İçeriğe geç
Kitap Önerilerim

Sen mi, Ben mi, Erişkin DEHB mi?

Gina Pera

DEHB'si olmayan partnerin öfkesini ciddiye alan az sayıdaki kitaptan biri. DEHB'li olarak okuması kolay olmadı ve çoğu yerde haksız olduğunu da söyleyemem.

8 dakika okuma
Bu yazıda 10 bölüm var

Özgün adı Is It You, Me, or Adult A.D.D.? ve alt başlığı sevdiğiniz birinde DEHB olduğunda hız treninden inmekten söz ediyor. 2008'de 1201 Alarm Press'ten çıktı. Önsözü Russell Barkley yazdı.

Türkçesi var. Psikoaktif Yayıncılık, Şubat 2013'te Sen mi, Ben mi, Erişkin DEHB mi? adıyla yayımlamış. Alt başlıkta hız treni lunapark trenine dönüşmüş. Çeviri Çağlar Özayrancı'ya, çeviri editörlüğü Prof. Dr. Mehmet Akif Ersoy'a ait. Bu bilgileri yayınevinin kendi sitesinde gördüm. Güncel olarak ne kadar kolay bulunduğunu doğrulayamadım.

Çeviri editörlüğünü bir akademisyenin üstlenmiş olması terimler açısından güven veriyor. Türkçe baskının dört yüz sayfayı aşması ise okuru baştan uyarmalı.

Bir gazetecinin kitabı

Gina Pera ödüllü bir gazeteci; psikiyatrist ya da psikolog olarak yazmıyor. DEHB'yle 1990'ların sonunda, o zamanki nişanlısının anlaşılmaz bulduğu davranışlarını araştırırken karşılaşmış. Sonra yıllarca destek gruplarında moderatörlük yapmış, alanın önde gelen araştırmacı ve klinisyenleriyle görüşmüş.

Bu geçmiş kitabın her sayfasında hissediliyor.

İyi tarafı şu: Pera bilgiyi bir muhabir gibi topluyor ve uzmanlardan aldığı bilgiyi kendi gözlemlerinden ayırmaya çalışıyor. Kitap, bir kişinin deneyiminin genelleştirilmesinden çok o deneyimin peşine düşülüp alanın bilgisiyle sınanmasına benziyor.

Zorlayıcı tarafı da aynı yerden geliyor. Pera bir partner olarak yazıyor ve DEHB'si olan kişiyi büyük ölçüde dışarıdan görüyor.

Kitaptan sonra Pera, Arthur Robin'le birlikte klinisyenlere yönelik Adult ADHD-Focused Couple Therapy kitabını yazdı; 2016'da Routledge'dan çıktı. Yani bu ilk kitaptaki gözlemler sonradan klinik bir çerçeveye taşınmış. İlk kitabı okurken bunu bilmek, anlatılanların yalnızca kişisel bir tepki olmadığını görmeye yardım ediyor.

Kime konuşuyor

Kitabın okuru DEHB'li kişinin partneri. Alt başlık bunu açıkça söylüyor ve kitap bu sözü tutuyor.

Bu partner genellikle yıllardır bir şeylerin ters gittiğini hisseden ama adını koyamayan biri. Sözler tutulmuyor, faturalar ödenmiyor, konuşmalar yarıda kalıyor, her tartışma aynı yerde bitiyor. Bir yandan da kendini sorguluyor: sorun bende mi, fazla mı talepkârım, yoksa bu ilişkide gerçekten bir şey mi var?

Başlıktaki soru tam olarak bu. Sen mi, ben mi, yoksa ikimizin arasına giren tanı konmamış bir tablo mu?

DEHB'li biri olarak kitabı bu okurun omzunun üzerinden okumak garip bir deneyim. Kendi davranışlarının bir başkasında nasıl bir hayal kırıklığı ve öfke birikimi yarattığını, o başkasının diliyle okuyorsun. Sayfaların bir kısmında kitabı kapatıp bırakmak istedim.

Bırakmadım, çünkü anlatılan öfke uydurma sayılmaz. DEHB'si olmayan partnerin yaşadıkları, DEHB kitaplarının çoğunda bir iki paragrafla geçiştiriliyor. Burada merkeze alınıyor.

Lunapark treni

Alt başlıktaki metafor kitabın bütün duygusal tonunu taşıyor.

Hız treninde inişlerin ve çıkışların sırası sen seçmeden değişiyor. DEHB'li biriyle ilişkide yaşayan partnerin anlattığı da buna benziyor. Bir gün yakın, ilgili, eğlenceli bir insan. Ertesi gün söz verdiği şeyi hatırlamayan, konuşmanın ortasında başka yere giden, bir faturayı aylarca açmayan biri. Partner hangi günün geleceğini bilmediği için sürekli tetikte yaşıyor.

Metaforun bir tarafını çok isabetli buluyorum. Tutarsızlık, tek başına kötü davranıştan daha yıpratıcı olabiliyor. Sürekli kötü bir davranışa karşı bir tavır alınabilir. Tutarsızlığa karşı alınamıyor, çünkü iyi günler umudu diri tutuyor.

