İçeriğe geç
Kitap Önerilerim

Zeki ama Saplantılı

Thomas E. Brown

Bu listede kendimi en çok bulduğum kitap. Türkçe adı ise kitabın asıl derdini yanlış yere çekiyor: anlattığı insanlar saplantılı sayılmaz, takılıp kalmışlar.

7 dakika okuma
Bu yazıda 12 bölüm var

Özgün adı Smart but Stuck: Emotions in Teens and Adults with ADHD. Mart 2014'te Jossey-Bass'ten çıktı, yaklaşık üç yüz sayfa.

Thomas E. Brown klinik psikolog, doktorasını Yale'de yaptı. Uzun yıllar Yale Tıp Fakültesi'nde klinik öğretim üyeliği ve Yale Dikkat ve İlişkili Bozukluklar Kliniği'nin müdür yardımcılığını yürüttü. 2017'de Kaliforniya'ya taşınıp kendi kliniğini kurdu. Yürütücü işlevlere dayanan DEHB modeli ve bu modele dayanan derecelendirme ölçekleriyle biliniyor. Kliniği özellikle zekâ düzeyi yüksek DEHB'li bireylerin değerlendirilmesi ve tedavisi üzerine uzmanlaşmış.

Türkçesi var: Zeki ama Saplantılı: Dikkat Eksikliği/Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Olan Genç ve Yetişkinler, ODTÜ Geliştirme Vakfı Yayıncılık, 2015, çeviren Deniz İlalan. Künyeyi D&R ve Kitapyurdu'nda gördüm.

"Stuck" kelimesinin başına gelen

Türkçe başlıkla ilgili bir itirazım var ve önce onu söyleyeyim.

İngilizce "stuck", bir yerde takılıp kalmak, çıkamamak demek. Kitabın bütün derdi bu: zeki, yetenekli insanların okulda, işte ya da ilişkilerde bir noktada ilerleyemeyip saplanıp kalması.

"Saplantılı" ise Türkçede başka bir çağrışım taşıyor. Obsesyon, takıntı, bir şeye aşırı bağlanmak. Bu kelime, DEHB'yi zaten obsesif-kompulsif bozuklukla karıştıran bir okuru daha da yanlış yere götürebilir.

Kitabın asıl anlattığı, saplantının neredeyse tersi: önemli bir işe bağlanamamak, onu başlatamamak, sürdürememek. Türkçe baskıyı okuyacaksan başlığı "takılıp kalmış" diye okumanı öneririm.

Adil olmak için şunu da ekleyeyim: Türkçe tanıtım metni, bu insanların bazı ilgi alanlarına aşırı odaklanabildiğini vurguluyor. Çevirmenin ya da yayınevinin "saplantı" kelimesiyle bu aşırı odaklanmayı işaret etmek istemiş olması mümkün. Yine de kitabın merkezindeki durum takılmak.

Bir kuram bölümü, on bir isim, bir çıkış bölümü

Kitabın yapısı çok net.

Bir giriş ve birinci bölüm, Brown'un DEHB ile duygusal beyin arasındaki ilişkiye dair kuramsal çerçevesini kuruyor.

İkinci bölümden on ikinci bölüme kadar her bölüm bir insanın adını taşıyor: Eric, Karen, Martin, Sarah, Mike, Lisa, Steve, Sue, Matt, Lois, James. Yayıncı tanıtımı on beş gerçek hikâyeden söz ediyor; bazı bölümlerde birden fazla kişinin öyküsü iç içe geçiyor olabilir. Bunlar gençlerden çalışan yetişkinlere kadar uzanan, Brown'un klinik deneyiminden gelen öyküler.

On üçüncü bölüm, takıldığın yerden nasıl çıkılacağına ayrılmış. Sonda bir de tartışma soruları bölümü var.

Yani kitabın ağırlık merkezi vakalar. Kuram bir bölüm, çözüm bir bölüm, arada on bir insan.

Duygu, dikkatin motoru

Brown'un bu kitaptaki temel tezi şu: DEHB'de dikkat sorunu, duygu ve motivasyondan ayrı düşünülemez.

Hepimizin bildiği paradoks bu tezin çıkış noktası. DEHB'li biri ilgisini çeken bir işe saatlerce odaklanabiliyor, ama önemli olduğunu bildiği bir işe beş dakika bile bakamıyor. Çevre bunu isteksizlik ya da tembellik olarak okuyor.

Brown'a göre mesele irade değil. Beynin yönetim sistemi, yani yürütücü işlevler, hangi işe dikkat verileceğine büyük ölçüde duygusal önem üzerinden karar veriyor. Bir iş anında ilgi, heyecan ya da kaygı uyandırıyorsa sistem çalışıyor. Uyandırmıyorsa, önemi bilinse bile sistem harekete geçmekte zorlanıyor.

