Akademide DEHB: araştırma, makale ve bitmeyen revizyon
Merak, derinlik, kendi sorunu seçmek; akademi DEHB'li biri için ideal görünüyor. İçeriden bakınca bitmeyen işler ve revizyonlar da var. İkisini birlikte yazdım.
Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français
Kısa cevap
Akademik çalışma DEHB'li biri için hem çekici hem zorlayıcı olabilir: merak ve hiperodak araştırmayı besler, ama yapısı gevşek, teslim tarihleri uzak ve geri bildirimi gecikmeli bir iş yürütücü işlevleri çok zorlar.
Uzun cevap
DEHB belirtisi yüksek yetişkinler okulda ve ilgi alanlarında daha sık hiperodak bildiriyor. Akademisyenlerde DEHB deneyimi üzerine araştırma çok az; akademik çalışma koşullarının genel olarak ruh sağlığı riskleriyle ilişkili olduğu ise biliniyor. Kısa ve düzenli yazma seansları, işi görünür aşamalara bölmek ve geri bildirimi somut bir listeye çevirmek denemeye değer yollar.
Bu yazıyı dinle
Yapay zeka sesiyle okunuyor (Google Gemini). Tablolar ve kaynakça okunmuyor.
Bu yazıda 7 bölüm var
Dışarıdan bakınca akademi DEHB'li biri için biçilmiş kaftan gibi görünüyor. İlgini çeken bir soruyu seçiyorsun, ona yıllarını verebiliyorsun, kimse sana her sabah dokuzda masada olmanı söylemiyor.
İçeriden bakınca aynı özellikler başka bir şeye dönüşüyor. Sorunun ucu yok. Teslim tarihi aylar sonra. Ne zaman “yeterince okudum” diyeceğini kimse söylemiyor. Gönderdiğin bir metnin cevabı haftalar, bazen aylar sonra geliyor ve çoğu zaman bir düzeltme listesiyle başlıyor.
Kendi şirketimi yürütürken bir yandan da akademik işler yürütüyorum. Son aylarda her şeye aynı anda yetişmeye çalışırken tükendiğimi günlüğümde yazdım. Bu yazı biraz o yorgunluğun içinden, biraz da araştırmaların söyledikleriyle yazıldı.
Hiperodak başlatıyor, bitirmeyi garanti etmiyor
Araştırmanın en keyifli anları benim için hep başlangıçlar oldu: yeni bir soru, okunacak kaynakların açıldığı ilk günler, veriye ilk kez bakmak. Saat unutuluyor, yemek unutuluyor.
Bu deneyimin bir adı ve artık bir ölçeği de var. Hupfeld ve arkadaşları hiperodağı ölçmek için bir yetişkin anketi geliştirdi ve biri 251, diğeri 372 kişilik iki örneklemde denedi. DEHB belirtisi yüksek olan katılımcılar hem genel olarak daha çok hiperodak bildirdi hem de okulda, hobilerde ve ekran başında daha sık hiperodak yaşadıklarını söyledi (Hupfeld ve ark., 2019). Kavramın kendisini hiperodak yazısında anlattım.
Akademide sorun şu: hiperodak işin başını çok iyi taşıyor ama işin son yüzde onu çoğu zaman ilginç olmuyor. Kaynakça düzenlemek, biçim kurallarına uymak, aynı paragrafı üçüncü kez yeniden yazmak. Yenilik sönmüş, ödül uzakta. Sözlükte buna yüzde doksan sendromu deniyor: işin büyük kısmı bitmiş, son kısım aylarca bekliyor.
Başlamak bir tutku işi. Bitirmek çoğu zaman bir sistem işi.
Yapısı olmayan iş
Okulda dışarıdan gelen bir iskelet vardı. Akademik yazmada o iskeleti çoğunlukla kendin kurman gerekiyor.
Boice'un eski ama hala çok alıntılanan çalışması tam bu noktaya bakıyor. Verimli yazamayan genç akademisyenlerle bir yıl boyunca çalıştı ve bu tür yapısız işlerde ertelemenin iki temel bileşeni olduğunu öne sürdü: sürekli meşgul olmak ve yazıyı uzun, yığılmış seanslara bırakmak. Denediği müdahale, katılımcıların gün içinde kısa yazma seansları bulmasına yardım etmekti; bu müdahale hem işe yaradı hem de katılımcılara görece az itici geldi (Boice, 1989).
