İçeriğe geç
Yöntemler

DEHB ile yabancı dil öğrenmek: kelime, tekrar ve konuşma

Dil öğrenmek, DEHB'nin hem sevdiği hem zorlandığı şeyleri bir arada taşıyor. Araştırmanın ne bildiğini, ne bilmediğini ve denemeye değer bir düzeni yazdım.

6 dakika okumaOrta
Bu yazıda 6 bölüm var

Yeni bir dil DEHB'li zihne iki farklı yüzle geliyor.

Bir yüzü çok çekici: yeni sesler, yeni kelimeler, bir dizinin altyazısız bir sahnesini ilk kez anlamanın heyecanı. Yenilik, oyun, anında gelen küçük ödüller.

Diğer yüzü uzun ve tekrarlı: aynı kelimeyi yirminci kez görmek, düzensiz fiil tabloları, aylar süren ve ilerlemenin neredeyse görünmediği bir orta dönem.

Kendi öğrenme örüntüme baktığımda ilk yüzde çok iyi, ikinci yüzde çok zorlanan birini görüyorum. İlgimi çeken bir konuya saatlerce dalabiliyorum; ilgimi çekmeyen bir listeyi üç gün aklımda tutamıyorum. Dil öğrenmek bu ikisini aynı masaya oturtuyor.

Önce dürüst bir not: araştırma az

DEHB ve yabancı dil üzerine çok içerik var ama bunların çoğu deneyim paylaşımı ya da öğretmen önerisi. Kontrollü araştırma sayısı az olduğu için, burada yazdıklarımın bir kısmının kanıttan çok çıkarım olduğunu baştan söylemek istiyorum.

En çok atıf alan çalışmalardan biri Sparks ve arkadaşlarına ait. Üniversitede DEHB, öğrenme güçlüğü ya da ikisi birden sınıflamasıyla kayıtlı öğrencileri karşılaştırdılar; bir kısmı yabancı dil zorunluluğunu dersleri alarak tamamlamış, bir kısmı muafiyet için başvurmuştu. Test ölçümlerinde gruplar arasında çok az fark çıktı; beş grubun hepsi bilişsel yetenek ve akademik başarı ölçümlerinde ortalama ya da ortalamanın üstünde puan aldı. Tanı sınıflaması ve muafiyet başvurusu, gruplar arasındaki yetenek ya da performans farkını açıklamadı (Sparks ve ark., 2005).

Bu bulgudan çıkardığım şey şu: "DEHB'm var, dil öğrenemem" cümlesinin arkasında güçlü bir kanıt yok.

Daha yeni bir çalışma, anadili Lehçe olan ve birden fazla dil bilen 226 DEHB'li yetişkine dil öğrenme deneyimlerini sordu. Katılımcıların ek dil öğrenme ve kullanma deneyimlerine genel bakışı nötrdü. Hiperaktif/dürtüsel sunumun ek dil öğrenimini olumlu etkileyebileceğine dair işaretler vardı; eşlik eden otizm ya da disleksinin ise bu grupta dil bilgisine belirgin bir etkisi görünmedi (Kałdonek-Crnjaković, 2026). Çalışma bir anket ve inançlar ile öz bildirime dayanıyor; bu yüzden onu bir yön işareti olarak okuyorum.

Kelimeyi akılda tutan döngü

Dil öğrenmenin DEHB'yle en doğrudan kesiştiği yer bence yeni kelimeler.

Baddeley ve arkadaşları, yetişkinlerde, çocuklarda ve farklı klinik gruplarda kelime öğrenimi çalışmalarını gözden geçirerek fonolojik döngünün yeni kelimelerin ses biçimini öğrenmede kilit rol oynadığını öne sürdü. Onlara göre bu döngünün asıl işlevi, kalıcı bellek kaydı oluşurken tanıdık olmayan ses kalıplarını geçici olarak tutmak (Baddeley ve ark., 1998).