Kitap bunu açıklarken duyguların beyinle ilişkisini, belirli duyguların dikkati nasıl ele geçirebildiğini ve bazı insanlarda utanç ya da başarısızlık korkusunun işe başlamayı nasıl kilitlediğini anlatıyor.

Okurken en çok burada durdum. Yıllarca "istersen yaparsın" cümlesini duymuş biri olarak, bunun neden doğru olmadığını açıklayan bir dil buldum. Konuyu DEHB, dopamin ve motivasyon yazısında da açmıştım.

Altı küme

Brown'un modeli yürütücü işlevleri altı kümede topluyor. Bu kitapta ayrıntılı bir kuram anlatımı yok ama vakalar bu kümeler üzerinden okunuyor:

  • Harekete geçme: İşi organize etmek, önceliklendirmek, başlamak.
  • Odaklanma: Dikkati toplamak, sürdürmek, gerektiğinde başka işe kaydırmak.
  • Çaba: Uyanıklığı düzenlemek, çabayı sürdürmek, işlem hızı.
  • Duygu: Hayal kırıklığını ve diğer duyguları düzenlemek.
  • Bellek: Çalışma belleğini kullanmak, bilgiyi gerektiğinde geri çağırmak.
  • Eylem: Kendi davranışını izlemek ve düzenlemek.

Duygunun bu listede ayrı bir küme olarak yer alması önemli. DSM-5 duygu düzenleme güçlüğünü DEHB'nin tanı ölçütleri arasında saymıyor. Ama Shaw ve arkadaşlarının 2014'te yayımlanan derlemesinden bu yana, duygusal düzensizliğin DEHB'de yaygın olduğu ve işlevselliği ciddi biçimde etkilediği giderek daha fazla kabul görüyor. Brown'un bu vurgusu, alanın bugün vardığı yere erken işaret eden bir vurgu.

Modelin kuramsal tarafını daha ayrıntılı merak ediyorsan Brown'un bir yıl önce çıkan A New Understanding of ADHD in Children and Adults kitabı bunu çok daha sistematik anlatıyor. Smart but Stuck o modelin insan yüzü gibi.

Neden bu kadar tanıdık geldi

Vaka bölümleri benim için kitabın asıl gücü.

Mike'ın bölümü örneğin, babasının ona hep zeki ama tembel dediği, okulda akademik gözetim sürecine düşen, işlere ancak son dakikada başlayabilen bir gencin öyküsü. Arkadaşının ilacını denemesi ve babasının ilaca dair kaygıları da bu öykünün parçası. Bu bölümde kendi ergenliğimin tanıdık tonlarını okudum.

Diğer bölümlerde okulda, işte ve ilişkilerde benzer biçimlerde takılıp kalmış insanlar var. Brown her vakada bu kişinin nerede takıldığını, bunun altında yatan yürütücü işlev ve duygu örüntüsünü ve tedavi sürecinde neyin işe yaradığını anlatıyor.

Bu anlatım biçimi Hallowell ve Ratey'nin vaka anlatılarından farklı. Onlarda vaka okuru tanıma anına götürüyor. Brown'da vaka bir mekanizmayı görünür kılıyor. Okur olarak ikisini de yaşadım, ama Brown'dan elimde bir kavram kaldı.

Vakaları okurken bir şey daha dikkatimi çekti: hiçbiri bir anda çözülmüyor. Her öyküde anlamak, denemek, geri düşmek ve yeniden denemek var. DEHB kitaplarının çoğu okura bir dönüm noktası vaat ediyor. Brown'un vakaları ise değişimin yavaş ve dalgalı olduğunu gösteriyor. Kendi hayatımda da gerçeğe en yakın gelen anlatım buydu ve bir sonraki gerilemede kendimi daha az suçlamama yardım etti.

Zekânın kalkan olduğu yıllar

Kitabın başlığındaki "zeki" kelimesi de bir şey anlatıyor.

Zekâ, DEHB'li birinin güçlüklerini uzun süre örtebiliyor. Ortaokulda son gece çalışmak yetiyor, lisede yetmeye devam ediyor, üniversitede ya da ilk işte birden yetmemeye başlıyor. Çevrenin gözünde bu kişi potansiyelini kullanmayan biri. Kendi gözünde de öyle.

Brown'un vakalarında bu örüntü tekrar tekrar karşına çıkıyor. Geç tanı almış bir yetişkin olarak bu örüntüyü okumak, kendi hikâyemi dışarıdan görmek gibiydi. Yıllarca kendime sorduğum "bu kadar akıllıysam neden" sorusunun cevabının zekâda aranmaması gerektiğini bu kitaptan öğrendim.

Başlayamamanın içeriden görünüşü

Altı kümeden en çok harekete geçme kümesinde kendimi buldum.