Öteki tarafını eksik buluyorum. Trendeki DEHB'li kişi de o treni kendisi sürmüyor. Kendi iniş çıkışlarını çoğu zaman o da anlamlandıramıyor. Kitap bunu biliyor ve söylüyor ama metafor partnerin koltuğundan çizilmiş.

Üç kısım

Kitap üç kısımdan oluşuyor.

Tanımak. İlk kısım DEHB'yi yetişkinlerde, özellikle bir ilişkinin içinden nasıl fark edilebileceğini anlatıyor. DEHB'nin ne olduğu, neden herkeste farklı göründüğü, para ve gündelik hayatın başka alanlarında nasıl iz bıraktığı konuşuluyor. Bu kısmın sonunda, partnerle DEHB ihtimali hakkında nasıl konuşulabileceğine ayrılmış bölümler var.

Paraya ayrılmış bölüm özellikle değerli. Para, ilişkide sessizce en çok hasar bırakan alanlardan biri ve popüler kitapların pek uğramadığı bir yer. Pera bunu bir karakter kusuru olarak anlatmıyor; kendini düzenleme güçlüğünün somut sonuçlarından biri olarak ele alıyor. Konunun gündelik tarafını DEHB ve para yönetimi yazısında ayrıca konuşmuştum.

Tedavi ve anlamak. İkinci kısım etkili terapiyi bulmak, DEHB'ye uygun terapi yaklaşımları, ilacın rolü, beyinle davranış arasındaki bağlantı ve kalıcı sonuçlar üzerine.

Pera'nın bu kısımdaki en önemli tavrı, DEHB'yi gerçek ve tedavi edilebilir bir tablo olarak ciddiye alması. Terapi arayışına ayrı bölümler ayırması da anlamlı. Barkley'in önsözde çift terapistlerine yönelik vurgusu bu noktaya işaret ediyor: sıradan bir ilişki çatışmasıyla DEHB'nin yarattığı iniş çıkışları ayırt edebilmek. Sitede sık tekrarladığım bir şeyle örtüşüyor; iyi niyetli ama DEHB'yi bilmeyen bir terapi, sorunu yalnızca bir iletişim meselesi gibi okuyup yıllar kaybettirebiliyor.

İlaç bölümleri ilacı yan etkileri ve yaşam tarzı seçimleriyle birlikte düşünüyor. Kitap bir hekimin yerine geçmez; ilaç kararı hekimle verilir.

İleriye gitmek. Son kısım inkârla baş etme, sağlıklı yaşam stratejileri ve yaşam tarzı seçimleriyle ilaç yan etkilerini birlikte ele almak üzerine.

İnkârın iki yüzü

Kitabın bence en özgün katkısı inkâr üzerine söyledikleri.

DEHB'li bir partnerin belirtilerini kabul etmemesi genellikle inatçılık ya da ahlaki bir zaaf olarak okunuyor. Pera bunun iki katmanı olduğunu anlatıyor. Bir katman gerçekten psikolojik: yıllarca tembel, dağınık, sorumsuz olarak etiketlenmiş biri için bir tanıyı kabul etmek, o etiketleri kabul etmek gibi hissettirebiliyor. Utanç insanı savunmaya itiyor.

Öteki katman nörolojik. Kendi davranışını izleme ve değerlendirme becerisinin kendisi DEHB'den etkilenebiliyor. Kişi yaşadığı sorunları gerçekten görmüyor olabilir.

Bu katmanın araştırmada da bir karşılığı var. Barkley ve arkadaşlarının (2002) çocuklukta DEHB tanısı almış gençleri yetişkinliğe kadar izleyen çalışmasında, gençlerin kendi belirtilerini ebeveynlerinin bildirdiğinden belirgin biçimde daha hafif değerlendirdiği görülmüştü. Yani kişinin kendi hakkındaki bildirimi tablonun bir kısmını gözden kaçırabiliyor.

Bu ayrım benim için önemliydi. Kendi hayatımda bir şeyin ters gittiğini ancak geç fark edebilmiş biri olarak, fark etmemenin her zaman bir kaçış olmadığını biliyorum.

Ama burada bir risk de var ve kitap bunu yeterince ağır basmıyor.

İnkâr kavramı, bir partnerin itirazını baştan geçersiz sayma aracına dönüşebilir. DEHB olmadığını söyleyen herkes inkârda sayılmaz. Bazen gerçekten başka bir şey vardır: depresyon, anksiyete, başka bir psikiyatrik tablo ya da düpedüz iki insanın uyumsuzluğu. Bu ayrımı yapacak olan partner olamaz; bir uzman değerlendirmesi gerekir.

Kitabın partnerle DEHB ihtimali hakkında konuşmaya ayrılmış bölümleri bu yüzden dikkatle okunmalı. Amaç partneri bir tanıya ikna etmek değil, değerlendirmeye açık olmasını sağlamak.