Fonolojik döngü, çalışma belleğinin bir parçası. Çalışma belleği ile ikinci dil arasındaki ilişkiye bakan bir meta analiz, 79 örneklem ve 3.707 katılımcının verisinde çalışma belleğinin hem ikinci dili işleme hem de ikinci dil yeterliği ile olumlu ilişkili olduğunu buldu; tahmin edilen etki büyüklüğü 0,255'ti (Linck ve ark., 2014). Bu anlamlı ama tek başına belirleyici olmayan bir ilişki. Çalışma belleği dil öğrenmenin tamamını açıklamıyor.

DEHB'de çalışma belleğinin gündelik hâlini çalışma belleği ve unutkanlık yazısında anlattım. Buradan dile taşıdığım çıkarım şu: yeni bir kelimeyi tek seferde kalıcı hâle getirmeye çalışmak DEHB'de özellikle yorucu olabilir. Kısa ve sık karşılaşmalar, kelimeyi daha az yükle kalıcı belleğe taşıyor.

Kelime bir kez duyulunca yerleşmiyor; birkaç kez, aralıklarla karşılaşınca yerleşiyor.

Hangi kısım kolay, hangi kısım zor gelebilir

Bu bölüm kendi gözlemim ve DEHB'li insanların sık anlattıklarından derlediğim bir tablo. Araştırmayla doğrulanmış bir sınıflama olarak okunmasın.

Kolaylaşabilen taraf: konuşmaya atılmak. Dürtüsellik, hata yapma korkusunu biraz geri itebiliyor. Yukarıdaki çalışmada hiperaktif/dürtüsel sunumla ilgili görülen olumlu işaret de bu gözlemle uyumlu.

Zorlaşabilen taraf: dilbilgisi tabloları, yazım, uzun vadeli tekrar ve sıkıcı orta dönem. Bir de hızlı konuşan birini dinlerken cümlenin başını akılda tutmak.

İkisinin arasında: ilgi. İlgi duyduğum bir dizi, oyun ya da konu varsa saatlerce o dilde içerik tüketebilirim. Bu hiperodakla öğrenmenin gücü. Ama ilgi söndüğünde yerini tutacak bir sistem yoksa, dil de dolapta bekleyen yarım uğraşların yanına gidiyor.

Bir de utanç tarafı var. Yetişkin biri olarak bir dilde çocuk gibi konuşmak, hata yapmak, yanlış kelimeyle gülünç duruma düşmek... Eleştiriye duyarlı biri için bu, dilbilgisinden daha ağır gelebiliyor. Bu yüzden ilk konuşma pratiklerini yargılanmayacağımı bildiğim bir ortamda yapmayı önemsiyorum.

Dinlemek ve konuşmak

Dil öğrenirken beni en çok yoran şeylerden biri dinlemek. Konuşan kişinin hızını ben belirleyemiyorum; cümlenin başını tutarken ortası geçip gidiyor. Bu, not alırken yaşadığım yarım cümle sorununun başka bir dildeki hâli.

Burada işe yarayabilecek iki ayar var. Birincisi altyazı. Hem dinleyip hem okumak, sesin kaçırdığı yeri gözün yakalamasını sağlıyor; önce anadilde, sonra öğrendiğim dilde altyazıyla izlemek, altyazısız izlemeye doğru bir basamak olabiliyor. İkincisi hız. Pek çok dinleme uygulaması içeriği yavaşlatmaya izin veriyor. Yavaşlatmak ilk bakışta sıkıcı geliyor, ama cümlenin sonuna kadar bağlantıyı koruyabilmek, hızlı ve anlaşılmayan bir dinlemeden daha çok şey bırakıyor.

Konuşmada ise tersine bir sorun var: bazen fazla hızlı atlıyorum. Dürtüsellik cesaret veriyor, ama aynı cesaret cümleyi bitirmeden başka bir cümleye geçmeme, yarım kalan yapıları düzeltmeden devam etmeme de yol açabiliyor. Konuşma pratiğinden sonra aklımda kalan iki-üç hatayı not almak, bir sonraki pratiğe küçük bir hedef bırakıyor.

İlerlemeyi görünür kılmak

Dil öğrenmenin en zor dönemi orta dönem, çünkü ilerleme görünmüyor. İlk haftalarda her gün yeni bir kelime, yeni bir kalıp öğreniyorsun ve fark belli. Birkaç ay sonra aynı çaba artık görünür bir fark üretmiyor gibi geliyor. DEHB'de uzakta duran ödülün değeri hızla düşüyor; sözlükte ödül gecikmesi.

