Getting Ahead of ADHD
Joel T. Nigg
Ebeveynler için yazılmış ve ben çocuk değilim. Yine de beslenme, uyku ve ekran tartışmalarında okuduğum en soğukkanlı rehber buydu.
Bu yazıda 13 bölüm var
Tam adı Getting Ahead of ADHD: What Next-Generation Science Says about Treatments That Work—and How You Can Make Them Work for Your Child. Ağustos 2017'de Guilford Press'ten çıktı. Yaklaşık üç yüz sayfa.
Joel T. Nigg klinik psikolog ve DEHB alanında aktif bir araştırmacı. Doktorasını UC Berkeley'de Stephen Hinshaw'un yanında yaptı. Oregon Sağlık ve Bilim Üniversitesi'nde psikiyatri, pediatri ve davranışsal nörobilim profesörü; aynı üniversitede psikoloji birimini ve DEHB programını yönetiyor.
Yayıncının sitesinde güncellenmiş bir baskı görmedim; okuduğum hâl 2017 baskısı.
Doğrulanmış bir Türkçe basımına ulaşamadım; İngilizce adıyla yazıyorum.
Bir araştırmacının ebeveynlere yazdığı kitap
Bu kitabın sıradan bir ebeveyn rehberinden farkı, yazarının DEHB üzerine araştırma yürüten biri olması.
Nigg, ebeveynlerin internette karşılaştığı sorulara cevap vermek için yazıyor: Çocuğumun DEHB'si yediği şeylerden mi? Ekranlar mı? Çevre kirliliği mi? Doğal tedaviler işe yarar mı? Hangisi abartılı alarm, hangisi makul temkin?
Kitabın tonu da buradan geliyor. Korkutmuyor, küçümsemiyor, hiçbir soruyu saçma bulmuyor. Her soruyu alıp araştırmanın ne söylediğine bakıyor ve her konunun sonunda okura başvurabileceği kaynaklar bırakıyor.
Kitabı okurken dili zaman zaman bana uymadı; her şey "çocuğunuz" üzerinden anlatılıyor. Ama sorular benim de sorularım. DEHB'li bir yetişkin olarak yıllarca aynı tartışmaları kendi hayatım üzerinden yaşadım.
Dokuz bölümün sırası
Kitap bir giriş ve dokuz bölümden oluşuyor.
İlk bölüm DEHB'nin bugünkü anlayışını kuruyor. İkinci bölüm epigenetiğe ayrılmış. Üçüncü bölüm beslenme, dördüncü bölüm egzersiz ve uyku. Beşinci bölüm teknoloji, altıncı bölüm çevresel kimyasallar. Yedinci bölüm zorlu yaşantılar, stres ve travma. Sekizinci bölüm geleneksel ve alternatif profesyonel tedaviler. Son bölüm hepsini bir araya getiriyor.
Sıralama bilinçli. Önce teorik çerçeve, sonra ebeveynin kendi başına etkileyebileceği alanlar, en son uzman desteği.
Okurken aklımda tuttuğum soru
Kitabın her bölümünde aynı soruyu kendime sordum: bu bir ilişki mi, bir neden mi?
DEHB çevresindeki tartışmaların neredeyse hepsi bu sorunun etrafında dönüyor. Bir çalışma, bir etkenle DEHB belirtileri arasında bağ buluyor; ertesi gün manşetler o etkenin DEHB'ye yol açtığını yazıyor. Aradaki mesafe çoğu zaman kayboluyor.
Nigg'in kitabını değerli yapan şeylerden biri, bu mesafeyi okura sürekli hatırlatması. Bu soruyu bir kez kafana yerleştirdiğinde, kitabı bitirdikten sonra da her yeni haberde kendiliğinden soruyorsun.
Epigenetik: sihirli kelime mi, çerçeve mi
Kitabın omurgası ikinci bölüm. Nigg epigenetiği, yani genlerin çevresel etkilerle nasıl açılıp kapandığını, doğa-yetiştirme tartışmasını aşan bir çerçeve olarak sunuyor.
Temel mesaj şu: bir çocuk DEHB'ye genetik yatkınlığı miras alabilir, ama bu yatkınlığın nasıl ve ne ölçüde ortaya çıkacağını başka etkenler de belirler.
Bu çerçeve ebeveyne umut veriyor ve ona yapabileceği bir şey bırakıyor. Beslenme, uyku, egzersiz, stres azaltma gibi alanlar anlam kazanıyor.
Burada dikkatli olmak gerekiyor. DEHB'de insan çalışmalarından gelen epigenetik bulgular hâlâ erken aşamada ve çoğu küçük örneklemli. Faraone ve Larsson'ın 2019 derlemesi kalıtım oranını yaklaşık yüzde 74 veriyor. Epigenetik, çevrenin önemli olduğunu gösteriyor ama bu yüksek kalıtım oranını ortadan kaldırmıyor. Nigg da genetik yatkınlığı reddetmiyor; yine de "doğa-yetiştirme tartışmasının sonu" gibi bir bölüm başlığı, alanın bugün vardığı yerden daha kesin konuşuyor.
