yüzde 13 artmış; bunun yüzde 9'u vardiya başına daha fazla dakika çalışmaktan, yüzde 4'ü daha sessiz ve uygun ortam sayesinde dakikada daha çok çağrı yanıtlamaktan geliyordu (Bloom ve ark., 2015).
Aynı çalışmanın daha az bilinen bir parçası var. Deneyin sonunda yeniden seçim hakkı verildiğinde, evden çalışanların yarısı ofise dönmeyi seçmiş. Gerekçelerinde evden çalışmanın yalnızlığı ve daha düşük terfi ihtimali öne çıkıyordu.
Bu bulgu DEHB'li çalışanlarla ilgili bir şey söylemiyor. Çağrı merkezi işi ölçülebilir, tekrarlı ve yapılandırılmış bir iş ve strateji işinden çok farklı. Ama bana önemli bir şey gösterdi: evden çalışmak aynı kişide hem verimliliği artırıp hem de başka bir bedel üretebiliyor.
Nöroçeşitli çalışanlar evden çalışmayı nasıl anlatıyor
DEHB, otizm, öğrenme güçlüğü, kaygı ve depresyon gibi durumları olan profesyonellerle yapılan nitel bir çalışma, bu kişilerin evden çalışırken kendilerine erişilebilir fiziksel ve dijital çalışma alanları kurduğunu, erişilebilir iletişim biçimleri için pazarlık ettiğini ve verimlilik ile iyi oluş arasındaki gerilimleri dengelemeye çalıştığını anlatıyor (Das ve ark., 2021).
Bu tarifte beni en çok "kurmak" fiili etkiledi. Ev kendiliğinden erişilebilir bir çalışma yeri olmuyor; kişi onu kendine uygun hâle getirdiğinde erişilebilir oluyor.
DEHB'nin çalışma hayatına etkisini ele alan uluslararası bir uzlaşı metni de DEHB'nin yetişkinlikte sürdüğünü ve belirtilerin iş hayatında işlevselliği etkilediğini vurguluyor (Adamou ve ark., 2013). Evden çalışma düzeni bu etkiyi ortadan kaldırmıyor, başka bir yere taşıyor.
Özgürlük tarafı
Evden çalışmanın bana gerçekten iyi gelen yanları var.
Kendi odak pencerem. En iyi düşündüğüm saatler herkesin mesai saatiyle örtüşmüyor. Evde o saatleri korumak daha kolay.
Ses üzerinde kontrol. Kalabalık bir ortamda kapatamadığım sesleri evde kapatabiliyorum. Duyusal tarafın ayrıntısı duyusal aşırı yüklenme yazısında.
Hareket. Düşünürken kalkıp yürümek, ayakta çalışmak, yer değiştirmek kimsenin dikkatini çekmiyor.
Görünme baskısının azalması. Ofiste "çalışıyor görünmek" başlı başına bir iş. Evde bu iş hafifliyor.
Tuzak tarafı: iskelet eve gelmiyor
Ofise gitmek, farkında olmadığım kadar çok şeyi benim yerime yapıyordu. Giyinmek, yola çıkmak, kapıdan girmek, etrafta birilerinin çalışıyor olması, öğle arasının bir saati olması. Bunların hepsi günün başladığını, sürdüğünü ve bittiğini dışarıdan söyleyen işaretlerdi.
Evde bu işaretlerin çoğu yok. Günün başlaması bir karara, bitmesi başka bir karara kalıyor. DEHB'de ise tam da bu tür başlatma ve durdurma kararları zorlanıyor.
Buna ev ile iş arasındaki sınır meselesi ekleniyor. Gündelik rol geçişleri üzerine yazılmış kuramsal bir çalışma, roller arasındaki sınırı bir yelpaze olarak tarif ediyor: bir uçta keskin ayrım, öbür uçta tam iç içe geçme. Ayrım, rollerin birbirine karışmasını azaltıyor ama bir rolden diğerine geçişi zorlaştırıyor; bu geçiş çoğu zaman küçük ritüellerle kolaylaşıyor. İç içe geçme ise geçişi kolaylaştırıyor ama karışmayı ve sınırı korumanın zorluğunu artırıyor (Ashforth ve ark., 2000).
Evden çalışmak insanı kendiliğinden iç içe geçme ucuna itiyor. Çamaşır makinesinin sesi iş saatine, iş mesajı akşam yemeğine giriyor. DEHB'de bu karışma daha pahalı, çünkü dikkat zaten en yakın ve en yeni uyarana gidiyor. Evde en yakın uyaran hep bir ev işi.
Ofis bana günün iskeletini veriyordu. Evde o iskeleti her sabah yeniden kurmam gerekiyor.
