İçeriğe geç
Kitap Önerilerim

Dağınık Zihinler

Gabor Maté

Beni şefkatiyle yakaladı, kalıtımı kenara itişiyle kaybetti. İkisini aynı anda aklında tutabilen okura çok şey veriyor, tutamayana zarar verebiliyor.

8 dakika okuma
Bu yazıda 13 bölüm var

Gabor Maté bu kitabı 1999'da yayımladı. İlk baskı Kanada'da Knopf Canada'dan Scattered Minds adıyla çıktı, aynı dönemde ABD'de Scattered: How Attention Deficit Disorder Originates and What You Can Do About It başlığıyla basıldı. Yıllar sonra İngiltere'de Vermilion (2019), ABD'de Avery (2023) kitabı yeniden Scattered Minds adıyla yayımladı.

Türkçesi var: Dağınık Zihinler, Hep Kitap, çeviren Engin Süren. Künyeyi Kitapyurdu'nda ve yayınevinin kendi sitesinde gördüm. Türkçe tanıtım metninde bozukluk "DEB" diye geçiyor; kitabın yazıldığı dönemin dilini koruyor.

Kendi dağınıklığıyla yazan bir hekim

Maté bir psikiyatrist olarak yazmıyor; Vancouver'da uzun yıllar hekimlik yapmış, palyatif bakımda çalışmış bir doktor. Tanıyı ellili yaşlarında almış, üç çocuğu da tanılı.

Bu bilgi kitabın her sayfasına sinmiş. Klinik bir el kitabı okumuyorsun, bir babanın ve bir hastanın kendi hayatını anlamaya çalışmasını okuyorsun. Kendi tanısı ve çocuklarıyla ilişkisi, vaka anlatılarının arasında sürekli yeniden karşına çıkıyor.

Okurken beni ilk yakalayan şey bu oldu. Yukarıdan konuşmuyor. Kendini de masaya yatırıyor.

Bir de yazı var. Maté iyi bir yazar. Cümleleri akıyor, vakaları sahne gibi kuruyor, bilimsel bir iddiayı bir anne ile bebeğin sessiz bir anına bağlayabiliyor. Bu kitabın bu kadar etkili olmasının bir nedeni de bu. İkna gücü, kanıtın gücünden büyük.

Yedi kısımlık bir tez kitabı

Kitap yedi kısımdan oluşuyor. Önce dikkat eksikliğinin ne olduğu anlatılıyor. Ardından beynin nasıl geliştiği ve dikkatle ilgili devrelerin, kimyanın nasıl şekillendiği geliyor. Üçüncü kısım bozukluğun köklerini aile ve toplum içinde arıyor. Dördüncü kısım DEHB özelliklerinin ne anlama geldiğini yorumluyor. Beşinci kısım çocuğa, altıncı kısım yetişkine ayrılmış. Kısa bir kapanışla bitiyor.

Bu sıralama önemli, çünkü kitap bir bilgi derlemesi gibi ilerlemiyor. Bir iddia kuruyor ve her kısım o iddiayı bir adım ileri taşıyor.

İddia şu: DEHB, bebeklikte duygu düzenlemesi ve dikkat kontrolünden sorumlu beyin devrelerinin yeterince gelişemediği bir gelişim gecikmesi. Bu gelişimi aksatan şey çevresel stres: bakım verenin kaygısı, ailenin üzerindeki baskı, toplumun aileye bıraktığı yük. Maté bunu geri döndürülebilir bir durum olarak görüyor.

Uyum, duyarlılık, karşı-irade

Kitabın merkezinde birkaç kavram var ve bunlar gerçekten düşündürücü.

Uyum (attunement). Bebek ile bakım veren arasındaki duygusal eşleşme. Bakım veren bebeğin iç durumunu okuyup ona karşılık verdikçe, bebeğin beyni kendi durumunu düzenlemeyi öğreniyor. Maté'ye göre bu eşleşme stres altında bozulduğunda dikkat ve duygu düzenlemesi de aksıyor.

Duyarlılık. Maté DEHB'li çocukları doğuştan yüksek duyarlılığa sahip çocuklar olarak tarif ediyor. Aynı ev ortamında kardeşi etkilenmezken bu çocuk etkileniyor. Dikkati dağıtmak da ona göre bir tür kapanma, fazla gelen duygusal uyarandan kaçış.

Karşı-irade (counterwill). Kontrol edildiğini hisseden insanın refleks olarak direnmesi. Maté bu kavramı DEHB'li çocuğun inatçılığını açıklamak için kullanıyor ve ebeveyne baskıyı artırmak yerine ilişkiyi güçlendirmeyi öneriyor. Aynı kavramı, gelişim psikoloğu Gordon Neufeld ile birlikte yazdığı ve Türkçede de Hep Kitap'tan çıkan Çocuklarınıza Tutunun'da daha ayrıntılı işliyor.