Maté'nin Dağınık Zihinler'iyle karşılaştırınca fark netleşiyor. Maté çevreyi neden olarak merkeze koyuyor. Nigg çevreyi, güçlü bir genetik yatkınlığın üzerinde çalışan bir etken olarak ele alıyor. İkinci okuma, bugünkü veriyle çok daha uyumlu. Kalıtım tarafını merak ediyorsan DEHB kalıtsal mı yazısına bakabilirsin.
Suçluluğu azaltan bir çerçeve
Bu kitabı okurken aklıma sık sık ebeveynlerin taşıdığı suçluluk geldi.
DEHB tanısı alan bir çocuğun annesi ya da babası, çoğu zaman aynı soruyu soruyor: ben ne yanlış yaptım? Çevre de bu soruyu besliyor. Fazla ekran, yanlış beslenme, yeterince disiplin olmaması.
Nigg'in çerçevesi bu soruyu farklı bir yere taşıyor. Yatkınlık büyük ölçüde genetik; ebeveyn onu seçmedi. Ama bu yatkınlığın gündelik hayata nasıl yansıyacağı üzerinde ebeveynin etkisi var. Bu, suçu ortadan kaldırıp sorumluluğu bırakan bir okuma. Benim okumam bu yönde oldu ve bir ebeveyn için bundan daha sağlıklı bir başlangıç noktası düşünemiyorum.
Beslenme: eski tartışmalar
Üçüncü bölüm, DEHB çevresindeki en eski ve en gürültülü tartışmaya giriyor: yiyecekler.
Bölüm başlığı eski tartışmalara yeni bir netlik getirmeyi vaat ediyor ve kitabın genel tavrı burada da korunuyor: her iddiayı ayrı ayrı tartmak.
Bu tartışmanın bugünkü hâlini hatırlamakta fayda var. Şekerin çocukların davranışını etkilemediği Wolraich ve arkadaşlarının 1995 meta analizinden beri biliniyor. Eliminasyon diyetlerinin bir alt grupta etkisi olabileceğini gösteren çalışmalar var, ama körleştirilmiş değerlendirmelerde etkinin küçüldüğü görülüyor. Omega-3 takviyesinin etkisi var ama sınırlı.
Yani beslenme tek başına bir DEHB tedavisi değil, ama bütünün bir parçası olabilir. Nigg'in dengeli yaklaşımı bu tabloya uyuyor. Konuyu DEHB'de diyet işe yarar mı yazısında ayrıntılı ele almıştım.
Egzersiz, uyku ve beyin gelişimi
Dördüncü bölüm iki alanı bir araya getiriyor ve bence kitabın en sağlam bölümlerinden biri.
Egzersiz konusunda araştırma, DEHB belirtileri üzerinde orta düzeyde bir etkiye işaret ediyor. Uyku konusunda ise ilişki iki yönlü: DEHB uykuyu bozuyor, bozuk uyku da DEHB belirtilerini ağırlaştırıyor.
Yetişkin okur için bu bölümün bir uzantısı var. DEHB'li yetişkinlerin önemli bir kısmında uyku saatinin kronik biçimde geç kaydığı biliniyor. Kitap çocuklar üzerinden anlatsa da uykunun dikkat üzerindeki etkisine dair söyledikleri bana doğrudan uydu.
Bu bölüm bana en çok dokunan bölüm oldu. Kitap uykuyu bir ahlak dersine çevirmeden, beynin gelişimi ve işleyişi üzerinden anlatıyor.
Ekranlar ve kimyasallar
Beşinci bölüm teknolojiye ayrılmış ve başlığı hem tehlikeden hem de vaatten söz ediyor. Bu dengeyi sevdim. Ekranlar bir yandan dikkat üzerinde tartışılan bir etki taşıyor, öte yandan DEHB'li insanlar için destekleyici araçlar da sunuyor.
Araştırmada ekran kullanımıyla DEHB belirtileri arasında ilişki bildiren çalışmalar var, ama nedensellik gösterilmiş sayılmaz ve ters yön de en az bu kadar akla yatkın: DEHB'li çocuklar yüksek uyaranlı ekranlara daha çok çekiliyor olabilir. Ayrıntısını ekran süresi DEHB'ye neden olur mu yazısında tartıştım.
Altıncı bölüm çevresel kimyasallar hakkında. Bölüm başlığı alarm ile makul temkini ayırmayı vaat ediyor ve bu ayrım, internetin bu konuda ürettiği korku düşünüldüğünde çok değerli.