Çalışmada DEHB'li bir örneklem yok. Ama “meşguliyet ve yığma” ikilisini okuduğumda tanıdık bir döngü gördüm: haftalarca her şeyle meşgul olup yazıya başlamamak, sonra teslimden önceki birkaç günde uykusuz saatlerle yazmak. Panik verimliliği yazısındaki döngünün akademik hali bu.
Revizyon ve hakem yorumu
Akademide bir metin neredeyse hiçbir zaman ilk haliyle kabul edilmiyor. Bunu bilmek, yorumun geldiği güne pek yardım etmiyor.
Revizyon DEHB'li biri için iki yerden zorlayıcı. Birincisi, yenilik tamamen sönmüş: aylar önce heyecanla yazdığın metne başkasının listesiyle geri dönüyorsun. İkincisi, duygusal yük: yazılı eleştiri, özellikle de soğuk bir dille yazılmışsa, günlerce taşınabiliyor. Eleştiriye aşırı duyarlılığı anlatan ve resmî bir tanı olmayan bir kavram var; ne kadar yerinde olduğunu ve sınırlarını reddedilme duyarlılığı yazısında tartıştım.
Benim için en zor olan şey yorumları okumak değil, okuduktan sonra metni yeniden açmak. Dosya orada duruyor ve her açışımda o duyguya yeniden dokunacağımı biliyorum.
Akademisyenlerde DEHB neden bu kadar az konuşuluyor
DEHB'li üniversite öğrencileri hakkında epeyce araştırma var. DEHB'li akademisyenler hakkında ise çok az.
Hoben ve Hesson, iki akademisyen olarak kendi deneyimlerini otoetnografik bir yöntemle incelediler. Çıkış noktaları şuydu: DEHB'nin öğrencilerin okuldaki sonuçlarını nasıl etkilediği üzerine bir literatür var, ama üniversite öğretim elemanlarının ruhsal bozukluklar ve öğrenme güçlükleri hakkında nasıl öğrendiğini ve ne düşündüğünü inceleyen çalışma çok az. Yazarlar bu boşluğa bir yetişkin öğrenmesi meselesi olarak bakıyor (Hoben ve Hesson, 2021).
Bu az sayıdaki çalışmanın işaret ettiği görünmezlik bana tanıdık geliyor. Akademi zekayı ve bağımsızlığı ödüllendiren bir ortam; bu yüzden zorlandığını söylemek, orada olmayı hak etmediğini itiraf etmek gibi hissettirebiliyor. Bu da maskelemeyi derinleştiriyor.
Koşullar herkesi yoruyor
Bir şeyi de ayırmak istiyorum: akademik çalışmanın zorluğunun hepsi DEHB'den gelmiyor.
Belçika'nın Flaman bölgesinde 3.659 doktora öğrencisinden oluşan temsilî bir örneklemle yapılan çalışmada, katılımcıların yüzde 32'si yaygın bir psikiyatrik bozukluğu, özellikle de depresyonu ya halihazırda yaşıyor ya da geliştirme riski taşıyordu. Bu oran; yüksek eğitimli genel nüfus, yüksek eğitimli çalışanlar ve yükseköğretim öğrencilerinden oluşan karşılaştırma gruplarından daha yüksekti (Levecque ve ark., 2017).
Bu çalışma DEHB'ye bakmıyor ve yalnızca doktora öğrencilerini kapsıyor. Ama akademik işin yapısının pek çok insana ağır gelebildiğini gösteriyor. DEHB bunun üstüne biniyor. Bunu bilmek, tükendiğim dönemlerde bütün suçu kendi beynime yüklememe yardım ediyor.
Tükenmişlik bir yorgunluk dönemini aşıp hayatını kaplamaya başladıysa bunu tek başına taşımak zorunda değilsin. İşaretlerini DEHB'de tükenmişlik yazısında topladım. Kendini güvende hissetmediğin bir an olursa 112'yi arayabilir, ALO 183 Sosyal Destek Hattı'na ulaşabilirsin.
İki işi aynı anda taşımak
Benim durumumda akademik işler tek iş sayılmaz. Bir yanda şirketim, markaların verisi, kanalları, içerikleri; öbür yanda uzun soluklu akademik çalışma. İkisi de düşünme işi ama ritimleri çok farklı.