Evin içinde bir sınır çizmek
Denemeye değer bulduğum şeyler, ofisin dışarıdan verdiği işaretleri evin içinde küçük hâlde yeniden kurmak:
İşe gidiş ritüeli. Her sabah aynı küçük sıra: pijamadan çıkmak, bir kahve, kısa bir yürüyüş, sonra masa. Sözlükte geçiş ritüeli. Yürüyüşün uzunluğu belirleyici olmuyor; kapıdan çıkıp geri girmek bile zihnime "işe geldin" diyor.
Çalışma yerini yaşama yerinden ayırmak. Ayrı bir oda şart sayılmaz. Bir masa, bir sandalye, hatta masanın bir köşesi yetiyor. Önemli olan yatakta ve kanepede çalışmamak; o yerler bende hep bırakmayı çağırıyor.
Görünür bir başlangıç. Günün ilk işini bir gece önceden yazıp masaya bırakmak. Sabah karar vermek zorunda kalmadığımda başlamak kolaylaşıyor.
Ev işlerini bir kutuya koymak. "Çalışırken ev işi yok" kuralı bende tutmadı. İşe yarayan şey, ev işlerini belirli bir araya toplamak: öğle arasında on beş dakika. Böylece çamaşır aklıma geldiğinde "öğleyin" diyebiliyorum.
Yanımda biri. Evde yalnız çalışmanın boşluğunu bazen çevrimiçi bir eşlikçi çalışma seansı dolduruyor. Kimse konuşmuyor, ekranda birileri çalışıyor, ben de çalışıyorum.
Günü kapatan bir cümle. Günün sonunda yarın ilk ne yapacağımı yazıp bilgisayarı kapatmak. Bu küçük kapanış olmadan iş akşama sızıyor. Ayrıntısı gün sonu kapanışı yazısında.
Kötü bir günde
Bütün bu düzenler iyi günlerde çalışıyor. Kötü bir günde saat on ikiye geldiğimde hiçbir şey yapmamış oluyorum ve aklımdan tek bir cümle geçiyor: "Bugün zaten gitti."
Bu cümle evden çalışırken ofistekinden çok daha tehlikeli. Ofiste gün kendiliğinden devam ediyor; bir toplantı, bir soru, yanından geçen biri seni yeniden işe çekiyor. Evde kimse çekmiyor. Gün "gitti" diye ilan edildiği anda gerçekten gidiyor.
Bu anlar için denemeye değer bulduğum birkaç şey var.
Günü ikiye bölmek. Sabahı kaybettiğimde bütün günü kaybetmiş saymıyorum. Öğleden sonrayı yeni bir gün gibi başlatıyorum: kısa bir yürüyüş, bir su, masaya dönüş ve ilk iş olarak tek bir küçük görev.
Yirmi dakikalık tek iş. Günün listesine bakmıyorum, çünkü uzun liste o anda yalnızca suçluluk üretiyor. Yirmi dakikada bitebilecek tek bir şey seçiyorum. Bitince ikincisine bakıyorum. Çoğu zaman ilk küçük iş, geri kalanını başlatmaya yetiyor.
Yer değiştirmek. Aynı masada takılıp kaldığımda odayı ya da binayı değiştirmek. Başka bir oda, bir kütüphane ya da sessiz bir kafe, evin içinde kaybolmuş olan "işe gelmiş olma" hissini bazen geri getiriyor.
Birine haber vermek. Güvendiğim birine "bugün başlayamadım, iki saat şu işe bakacağım" diye yazmak. Karşı taraf bir şey yapmasa bile söylenmiş söz evin sessizliğine küçük bir dış yapı ekliyor.
Bu günlerin hepsini kurtarmak mümkün olmuyor. Bazı günler gerçekten dinlenmeyi, uykuyu ya da yalnızca daha az şey yapmayı gerektiriyor. Ayırt etmek için kendime şunu soruyorum: yorgun muyum, yoksa başlayamıyor muyum? Yorgunsam dinlenmek bir karar; başlayamıyorsam küçük bir adım. Kötü bir günü bütün bir haftanın hükmüne çevirmemek için ya hep ya hiç düşüncesi yazısındaki ayrım bende sık işe yarıyor.
Yalnızlık payı
Evden çalışmanın en az konuşulan bedeli yalnızlık. Deneydeki çalışanların ofise dönme gerekçelerinden biri de buydu.
DEHB'de yalnızlığın bir de enerji tarafı var. Başka insanların varlığı bazen dikkati çalışılabilir bir düzeye çekiyor. Uzun süre tek başına kalınca günler birbirine benzemeye başlıyor ve yenilik ihtiyacı başka yerlerde, çoğu zaman telefonda aranıyor.
Kendi işimde nereden çalışacağıma kendim karar veriyorum ve bu kararı her zaman iyi vermediğimi fark ettim. Bugün işin türüne göre seçmeye çalışıyorum: uzun düşünme gerektiren günler evde; insanlarla konuşulacak ya da tek başıma başlayamadığım işler başka birinin yanında.
Evden çalışmak DEHB için ne kurtuluş ne tuzak. Kendi iskeletini kurabildiğin ölçüde özgürlük, kuramadığın ölçüde bir sis.