Bu dönemde benim için anlamlı olan şey, ilerlemeyi kendim görünür kılmak. Birkaç haftada bir aynı kısa metni sesli okuyup kendimi kaydetmek ya da ilk ay anlamadığım bir videoyu yeniden izlemek. Fark kendi kulağımla duyulunca uzak ödül biraz yaklaşıyor.

Denemeye değer bulduğum bir düzen

Günde küçük bir birim. Bir saatlik çalışma planı DEHB'de genelde ikinci haftayı görmüyor. On dakikalık bir kelime tekrarı ve kısa bir dinleme her gün yapılabiliyor.

Kelimeyi sesli söylemek. Kartı çevirmeden önce cevabı yüksek sesle söylemek fonolojik döngüye doğrudan iş veriyor ve dikkatimi karta bağlıyor.

Kelimeyi cümleyle öğrenmek. Tek başına kelime listesi sıkıcı ve kopuk. İlgimi çeken bir cümlenin içinde duran kelime daha kolay geri geliyor.

Tekrarın zamanını sisteme bırakmak. Ne zaman neyi tekrar edeceğimi hatırlamaya çalışırsam unutuyorum. Aralıklı tekrar yapan bir kart uygulaması bu işi benden alıyor. Aralıklı tekrarın neden işe yaradığını ve DEHB'de nerede takıldığını ezber ve aralıklı tekrar yazısında ayrıca yazdım.

Aynı içeriğe dönmek. Yeni içerik bulmak heyecanlı; ama her seferinde yeni bir dizi, yeni bir kanal aramak da bir oyalanmaya dönüşebiliyor. Sevdiğim bir bölümü ya da şarkıyı birkaç kez dinlemek, her seferinde biraz daha fazlasını duymamı sağlıyor. Hikâyeyi zaten bildiğim için dikkatim kelimelerde kalıyor. Tanıdık içerik, zihnin kaydığı anlarda da kaybolmuyor; kaçırdığım yeri bir sonraki dinleyişte yakalıyorum.

Dışarıdan bir randevu. Haftada bir sabit konuşma dersi ya da bir dil partneri, iç motivasyonun düştüğü haftalarda beni masaya getiren şey oluyor.

İnsan bazen bir dili "bitirmek" istiyor, oysa dil bitirilen bir şey olmuyor. Benim için anlamlı olan soru "ne kadar öğrendim" sorusundan çok, "bu hafta o dille kaç kez karşılaştım" sorusu. İkincisinin cevabı, birincisini zamanla kendiliğinden değiştiriyor.

Bu yöntem sende ne yaptı?

İşaretin bu tarayıcıda saklanıyor. Sunucuya yalnızca sayı gidiyor, kim işaretledi tutulmuyor.

Yazar hakkında

Cansu, DEHB ile yaşayan bir yetişkin. Uzmanlığı yok; elindeki tek şey kendi denediği yöntemler ve kendi gündelik deneyimi. Bir yöntem onda tuttu diye sende tutar mı, bilinmez. Ondan gitmeyen bir şey senin işine yarayabilir.

Buradaki hiçbir şey tıbbi tavsiye, tanı ya da tedavi yerine geçmez. İlaç, doz ve tedavi kararları hekiminle konuşulacak şeyler. Daha fazlası.

Kaynaklar

  1. Sparks, R. L., Javorsky, J., & Philips, L. (2005). Comparison of the performance of college students classified as ADHD, LD, and LD/ADHD in foreign language courses. Language Learning, 55(1), 151-177.
  2. Kałdonek-Crnjaković, A. (2026). Effects of ADHD on additional language learning and use. Studies in Second Language Acquisition, 48(Özel Sayı 1), 162-181.
  3. Baddeley, A., Gathercole, S., & Papagno, C. (1998). The phonological loop as a language learning device. Psychological Review, 105(1), 158-173.
  4. Linck, J. A., Osthus, P., Koeth, J. T., & Bunting, M. F. (2014). Working memory and second language comprehension and production: A meta-analysis. Psychonomic Bulletin & Review, 21(4), 861-883.