İçeriğe geç
Yöntemler

Akademide DEHB: araştırma, makale ve bitmeyen revizyon

Merak, derinlik, kendi sorunu seçmek; akademi DEHB'li biri için ideal görünüyor. İçeriden bakınca bitmeyen işler ve revizyonlar da var. İkisini birlikte yazdım.

6 dakika okumaOrta
Bu yazıda 7 bölüm var

Dışarıdan bakınca akademi DEHB'li biri için biçilmiş kaftan gibi görünüyor. İlgini çeken bir soruyu seçiyorsun, ona yıllarını verebiliyorsun, kimse sana her sabah dokuzda masada olmanı söylemiyor.

İçeriden bakınca aynı özellikler başka bir şeye dönüşüyor. Sorunun ucu yok. Teslim tarihi aylar sonra. Ne zaman "yeterince okudum" diyeceğini kimse söylemiyor. Gönderdiğin bir metnin cevabı haftalar, bazen aylar sonra geliyor ve çoğu zaman bir düzeltme listesiyle başlıyor.

Kendi şirketimi yürütürken bir yandan da akademik işler yürütüyorum. Son aylarda her şeye aynı anda yetişmeye çalışırken tükendiğimi günlüğümde yazdım. Bu yazı biraz o yorgunluğun içinden, biraz da araştırmaların söyledikleriyle yazıldı.

Hiperodak başlatıyor, bitirmeyi garanti etmiyor

Araştırmanın en keyifli anları benim için hep başlangıçlar oldu: yeni bir soru, okunacak kaynakların açıldığı ilk günler, veriye ilk kez bakmak. Saat unutuluyor, yemek unutuluyor.

Bu deneyimin bir adı ve artık bir ölçeği de var. Hupfeld ve arkadaşları hiperodağı ölçmek için bir yetişkin anketi geliştirdi ve biri 251, diğeri 372 kişilik iki örneklemde denedi. DEHB belirtisi yüksek olan katılımcılar hem genel olarak daha çok hiperodak bildirdi hem de okulda, hobilerde ve ekran başında daha sık hiperodak yaşadıklarını söyledi (Hupfeld ve ark., 2019). Kavramın kendisini hiperodak yazısında anlattım.

Akademide sorun şu: hiperodak işin başını çok iyi taşıyor ama işin son yüzde onu çoğu zaman ilginç olmuyor. Kaynakça düzenlemek, biçim kurallarına uymak, aynı paragrafı üçüncü kez yeniden yazmak. Yenilik sönmüş, ödül uzakta. Sözlükte buna yüzde doksan sendromu deniyor: işin büyük kısmı bitmiş, son kısım aylarca bekliyor.

Başlamak bir tutku işi. Bitirmek çoğu zaman bir sistem işi.

Yapısı olmayan iş

Okulda dışarıdan gelen bir iskelet vardı. Akademik yazmada o iskeleti çoğunlukla kendin kurman gerekiyor.

Boice'un eski ama hâlâ çok alıntılanan çalışması tam bu noktaya bakıyor. Verimli yazamayan genç akademisyenlerle bir yıl boyunca çalıştı ve bu tür yapısız işlerde ertelemenin iki temel bileşeni olduğunu öne sürdü: sürekli meşgul olmak ve yazıyı uzun, yığılmış seanslara bırakmak. Denediği müdahale, katılımcıların gün içinde kısa yazma seansları bulmasına yardım etmekti; bu müdahale hem etkili hem de görece az itici oldu (Boice, 1989).

Çalışmada DEHB'li bir örneklem yok. Ama "meşguliyet ve yığma" ikilisini okuduğumda tanıdık bir döngü gördüm: haftalarca her şeyle meşgul olup yazıya başlamamak, sonra teslimden önceki birkaç günde uykusuz saatlerle yazmak. Panik verimliliği yazısındaki döngünün akademik hâli bu.

Revizyon ve hakem yorumu

Akademide bir metin neredeyse hiçbir zaman ilk hâliyle kabul edilmiyor. Bunu bilmek, yorumun geldiği güne pek yardım etmiyor.