Bu üç kavramın her biri, bir çocuğun ya da bir yetişkinin davranışına daha merhametli bakmayı sağlıyor. Sorun, bunların nedensel bir açıklama olarak sunulmasında başlıyor.

Kalıtım meselesinde durduğum yer

Maté genlerin rolünü tamamen reddetmiyor. Genleri, çevrenin açıp kapattığı potansiyeller olarak görüyor. Ama kitabın ağırlık merkezi çok net biçimde çevrede ve kendi çocuklarının tanısını da kalıtımla değil, ailenin yaşadığı stresle açıklıyor.

Burada kitabı bir süre kapattım.

Bugün elimizdeki veri bu okumayla uyuşmuyor. Faraone ve Larsson'ın 2019 derlemesi ikiz çalışmalarından yola çıkarak kalıtım oranını yaklaşık yüzde 74 veriyor. Bu, psikiyatrideki en yüksek oranlardan biri. Üstelik ebeveyn kaygısı ile çocuğun belirtileri arasındaki ilişkinin bir kısmı, ebeveynin kendisinin de DEHB'li olmasıyla açıklanabiliyor: aynı genler hem kaygılı, dağınık bir evi hem de dikkat güçlüğü çeken bir çocuğu üretebiliyor.

Boylamsal çalışmalar bir şey daha gösteriyor: DEHB belirtileri, dürtüsellik ve risk alma yoluyla olumsuz yaşantılara maruz kalma ihtimalini artırıyor. Yani ok çoğu zaman ters yönde de işliyor.

Psikolog Nick Haslam, 2023'te The Conversation'da yazdığı değerlendirmede tam bu noktaya dikkat çekti: Maté biyolojik açıklamalar için çok yüksek bir kanıt standardı isterken, travma açıklaması için zayıf ilişkileri yeterli sayıyor. Haslam travmanın psikiyatride uzun süre ihmal edildiğini de kabul ediyor; itirazı, bu kez tersine aynı ölçüde basitleştirilmiş bir tablo kurulmasına.

Ben de burada duruyorum. Travmanın DEHB'li insanların hayatında gerçek bir yeri var ve iki tablo birlikte bulunabiliyor. Ayrıntısını DEHB mi travma mı yazısında ele aldım. Ama birini diğerinin sebebi ilan etmek, kalıtım verisinin yanından geçip gitmek demek.

"Geri döndürülebilir" kelimesi

Maté'nin DEHB'yi geri döndürülebilir bir gelişim gecikmesi olarak tarif etmesi, kitabın en umut veren ve en riskli önerisi.

Umut veren tarafı açık. Beynin yaşam boyu değişebildiğini, ilişkinin ve çevrenin gerçekten fark yarattığını söylüyor. Bu doğru.

Riskli tarafı da şu: uzun izlem çalışmaları başka bir tablo çiziyor. Sibley ve arkadaşlarının 2022'de yayımlanan, çocukluktan yetişkinliğe uzanan izlem çalışmasında katılımcıların çoğunda belirtilerin yıllar içinde dalgalandığı, sürekli bir düzelmenin ise küçük bir azınlıkta görüldüğü bildirildi.

Tanı almış bir yetişkin olarak bu kelime bende iki şey uyandırdı. Önce bir rahatlama: demek ki sabit bir kader yok. Sonra bir huzursuzluk: peki neden hâlâ geçmedi, yeterince iyileşmeye mi çalışmadım? Kitap bu ikinci soruyu sormuyor ama okurun aklına düşürüyor.

Ebeveynlere yazılmış bölümlerin gerçek değeri

Kitabı bu yüzden bir kenara atmıyorum, çünkü çocuk bölümleri başka bir düzeyde çok iyi çalışıyor.

Maté ebeveyne ödül-ceza tablolarıyla davranış yönetmek yerine ilişkiye yatırım yapmayı, çocuğun direncini kişisel bir saldırı gibi okumamayı, kendi kaygısını fark etmeyi öneriyor. Bu önerilerin hiçbiri DEHB'nin sebebi hakkındaki tezine muhtaç sayılmaz. Çocuğun DEHB'si ister genetik olsun ister olmasın, sakin ve bağlı bir ebeveyn her çocuğa iyi geliyor.

Tehlike şu: tezi kabul eden bir ebeveyn, çocuğunun tablosunu kendi kusuru olarak okuyabiliyor. Zaten suçluluk içinde olan bir anneye "senin stresin bunu yaptı" demek, destek istemesini de zorlaştırır. Kitap bunu açıkça söylemiyor ama bu okumaya kapıyı aralık bırakıyor.

Burada bir de cinsiyet meselesi var. Bakım yükünün hâlâ büyük ölçüde annelerin üzerinde olduğu bir dünyada, bebeklikteki uyumu merkeze alan bir açıklama, pratikte suçu da en çok annelere yüklüyor.

Yetişkin bölümü ve utanç

Altıncı kısım bana en çok dokunan yer oldu.

