İçeriğe geç
Kitap Önerilerim

ADHD 2.0

Edward M. Hallowell & John J. Ratey

Rafta okuması en kolay DEHB kitabı olabilir, bu yüzden en dikkatli okunması gerekenlerden biri. Denge tahtası bölümünde kalemi bıraktım.

7 dakika okuma
Bu yazıda 11 bölüm var

ADHD 2.0: New Science and Essential Strategies for Thriving with Distraction—from Childhood through Adulthood, Ocak 2021'de Ballantine Books'tan çıktı. İki yüz sayfa civarında ince bir kitap.

Yazarlar tanıdık: Edward M. Hallowell ve John J. Ratey, ikisi de psikiyatrist, ikisi de kendi deyişleriyle bu dikkat özelliğini taşıyan insanlar. 1994'te Driven to Distraction, 2005'te Delivered from Distraction ile bu alanın en çok okunan ikilisi oldular. Bu kitap onların üçüncü ortak DEHB kitabı ve adındaki "2.0" da bir güncelleme iddiası taşıyor.

Doğrulanmış bir Türkçe basımına ulaşamadım; İngilizce adıyla yazıyorum.

"2.0" etiketi neyi vaat ediyor

Başlık, önceki iki kitabın üzerine yeni bilimin eklendiğini söylüyor. Okurken neyin gerçekten yeni, neyin tanıdık olduğunu ayırmaya çalıştım.

Yeni olan: beyin ağları üzerine kurulan bir anlatı, serebellumun merkeze alınması, ilişki ve aidiyetin bir tedavi bileşeni olarak bu kadar öne çıkarılması, bir de VAST adlandırması.

Tanıdık olan: vaka anlatısı dili, sıcak ve cesaret veren ton, DEHB'nin fırsatlarını öne çıkarma eğilimi, egzersiz vurgusu.

Bu ayrımı yapmak önemli, çünkü kapaktaki "yeni bilim" ifadesi okuru kitabın her iddiasını güncel araştırmanın özeti gibi okumaya itiyor. Oysa yeni kısımların bir bölümü sağlam bulgulara, bir bölümü de kanıtı henüz oluşmamış fikirlere dayanıyor.

Bir isim değişikliği teklifi: VAST

Kitabın ilk bölümü DEHB'yi bir yelpaze olarak tarif ediyor. Dikkat dağınıklığı, dürtüsellik ve huzursuzluğun yanında yaratma ve harekete geçme dürtüsü de bu yelpazenin parçası sayılıyor.

Burada yazarlar yeni bir ad öneriyor: VAST, yani Variable Attention Stimulus Trait. Türkçesiyle kabaca "değişken dikkat, uyaran arayışı özelliği". Önerinin arkasındaki mantık, "eksiklik" ve "bozukluk" kelimelerinin insanlara yük olduğu ve tablonun hem artılarını hem eksilerini tek bir kelimeyle anlatmanın mümkün olmadığı.

Kitap bir de modern hayatın herkesi DEHB'ye benzer bir dağınıklığa ittiğinden söz ediyor. Teknolojinin, sürekli bildirimlerin ve hızın, tanısı olmayan insanlarda da benzer belirtiler ürettiğini söylüyor.

Bu ikisi aynı bölümde yan yana durunca bir sorun doğuyor. Hem klinik bir tablo hem de kültürel bir yorgunluk aynı çatı altına giriyor. Tanı almış biri olarak okurken, yıllarca işlevimi bozan bir şeyin herkesin telefonuna dalmasıyla aynı sepete konduğunu hissettim. Yazarlar ayrımı yapıyor ama metnin genel akışı bu ayrımı bulanıklaştırıyor.

Adlandırma teklifinin kendisi de tartışmaya açık. "Özellik" kelimesi damgayı azaltabilir. Aynı kelime, iş yerinde ya da okulda düzenleme talep ederken elini zayıflatabilir.

Tanısı olmayan okur için VAST tuzağı

Bu kitabın geniş kitlesi düşünüldüğünde bir risk daha var.

Telefonundan başını kaldıramayan, bir türlü odaklanamayan, ama DEHB tanısı almamış bir okur bu kitabı okuduğunda kendini VAST içinde bulabilir. Bunun kendisi zararsız. Sorun, bir özellik tarifinin bir tanı gibi kullanılmaya başlandığı yerde çıkıyor.

DEHB tanısı, belirtilerin çocukluktan beri sürmesini, birden fazla ortamda görülmesini ve işlevi bozmasını gerektiriyor. Kültürel dağınıklık bu ölçütlerin hiçbirini tek başına karşılamıyor. Kitap bunu söylüyor ama VAST kavramının çekiciliği, bu uyarıyı gölgede bırakıyor.

Kafanın içindeki gürültü

İkinci bölüm, kitabın en işe yarar kavramını getiriyor.