Revizyon DEHB açısından iki yerden zorlanıyor. Birincisi, yenilik tamamen sönmüş: aylar önce heyecanla yazdığın metne başkasının listesiyle geri dönüyorsun. İkincisi, duygusal yük: yazılı eleştiri, özellikle de soğuk bir dille yazılmışsa, günlerce taşınabiliyor. Eleştiriye aşırı duyarlılığı anlatan ve resmî bir tanı olmayan bir kavram var; ne kadar yerinde olduğunu ve sınırlarını reddedilme duyarlılığı yazısında tartıştım.

Benim için en zor olan şey yorumları okumak değil, okuduktan sonra metni yeniden açmak. Dosya orada duruyor ve her açışımda o duyguya yeniden dokunacağımı biliyorum.

Akademisyenlerde DEHB neden bu kadar az konuşuluyor

DEHB'li üniversite öğrencileri hakkında epeyce araştırma var. DEHB'li akademisyenler hakkında ise çok az.

Hoben ve Hesson, iki akademisyen olarak kendi deneyimlerini otoetnografik bir yöntemle incelediler. Çıkış noktaları şuydu: DEHB'nin öğrenci sonuçlarını nasıl etkilediğine dair literatür varken, üniversite öğretim elemanlarının ruhsal bozukluklar ve öğrenme güçlükleri hakkında nasıl öğrendiğine ve düşündüğüne dair çok az çalışma var. Yazarlar bu boşluğu bir yetişkin öğrenmesi meselesi olarak ele alıyor (Hoben ve Hesson, 2021).

Bu az sayıdaki çalışmanın işaret ettiği görünmezlik bana tanıdık geliyor. Akademi zekâyı ve bağımsızlığı ödüllendiren bir ortam; bu yüzden zorlandığını söylemek, orada olmayı hak etmediğini itiraf etmek gibi hissettirebiliyor. Bu da maskelemeyi derinleştiriyor.

Koşullar herkesi yoruyor

Bir şeyi de ayırmak istiyorum: akademik çalışmanın zorluğunun hepsi DEHB'den gelmiyor.

Belçika'nın Flaman bölgesinde 3.659 doktora öğrencisinden oluşan temsilî bir örneklemle yapılan çalışmada, katılımcıların yüzde 32'si yaygın bir psikiyatrik bozukluğa, özellikle depresyona sahip olma ya da bunu geliştirme riski taşıyordu. Bu oran; yüksek eğitimli genel nüfus, yüksek eğitimli çalışanlar ve yükseköğretim öğrencilerinden oluşan karşılaştırma gruplarından daha yüksekti (Levecque ve ark., 2017).

Bu çalışma DEHB'ye bakmıyor ve yalnızca doktora öğrencilerini kapsıyor. Ama akademik işin yapısının pek çok insana ağır gelebildiğini gösteriyor. DEHB bunun üstüne biniyor. Bunu bilmek, tükendiğim dönemlerde bütün suçu kendi beynime yüklememe yardım ediyor.

Tükenmişlik bir yorgunluk dönemini aşıp hayatını kaplamaya başladıysa bunu tek başına taşımak zorunda değilsin. İşaretlerini DEHB'de tükenmişlik yazısında topladım. Kendini güvende hissetmediğin bir an olursa 112'yi arayabilir, ALO 183 Sosyal Destek Hattı'na ulaşabilirsin.

İki işi aynı anda taşımak

Benim durumumda akademik işler tek iş sayılmaz. Bir yanda şirketim, markaların verisi, kanalları, içerikleri; öbür yanda uzun soluklu akademik çalışma. İkisi de düşünme işi ama ritimleri çok farklı.

Şirket tarafında geri bildirim hızlı geliyor: bir strateji işe yarıyor ya da yaramıyor, cevaplar günler içinde geliyor. Akademik tarafta ise aylarca hiçbir şey olmayabiliyor. DEHB'li zihin hızlı gelen geri bildirime doğal olarak çekildiği için, iki iş yan yana durduğunda akademik iş sürekli "yarın" kutusuna düşüyor. Acil olan kazanıyor, önemli olan bekliyor.

Bir de geçişin kendisi var. Bir iş görüşmesinden çıkıp bir makalenin tartışma bölümüne dönmek, zihin için oda değiştirmek gibi. Önceki işin kalıntısı bir süre kafada dolaşıyor ve yeni işe tam girmek zaman alıyor. Aynı gün içinde iki işin arasında sık sık gidip gelmek, ikisini de yarım dikkatle yapmama yol açıyor.