Şirket tarafında geri bildirim hızlı geliyor: bir strateji işe yarıyor ya da yaramıyor, sonuç birkaç gün içinde belli oluyor. Akademik tarafta ise aylarca hiçbir şey olmayabiliyor. DEHB'li zihin hızlı gelen geri bildirime doğal olarak çekildiği için, iki iş yan yana durduğunda akademik iş sürekli “yarın” kutusuna düşüyor. Acil olan kazanıyor, önemli olan bekliyor.
Bir de geçişin kendisi var. Bir iş görüşmesinden çıkıp bir makalenin tartışma bölümüne dönmek, zihin için oda değiştirmek gibi. Önceki işin kalıntısı bir süre kafada dolaşıyor ve yeni işe tam girmek zaman alıyor. Aynı gün içinde iki işin arasında sık sık gidip gelmek, ikisini de yarım dikkatle yapmama yol açıyor.
Bu yüzden denemeye değer bulduğum şey günleri bölmek. Mümkün olduğunda günün bir kısmını akademik işe, bir kısmını şirkete ayırıyorum. Her zaman tutmuyor. Ama tuttuğu günlerde akademik iş acil işlerin arkasında sıraya girmiyor ve kendine ait bir zaman bulabiliyor.
Denemeye değer bulduğum düzen
Her iş için tek bir aşama satırı. Üzerinde çalıştığım her metin için tek satır: fikir, okuma, taslak, geri bildirim, revizyon, gönderim. Satırlar tek bir yerde duruyor. Hangi işin nerede takıldığını kafamda tutmak yerine sayfada görüyorum.
Kısa ve düzenli yazma bloğu. Boice'un önerisini kendime göre uyarladım: haftanın belirli günlerinde kısa ve sabit bir yazma zamanı. Hiperodak günleri geldiğinde onları bonus sayıyorum; planı onların üzerine kurmuyorum.
Bitirmeyi ayrı bir iş olarak planlamak. Kaynakça, biçim, son okuma. Bunlar yazının kuyruğu gibi görünse de kendi başına bir iş ve takvimde kendi yerleri olmalı.
Okumayı bir soruya bağlamak. Kaynak okumak hiperodağın en sevdiği iş ve bitmiyor. Her okuma oturumunu tek bir soruya bağlamak (“bu bölüm için şu soruya cevap arıyorum”) ve cevabı bulduğumda durmak, okumanın yazmayı sonsuza kadar ertelemesini engelliyor. Okuduğum her kaynaktan tek cümlelik bir not çıkarmak da sonradan aynı makaleyi yeniden okumaktan kurtarıyor. Okumak insana ilerliyormuş gibi hissettiriyor; bazen de yazmaktan kaçmanın en saygın yolu oluyor.
Ortak yazarlarla ara tarihler. Uzak bir teslim tarihini birkaç yakın tarihe bölüp başka birine söylemek, eksik iskeleti dışarıdan kuruyor. Sözlükte dış iskele.
Akademik çalışmanın büyük kısmı da görünmeyen emek. Okunan ama kaynakçaya girmeyen yüzlerce sayfa, elenen fikirler, yazılıp silinen bölümler. Dışarıdan yalnızca sonuç görünüyor. İnsan bazen bu görünmezliği kendi gözünden de saklıyor. Ben sonucu yavaş gelen bir işin arkasındaki emeği, en azından kendi aşama satırlarımda görünür tutmaya çalışıyorum.
Sık sorulanlar
- Akademik iş DEHB'de neden hem çekici hem zor?
- Merak ve hiperodak araştırmayı besliyor; ama yapısı gevşek, teslim tarihleri uzak ve geri bildirimi gecikmeli bir iş yürütücü işlevleri çok zorluyor.
- Hiperodak akademide yeterli mi?
- Yeterli olmuyor. Hiperodak başlatıyor ama bitirmeyi garanti etmiyor; bitirme ayrı bir yapı gerektiriyor.
- Revizyon neden zorlanılan yer?
- Hakem yorumu gecikmeli geliyor ve çoğu zaman duygusal yük taşıyor. İkisi birleştiğinde dosya açılmadan aylarca bekleyebiliyor.
- Akademisyenlerde DEHB neden az konuşuluyor?
- Çünkü alan yüksek performans beklentisi üzerine kurulu ve zorlanmayı söylemenin bedeli olabiliyor. Bu da tanıyı ve desteği geciktiriyor.
Yeni yazılardan haberdar ol
Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.