İçeriğe geç
Kitap Önerilerim

Driven to Distraction

Edward Hallowell & John Ratey

Okurken en çok yaptığım şey durmak oldu, çünkü kendimi okuyordum. Kendini tanımak ile ne yapacağını bilmek ayrı şeyler, bu kitap birincisini veriyor.

2 dakika okuma

Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français

Bu yazıda 7 bölüm var

1994'te yayımlandı ve DEHB'yi geniş bir okur kitlesine anlatan ilk kitaplardan biri oldu. İki yazar da psikiyatrist ve ikisi de DEHB tanılı.

Türkçesi Dikkat Eksikliği Bozukluğu adıyla 2013'te Pozitif Yayınları'ndan çıktı, çeviren İrem Karaçay Yücel. Kitabın aynı adı taşıyan başka Türkçe kitaplarla karışmaması için burada özgün adıyla yazıyorum.

Kitabın yapısı

Büyük bölümü vaka hikayelerinden oluşuyor.

Bir kişi anlatılıyor: hayatı, zorlandığı yerler, tanı süreci, sonrası. Sonra yazarlar o vakadan yola çıkarak bir konuyu açıyor.

Aralarda “DEHB'nin yüz yüzü” gibi bölümler var: farklı görünümler, çocuklarda ve yetişkinlerde, kadınlarda ve erkeklerde.

Sonda tanı, ilaç ve baş etme bölümleri geliyor.

Okurken en çok yaptığım şey durmak oldu

Bir vaka anlatısını okuyup kitabı kapatmak, biraz oturmak, sonra devam etmek.

Çünkü kendimi okuyordum.

Anlatılan insanların yaptığı şeyler o kadar tanıdık ki bir noktada “bunu ben mi anlattım” hissine kapılıyorsun: anahtarını her gün kaybeden adam, on iki projeye başlayıp hiçbirini bitirmeyen kadın, çok zeki olduğu söylenip sürekli düşük not alan çocuk.

Kitabın asıl işi bu ve bunu iyi yapıyor.

Bana asıl dokunan şey tonu

Kitap hiçbir yerde suçlamıyor.

Yıllarca duyduğum cümlelerin tam tersini kuruyor: sen tembel değilsin, umursamaz değilsin, karakterinde bir kusur yok. Burada tarif edilmiş bir şey var ve adı var.

Bunu duymak, bilgi almaktan önce gelen bir ihtiyaçtı. Kitap onu karşıladı.

Yazarların kendilerinin de DEHB tanılı olması tonu belirliyor. Yukarıdan konuşmuyorlar.

Ama ne yapacağımı öğretmedi

Bir sistem kurmak istediğimde bu kitaba dönmedim.

Tavsiyeleri genel: yapılacaklar listesi tut, işleri böl, dış yapı kur. Hepsi doğru ve hiçbiri uygulanabilir değil, çünkü nasıl yapılacakları yazmıyor.

Daha önemlisi: hangi cümlenin araştırmaya, hangisinin klinik gözleme, hangisinin yazarın kendi deneyimine dayandığını ayırt edemiyorsun. Kaynak gösterme alışkanlığı zayıf.

Kendini tanımak ile ne yapacağını bilmek ayrı şeyler ve bu kitap birincisini veriyor.

Eskiyen yerler

Otuz yıl önce yazıldığını akılda tutmak gerekiyor.

O günden bu yana tanı ölçütleri değişti. İlaç seçenekleri arttı. En önemlisi de kadınlarda DEHB'ye bakış belirgin biçimde değişti: kitabın yazıldığı dönemde tablo hala büyük ölçüde hareketli erkek çocuk üzerinden kuruluyordu.

Sonraki baskılarda güncellemeler var ama temel yapı aynı.

Bunu bilerek okumak lazım, özellikle tanı ve tedavi bölümlerini.

Rahatsız olduğum taraf

Güçlü yanlar anlatısına yaslanma eğilimi.

Kitap DEHB'nin olumlu taraflarını öne çıkarmayı seviyor: yaratıcılık, enerji, sıra dışı düşünme.

İyi niyetli ve okurun kendine değer vermesini istiyor. Anlıyorum.

Ama bedeli var: bir avantajsa neden yardım isteyeyim? İş yerinde düzenleme istemek, okulda ek süre istemek, hepsi bir zorluğun varlığını kabul etmeye dayanıyor.

Yazarların sonraki kitaplarında bu eğilim daha da güçlenmiş.

Kime, ne zaman

Yeni tanı almış biri için iyi bir ilk kitap. “Acaba bende de var mı” diye düşünen biri için de.

Utancı azaltmak ve tabloyu tanımak isteyene.

İkinci kitap başka bir şey olmalı, çünkü bu kitap sistem kurmaya, tedavi kararlarına ve güncel bilgiye yetmiyor.

Dört yüz sayfa civarı. Vaka anlatıları kısa olduğu için aralıklı okumaya çok uygun; baştan sona okumak da gerekmiyor.