Maté yetişkin DEHB'yi de aynı çerçeveden okuyor: çocuklukta karşılanmamış ihtiyaçların ve bunlarla birlikte biriken utancın bugüne taşınması. Yetişkinin kendine bakışı, bu bölümün asıl konusu.

Kendime yönelik bakışımı yumuşatan cümleler burada. Yıllarca "neden yapamıyorsun" diye kendine sesleniş, Maté'nin anlatısında yerini "neyin eksik kaldığını anlamaya çalış" sorusuna bırakıyor. Nedensel teze katılmasam da bu yeniden çerçeveleme işe yaradı.

Kalıtım verisiyle çelişen tarafı ise burada da var: yetişkinin belirtilerini neredeyse tamamen geçmişe bağlamak, bugün alınabilecek somut desteği geri planda bırakıyor.

İlaç konusunda sanıldığından ölçülü

Maté'nin ilaç karşıtı olduğu sık duyulan bir kanı. Kitapta durum biraz farklı.

İlacın dikkatle kullanıldığında yardımcı olabileceğini kabul ediyor. İtirazı ilacın tek müdahale olarak kalmasına ve çocuğun okulda "yönetilebilir" hâle getirilmesinin amaç sayılmasına.

Bu itirazın bir kısmı haklı. Ama kitabın genel ağırlığı ilacı ikinci plana itiyor ve etkinliğine dair güçlü kanıtları okura yeterince aktarmıyor. İlaç kararı her durumda hekimle birlikte verilir.

Yirmi beş yılda neler değişti

Kitap DSM-IV döneminde yazıldı. DSM-5 (2013) başlangıç yaşı ölçütünü yediden on ikiye çıkardı ve yetişkinler için gereken belirti sayısını düşürdü. Kadınlarda DEHB'nin nasıl farklı göründüğüne dair anlayış da o günden bu yana belirgin biçimde genişledi.

Yeni baskıların tanıtım metinleri de kitabı hâlâ kalıtım görüşüne karşı çıkan bir kitap olarak sunuyor. Bu yirmi beş yılın bilimsel tartışmasının metne işlendiğini gösteren bir işarete rastlamadım.

Kitaba yönelik eleştirilerden biri de kaynak kullanımının seyrekliği. Anlatı, vaka ve kişisel deneyim ağırlıklı; hangi iddianın hangi çalışmaya dayandığını çoğu yerde ayırt edemiyorsun.

Bu kitap sitenin eleştirdiği rafta mı?

Evet, kısmen. İşe yaramayan DEHB kitapları yazısında tek sebep kitaplarından söz ederken travmayı merkeze alan popüler kitapları da saymıştım. Dağınık Zihinler bu türün en etkili ve en iyi yazılmış örneklerinden biri.

Ama adil olmak gerekiyor. Maté ucuz bir çözüm satmıyor, bir diyet ya da program pazarlamıyor. Önerdiği şey ilişki, dikkat ve şefkat. Tezi zayıf, önerileri çoğunlukla zararsız ve bir kısmı değerli.

Kitaptan yanımda kalanlar

Tezi bir kenara koyduğumda elimde kalanlar şunlar oldu:

  • Bir davranışa tepki vermeden önce o anki kendi gerginliğime bakmak.
  • Direnç gördüğümde baskıyı artırmak yerine ilişkiyi onarmayı denemek. Bu, kendime karşı da işliyor.
  • Dikkatimin dağılmasını bazen bir kaçış olarak okumak ve neyden kaçtığımı sormak.
  • Utancı, karakterim hakkında bir bilgi saymak yerine öğrenilmiş bir tepki olarak görmek.

Bunların hiçbiri kalıtım verisiyle çatışmıyor. Kitabın tezini bırakıp bu önerileri almak mümkün ve bence bu kitabı en iyi okuma biçimi de bu.

Kime veririm, kime vermem

Tanısı yeni konmuş, kendine karşı çok sert bir yetişkine, önce kalıtımı anlatan bir kaynakla birlikte veririm. Utancı çözmek için iyi bir kitap. Genetik tarafı için DEHB kalıtsal mı yazısı dengeleyici olabilir.

Çocuğuna yeni tanı konmuş, suçluluk içindeki bir ebeveyne ise tek başına vermem. Kitabın tezi o ebeveynin en hassas yerine dokunuyor.

DEHB hakkında okuduğu ilk kitap olacak birine de önermem. Temel çerçeveyi başka yerden aldıktan sonra okunduğunda çok daha az yanıltıcı.

Nasıl okunur

Baştan sona okumaya gerek yok ama ilk üç kısmı atlamamak lazım; tezin nasıl kurulduğunu görmeden sonraki bölümlerin neye dayandığını tartamazsın.

Sonra kendine göre seç: çocuğun varsa beşinci kısım, kendin için okuyorsan altıncı kısım.

Kalem elde okumanı öneririm. Bir cümle sende bir şey açtığında not al; bir cümle "bu bir iddia, kanıtı nerede" dedirttiğinde de not al. Bu kitapta ikisi sık sık aynı sayfada çıkıyor.