Suç kimde

Pera davranışı kişilikten ayırmaya çalışıyor ve DEHB'yi bir bozukluk olarak ele almasının bir amacı da bu.

Yine de kitabın dengesi DEHB'li partnerden yana kurulmamış. Değişmesi, kabul etmesi, tedaviye başlaması beklenen kişi o. DEHB'si olmayan partnerin kendi katkısı konuşuluyor ama daha az yer tutuyor.

Bunu bir kusur olarak yazmakta tereddüt ediyorum. Kitap bir partnere yazılmış ve o partnerin yıllardır görmezden geçilmiş deneyimine alan açıyor. Her kitabın iki tarafa eşit mesafede durması gerekmiyor.

Ama DEHB'li okurun bunu bilerek okuması gerekiyor. Kendini burada tam olarak bulamayacak. Kitap onun ne hissettiğinden çok, onunla yaşamanın ne hissettirdiğiyle ilgileniyor.

Melissa Orlov'un The ADHD Effect on Marriage kitabıyla karşılaştırınca fark netleşiyor. Orlov ilişkinin içindeki döngülere bakıyor ve iki tarafın rollerini adlandırıyor. Pera daha çok tabloya, tedaviye ve partnerin bu tabloyu anlamasına odaklanıyor. Orlov ilişkiyi, Pera DEHB'yi anlatıyor.

DEHB'li okura kalan

Bu kitaptan DEHB'li bir okur olarak ne aldığımı düşündüm.

Birincisi, kendi belirtilerimin başka birinin hayatında nasıl bir iz bırakabileceğini onun diliyle görmek. Bu, kendi içimden bakınca göremeyeceğim bir açı.

İkincisi, tedaviyi hayatımdaki insanlara karşı da bir sorumluluk olarak düşünmek. Bu fikir ilk anda ağır geldi. Sonra hafifletici bir tarafı olduğunu fark ettim: sorunun bir adı ve üzerinde çalışılabilir bir hâli varsa, suçluluk da bir yere bağlanabiliyor.

Üçüncüsü, sınır. Bir partnerin öfkesini anlamak, o öfkenin her ifadesini hak etmek anlamına gelmiyor. Kitap bunu benim istediğim açıklıkta söylemiyor; bu sınırı okurun kendisi çizmek zorunda.

Nerede eskidi

Başlıktaki A.D.D. ifadesi kitabın yaşını ilk bakışta söylüyor. Bugün bu terim klinik olarak kullanılmıyor.

2008'de yazıldığı için 2013'te yayımlanan DSM-5 öncesine ait. DSM-5 yetişkinlerde tanı eşiğini ve belirtilerin başlaması gereken yaşı değiştirdi. Kitabın tanı ölçütlerine dair anlattıkları bu açıdan güncel sayılmaz.

İlaç bölümleri de benzer biçimde okunmalı. Sonraki yıllarda seçenekler ve kılavuzlar değişti. Türkiye'de hangi ilaçların bulunduğu da Amerika'daki tablodan farklı. Bu bölümü hekime götürülecek soruları hazırlamak için kullanmak, güncel bir rehber gibi okumaktan daha doğru.

Buna karşın kitabın omurgası, yani kalıtım ağırlıklı bir kendini düzenleme tablosu olarak DEHB anlayışı, bugünkü araştırmayla uyumlu. Faraone ve Larsson'ın (2019) derlemesi kalıtım oranını yaklaşık yüzde 74 olarak veriyor. Pera'nın bir partnerin davranışını irade eksikliği olarak okumama çağrısı bu bulguyla örtüşüyor.

Nasıl okunmalı

Uzun bir kitap ve baştan sona okumaya çalışmak bence gereksiz. İlk kısmın tanıma bölümleri, inkâr bölümü ve partnerle konuşmaya ayrılmış bölümler kitabın kalbi. Tedavi kısmı başvuru kaynağı olarak kullanılabilir.

DEHB'li bir okur olarak önerim: bu kitabı bir suçlama listesi olarak okuma. Karşındaki insanın neden bu kadar yorgun olduğunu anlamak için oku. Rahatsız olduğun yerlerde not al; o notlar partnerinle yapacağın konuşmanın malzemesi olabilir.

DEHB'si olmayan bir okur için: kitap sana bir dil verecek. O dili partnerinle birlikte kullan, ona karşı bir silaha çevirme. Özellikle inkâr kavramını bir koz olarak kullanma.

Kime

Partnerinde DEHB olduğundan şüphelenen ya da partneri yeni tanı almış kişiye. Bu kişi için alandaki en kapsamlı kitaplardan biri.

Tanı almış ve partnerinin ne yaşadığını gerçekten anlamak isteyen DEHB'li yetişkine de. Ama sabır ve biraz kalın bir deri gerekiyor.

Derdi ilişkisi olmayan, kendi DEHB'sini anlamaya çalışan birine önermem. Onun için başka kitaplar daha doğru bir başlangıç. DEHB ve ilişkiler üzerine daha genel bir çerçeve için DEHB ve ilişkiler yazısına bakılabilir.