Bu alanda bir örnek, çevresel risk tartışmalarının ne kadar dikkat istediğini gösteriyor. Gebelikte sigara ile çocukta DEHB arasında uzun süre güçlü bir ilişki bildirildi. Kardeşleri karşılaştıran çalışmalarda ise bu ilişkinin büyük ölçüde zayıfladığı görüldü; ilişkinin önemli bir kısmı aileler arasındaki ortak genetik ve çevresel farklarla açıklanıyor gibi duruyor. Bu, gebelikte sigaranın zararsız olduğu anlamına gelmiyor. Sadece "ilişki var" ile "neden oluyor" arasındaki mesafeyi hatırlatıyor.
Zorluk, stres, travma
Yedinci bölüm, DEHB'li bir çocuk için güvenli bir sığınak yaratmaktan söz ediyor.
Nigg olumsuz yaşantıların ve stresin DEHB belirtileriyle ilişkisini tanıyor, ama bunu genetik yatkınlığın yerine koymuyor. Bu bölümü okurken Maté'nin kitabında takıldığım yerin burada daha dikkatli ele alındığını gördüm.
DEHB'li çocukların, belirtilerinin kendisi yüzünden de olumsuz yaşantılara daha açık olduğunu hatırlamak gerekiyor. Ok iki yönde de işliyor.
Profesyonel yardım
Sekizinci bölüm geleneksel ve alternatif tedavileri bir arada ele alıyor.
Nigg'in önerdiği yaklaşım bütünleşik: ilaç ile yaşam tarzı değişikliklerini ve diğer destekleyici yöntemleri bir arada kullanmak. Tek bir çözümün herkese uymadığını, tedavinin kişiye göre ayarlanması gerektiğini vurguluyor. İlaç kararı her durumda hekimle verilir.
Alternatif tedaviler konusunda kitabın tavrı ayıklayıcı. Kanıtı olmayan, hatta zararlı olabilecek yaklaşımları gerçek ilerlemelerden ayırmayı hedefliyor. Bu bölüm, nörofeedback gibi dolaşımdaki vaatleri değerlendirmek için iyi bir zemin.
Eskiyen yerler
Kitap 2017'de yazıldı. O günden bu yana ekran kullanımı, beslenme ve egzersiz üzerine çok sayıda yeni çalışma yayımlandı. Genel çerçeve geçerli ama bölüm bölüm ayrıntıları güncellemek gerekiyor.
Kitap yetişkinler için yazılmadı. Yetişkin DEHB'ye, kadınlarda DEHB'nin kendine özgü görünümüne ya da geç tanıya dair özel bir bölüm yok.
Bir de şu: yaşam tarzı değişikliklerinin etki büyüklükleri çoğunlukla küçük ya da orta. Kitabın umut veren tonu, bazı ebeveynlerde bu değişikliklerin ilacın yerini tutabileceği beklentisini yaratabilir. Nigg bunu iddia etmiyor, ama okurun bu yanlış okumaya düşmemesi için dikkatli olması gerekiyor.
Bu kitabı bugün okuyan biri için önerim, onu bir harita olarak kullanmak. Bölüm başlıkları, hangi sorunun sorulmaya değer olduğunu gösteriyor. Bir soruya takıldığında o konudaki daha yeni derlemelere bakmak, kitabın 2017'de çizdiği tablonun nerede değiştiğini görmeni sağlar. Kitabın en kalıcı katkısı da zaten tek tek bulgular olmaktan çok, bu soruları nasıl tartacağını öğretmesi.
Yetişkin okur olarak kendime aldıklarım
Çocuklar için yazılmış öneriler bir yetişkine de uyarlanabiliyor. Benim kendime not ettiklerim:
- Uykuyu bir tedavi bileşeni kadar ciddiye almak.
- Hareketi bir spor hedefi olarak düşünmek yerine dikkat için gündelik bir araç olarak görmek.
- Ekranla ilgili suçluluğu bırakıp hangi kullanımın beni dağıttığına, hangisinin desteklediğine bakmak.
- İnternette okuduğum her yeni "DEHB'ye neden olan şey" iddiasında önce ilişki mi, neden mi diye sormak.
Kime, nasıl
DEHB tanısı yeni konmuş bir çocuğun ebeveynine, internette okuduğu çelişkili bilgiler arasında kaybolmuşsa, ilk sırada öneririm.
DEHB'li bir yetişkin olarak ben de çok şey aldım, ama bunu bir ebeveyn kitabı olduğunu bilerek okumak gerekiyor.
Bir ilaçsız çözüm arayan ve bu kitaptan onun onayını almak isteyen birine ise önermem; kitap bu onayı vermiyor ve bu yönde okunmaya çalışılırsa yanlış okunur.
Baştan sona okumak gerekmiyor. İlk iki bölümü çerçeve için oku. Sonra aklını meşgul eden soruya git: yemek mi, uyku mu, ekran mı, travma mı. Her bölüm kendi içinde tamamlanıyor.
Son bölüm, bu tartışmaların bir ailenin gündelik hayatına nasıl çevrilebileceğini gösteriyor; bir planı kâğıda dökmek istiyorsan oradan başlayabilirsin.