Dışarıdan bakan biri için başlamamak bir karar gibi görünüyor. İçeriden ise bir duvar gibi. İşin ne olduğunu biliyorsun, neden önemli olduğunu biliyorsun, hatta ilk adımın ne olduğunu da biliyorsun. Ama o adım atılmıyor ve saatler geçtikçe işin etrafında bir utanç tabakası birikiyor.

Brown'un vakaları bu duvarı çok iyi tarif ediyor. Utancın başlamayı daha da zorlaştırdığını, her ertelemenin bir sonrakini beslediğini gösteriyor. Bu döngüyü bir karakter kusuru olarak okumak yerine, duygu ile yönetim sistemi arasındaki bir kilitlenme olarak okumak benim için çok şey değiştirdi.

Kitap bu kilidi açmak için sihirli bir yöntem vermiyor. Ama kilidin ne olduğunu gösteriyor ve bence ilk adım bu.

Takıldığım yerler

Örneklem. Vakaların hepsi zeki ve bir uzman kliniğine ulaşabilmiş insanlar. Brown'un kliniğinin yüksek zekâ düzeyine odaklanması düşünülünce bu anlaşılır ama DEHB'li insanların geniş bir kısmını dışarıda bırakıyor. Zekâ ile DEHB ilişkisini merak ediyorsan DEHB zekâyı etkiler mi yazısı var.

Çıkış bölümü kısa. On bir vaka bölümünden sonra tek bir çözüm bölümü geliyor. Pratik bir kılavuz arıyorsan bu oran seni tatmin etmeyecek.

Kuram ile vaka arasındaki mesafe. Vakalar etkileyici ama kanıt sayılmaz. Brown kuramını başka yayınlarında araştırmaya dayandırıyor; bu kitapta ise okuru daha çok vakalar üzerinden ikna etmeye çalışıyor. Hangi genellemenin araştırmaya, hangisinin klinik gözleme dayandığını her yerde ayırt edemiyorsun.

Kadınlar. Kitap kadınlarda DEHB'nin kendine özgü görünümüne ayrıca eğilmiyor. Hormonların etkisi, maskeleme, geç tanının kadınlara özgü nedenleri bu kitabın gündeminde yer almıyor.

Tedavi tarafında

Brown vakalarda ilaca, psikoterapiye ve çevresel düzenlemelere birlikte bakıyor.

Kitabın dengeli tarafı, tek bir müdahalenin yetmediğini, özellikle yıllarca biriken utancın ve kaçınma alışkanlıklarının ayrıca ele alınması gerektiğini göstermesi. İlaç kararı elbette hekimle verilir.

Okuma grubu için şaşırtıcı iyi bir kitap

Sondaki tartışma soruları bu kitabı bir DEHB destek grubunda ya da bir okuma grubunda okumayı çok kolaylaştırıyor.

Vaka bölümleri de birbirinden bağımsız. Her hafta bir bölüm okuyup konuşmak mümkün.

Tek başına okuyan için de bu sorular işe yarıyor. Bir vakayı okuduktan sonra soruları bir deftere kendi hayatın üzerinden cevaplamak, kitabı bir anlatıdan çıkarıp bir çalışma defterine yaklaştırıyor. Kitabın kısa çıkış bölümünün eksik bıraktığı şeyin bir kısmını bu yolla kendin tamamlayabiliyorsun.

Türkçede Brown

Brown'un Türkçede bir kitabı daha var: ODTÜ Geliştirme Vakfı Yayıncılık'tan çıkan Dikkat Eksikliği Bozukluğu, çeviren Esra Çetintaş Sönmez. Kitapyurdu'daki künyede özgün adını göremedim. Tükenmiş görünüyor.

Brown'u Türkçe okumak isteyen için Zeki ama Saplantılı hem daha kolay bulunur hem de daha sıcak bir giriş.

Kime

Zeki olduğu söylenip "neden yapamıyorsun" sorusunu yıllarca duymuş bir yetişkine. Özellikle geç tanı almış, akademik ya da mesleki olarak bir yere kadar gelip orada tıkanmış birine.

DEHB'li bir gencin ebeveynine de öneririm; çocuğunun tembel olmadığını anlamak için.

Pratik bir sistem kurmak isteyen birine ise bu kitap yetmez. Utanç ve kavrayış için güçlü, günlük hayatı düzenlemek için sınırlı.

Nasıl okumalı: önce birinci bölüm, çünkü vakaları anlamlı kılan çerçeve orada. Sonra vakalar arasından kendine yakın bulduklarını seç. En sonda on üçüncü bölüm. Hepsini okumak zorunda kalmıyorsun; iki üç vaka okuduktan sonra örüntüyü görmeye başlıyorsun.

Duygu düzenleme konusunu açmak istersen DEHB'de duygu düzenleme yazısıyla birlikte okumak iyi olur.