Beyinde iki büyük ağdan söz ediliyor. Görev odaklı ağ, bir işe odaklandığında devreye giren sistem. Varsayılan mod ağı ise dışarıdan bir görev yokken çalışan, hayal kurma, geçmişi ve geleceği düşünme gibi iç yönelimli etkinliklerle ilişkilendirilen ağ.

Yazarların anlatımında DEHB'de bu iki ağ arasındaki geçiş sorunlu: görev başladığında varsayılan mod ağı yeterince susmuyor. Sonuç, bir işe odaklanmaya çalışırken kafada dönüp duran düşünceler, kendini eleştirme, en kötüsünü kurma.

Bu anlatım bende çok tanıdık bir yere dokundu. İş başındayken zihnimin neden dün akşamki bir konuşmaya döndüğünü kendime anlatabileceğim bir dil verdi.

Araştırma tarafında bu fikrin bir karşılığı var. DEHB'li gruplarda görev sırasında varsayılan mod ağının baskılanmasındaki farklılıkları bildiren beyin görüntüleme çalışmaları mevcut. Ama bunlar grup ortalamaları ve bir bireyin deneyimini açıklamak için yeterli sayılmaz. Kitap bu bulguları ikna edici bir hikâyeye çeviriyor ve hikâye bulgunun kendisinden daha kesin konuşuyor.

Serebellum bölümünde kalemi bıraktım

Üçüncü bölüm serebelluma, yani küçük beyne ayrılmış. Yazarlar bu yapının DEHB ile ilişkisini anlatıp denge ve koordinasyon egzersizleriyle serebellumu uyarmanın DEHB belirtilerini hafifletebileceğini öne sürüyor. Denge tahtası gibi araçlar öneriliyor; Hallowell söyleşilerinde tek ayak üstünde durma ya da top üzerinde oturma gibi örnekler de veriyor.

Burada ciddi bir kanıt boşluğu var.

Serebellumun DEHB ile ilişkili yapılardan biri olduğunu gösteren görüntüleme çalışmaları gerçek. Ama bu, denge egzersizlerinin DEHB belirtilerini azalttığı anlamına gelmiyor. Carlat Report'ta Hallowell ile yapılan bir söyleşide görüşmeci, serebellar eğitim tekniklerinin kontrollü çalışmalarda etkinlik göstermediğini açıkça belirtmişti. Hallowell ise aynı söyleşide kendini hikâye anlatan biri olarak tanımlayıp çift kör araştırmaları başkalarına bıraktığını söylemişti.

Bu cevabı dürüst buluyorum. Ama o zaman kitabın kapağındaki "yeni bilim" vaadiyle bu bölüm arasında bir çelişki kalıyor.

Denge egzersizinin kimseye zararı yok. Zarar, okurun kanıtı güçlü tedaviler yerine buna zaman ve umut yatırması ihtimalinde.

Bağlantı ve doğru zorluk

Dördüncü bölüm ilişkinin ve aidiyetin iyileştirici gücünü anlatıyor. Aile yemekleri, arkadaşlıklar, çocukla birebir zaman, minnettarlık gibi öneriler sıralanıyor. Yazarların bağlantıyı bir tür vitamin olarak adlandırması akılda kalıcı.

Bu bölümün önerileri sağduyulu ve DEHB'li insanların sosyal yalnızlığa daha açık olduğu düşünüldüğünde yerinde. Yalnız bir nokta var: yazarlar olumsuz çocukluk yaşantılarıyla DEHB şiddeti arasındaki ilişkiye de değiniyor. Bu ilişki gerçek ama yönü karmaşık; DEHB belirtilerinin kendisi de olumsuz yaşantı riskini artırıyor.

Beşinci bölüm kitabın en sevdiğim fikrini taşıyor: herkesin kendi "doğru zorluğunu" bulması. DEHB'li insanlar çok kolay işte sıkılıp dağılıyor, çok zor işte donup kalıyor. Aradaki bant, yeteneğin ve ilginin tam gerildiği yer. Yazarlar yardım istememeyi, tanıdan sonra ilerlemenin önündeki en büyük engellerden biri olarak da işaret ediyor. Bunu okumak iyi geldi.

Doğru zorluk fikri benim için bir iş seçimi tavsiyesinden daha fazlası oldu. Gün içinde neden bazı işlerde kendimi kaybedip bazılarında donduğumu anlamama yardım etti. Çok tanıdık ve tekrarlı işlerde dikkatim dağılıyor; belirsiz ve devasa görünen işlerde başlayamıyorum. Bir işi ya biraz daha zorlaştırmak ya da daha küçük parçalara bölmek, onu o banda çekmenin yolu.

Bu fikrin araştırma karşılığı sınırlı. Ama bir çalışma aracı olarak kanıta ihtiyaç duymadan denenebilecek, zararsız bir öneri.