Bu yüzden denemeye değer bulduğum şey günleri bölmek. Mümkün olduğunda günün bir kısmı akademik işe, bir kısmı şirkete ayrılıyor. Her zaman tutmuyor. Ama tuttuğu günlerde akademik iş acil işlerin arkasında sıraya girmiyor ve kendine ait bir zaman bulabiliyor.

Denemeye değer bulduğum düzen

Her iş için tek bir aşama satırı. Üzerinde çalıştığım her metin için tek satır: fikir, okuma, taslak, geri bildirim, revizyon, gönderim. Satırlar tek bir yerde duruyor. Hangi işin nerede takıldığını kafamda tutmak yerine sayfada görüyorum.

Kısa ve düzenli yazma bloğu. Boice'un önerisini kendime göre uyarladım: haftanın belirli günlerinde kısa ve sabit bir yazma zamanı. Hiperodak günleri geldiğinde onları bonus sayıyorum; planı onların üzerine kurmuyorum.

Bitirmeyi ayrı bir iş olarak planlamak. Kaynakça, biçim, son okuma. Bunlar yazının kuyruğu gibi görünse de kendi başına bir iş ve takvimde kendi yerleri olmalı.

Okumayı bir soruya bağlamak. Kaynak okumak hiperodağın en sevdiği iş ve bitmiyor. Her okuma oturumunu tek bir soruya bağlamak ("bu bölüm için şu soruya cevap arıyorum") ve cevabı bulduğumda durmak, okumanın yazmayı sonsuza kadar ertelemesini engelliyor. Okuduğum her kaynaktan tek cümlelik bir not çıkarmak da sonradan aynı makaleyi yeniden okumaktan kurtarıyor. Okumak insana ilerliyormuş gibi hissettiriyor; bazen de yazmaktan kaçmanın en saygın yolu oluyor.

Ortak yazarlarla ara tarihler. Uzak bir teslim tarihini birkaç yakın tarihe bölüp başka birine söylemek, eksik iskeleti dışarıdan kuruyor. Sözlükte dış iskele.

Akademik çalışmanın büyük kısmı da görünmeyen emek. Okunan ama kaynakçaya girmeyen yüzlerce sayfa, elenen fikirler, yazılıp silinen bölümler. Dışarıdan yalnızca sonuç görünüyor. İnsan bazen bu görünmezliği kendi gözünden de saklıyor. Ben sonucu yavaş gelen bir işin arkasındaki emeği, en azından kendi aşama satırlarımda görünür tutmaya çalışıyorum.

Bu yöntem sende ne yaptı?

İşaretin bu tarayıcıda saklanıyor. Sunucuya yalnızca sayı gidiyor, kim işaretledi tutulmuyor.

Yazar hakkında

Cansu, DEHB ile yaşayan bir yetişkin. Uzmanlığı yok; elindeki tek şey kendi denediği yöntemler ve kendi gündelik deneyimi. Bir yöntem onda tuttu diye sende tutar mı, bilinmez. Ondan gitmeyen bir şey senin işine yarayabilir.

Buradaki hiçbir şey tıbbi tavsiye, tanı ya da tedavi yerine geçmez. İlaç, doz ve tedavi kararları hekiminle konuşulacak şeyler. Daha fazlası.

Kaynaklar

  1. Hupfeld, K. E., Abagis, T. R., & Shah, P. (2019). Living “in the zone”: Hyperfocus in adult ADHD. ADHD Attention Deficit and Hyperactivity Disorders, 11(2), 191-208.
  2. Boice, R. (1989). Procrastination, busyness and bingeing. Behaviour Research and Therapy, 27(6), 605-611.
  3. Hoben, J., & Hesson, J. (2021). Invisible lives: Using autoethnography to explore the experiences of academics living with attention deficit hyperactivity disorder (ADHD). New Horizons in Adult Education & Human Resource Development, 33(1), 37-50.
  4. Levecque, K., Anseel, F., De Beuckelaer, A., Van der Heyden, J., & Gisle, L. (2017). Work organization and mental health problems in PhD students. Research Policy, 46(4), 868-879.