Ortam, hareket, ilaç

Altıncı bölüm evde, okulda ve işte yapı kurmayı anlatıyor: düzenli uyku, günlük program, ekran sınırları, beslenme.

Yedinci bölüm egzersize ayrılmış. Burada kitap sağlam bir zemine basıyor; Ratey hareket ve beyin üzerine ayrıca kitap yazmış biri. Egzersizin DEHB belirtileri üzerinde orta düzeyde bir etkisi olduğunu gösteren meta analizler var. Ayrıntısını DEHB ve hareket yazısında topladım.

Sekizinci bölüm ilaca ayrılmış ve tonu dengeli. İlacın çoğu kişide işe yaradığını, erken ve doğru kullanılan uyarıcı ilacın madde kullanımı riskini artırmadığını anlatıyor. Yazarlar burada disforik reddedilme duyarlılığı kavramına da yer veriyor. Okura bu kavramın tanı ölçütlerinde yer almadığını ve araştırma tabanının hâlâ ince olduğunu bilerek okumasını öneririm. İlaç kararı her durumda hekimle verilir.

İnce kitabın bedeli

Kitabın en büyük avantajı okunabilirliği. Kısa bölümler, sıcak bir dil, vaka örnekleri. DEHB'li bir okurun gerçekten bitirebileceği bir kitap.

Bedeli de burada. İki yüz sayfaya beyin ağları, serebellum, bağlantı, ortam, egzersiz, ilaç ve bir adlandırma teklifi sığdırılınca her konu yüzeyde kalıyor. Eleştirmenlerin sık dile getirdiği nokta, iddiaların önemli bir kısmının metin içinde belirli bir çalışmaya bağlanmaması. Doğru olan iddialar da çoğu zaman kaynaksız geçiyor ve okur hangisinin sağlam, hangisinin yazarların klinik sezgisi olduğunu ayırt edemiyor.

Kitabın kalıtım konusundaki tavrı ise yerinde; DEHB'nin güçlü bir genetik bileşeni olduğunu kabul ediyor.

Kadınlar nerede

Bölüm yapısına bakınca kadınlarda DEHB'ye ayrılmış bir bölüm yok.

2021'de yazılmış bir kitap için bu dikkat çekici. Son yirmi yılda kadınlarda DEHB'nin daha içe dönük görünebildiği, maskelemenin tanıyı geciktirdiği, adet döngüsü ve menopoz gibi hormonal dönemlerin belirtileri etkileyebildiği giderek daha fazla konuşuluyor. Bunlar "yeni bilim" başlığının altına en rahat sığacak konulardı.

Kitabı bir kadın okur olarak okurken bu boşluğu hissettim. Anlatılan dağınıklığın çoğunda kendimi buldum ama geç fark edilmenin, yıllarca başka tanılarla dolaşmanın hikâyesini bulamadım.

Süper güç rafıyla akrabalığı

Hallowell ve Ratey'nin kitaplarında DEHB'yi bir yetenek olarak görme eğilimi hep vardı. ADHD 2.0 bu eğilimin en belirgin olduğu kitap. Ferrari motoru ve bisiklet frenleri benzetmesi burada da karşımıza çıkıyor.

Bu çerçevenin ne yaptığını DEHB'de güçlü yanlar meselesi yazısında uzun uzun tartışmıştım. Kısaca: utancı azaltıyor, bunu yaparken zorluğu hafifletme riski taşıyor.

Adil olmak gerekiyor. Kitap DEHB'yi düpedüz bir armağan olarak satmıyor. Yönetilmeyen tablonun bedelini, bağımlılık riskini, ilacın gerekliliğini açıkça yazıyor. Yine de kapaktan son sayfaya kadar metnin enerjisi fırsatlardan yana.

Kime, hangi sırayla

Yeni tanı almış, kendini tembel ya da bozuk sanan, ağır bir kitabı okuyacak gücü olmayan birine iyi bir kapı. Kısa sürede bitirilebiliyor ve okura umut veriyor.

DEHB'li bir çocuğun ebeveyni için de ortam ve bağlantı bölümleri faydalı.

Bilgi arıyorsan tek başına yetmez. Bu kitabı kaynak veren, sınırını söyleyen bir kitapla birlikte okumak lazım; yoksa hangi önerinin kanıta, hangisinin yazarların inancına dayandığını ayıramazsın.

Okuma sırası olarak ilk iki bölümü ve beşinci bölümü öneririm. Üçüncü bölümü okuyacaksan, bir iddia ile bir bulgu arasındaki farkı aklında tutarak oku. Yedinci ve sekizinci bölümler de kısa ve işe yarar.

Driven to Distraction'ı okuduysan buradaki anlatım sana tanıdık gelecek; yeni olan kısım beyin ağları ve serebellum üzerine kurulan anlatı.