İçeriğe geç
Günlük

18.09.2026 Günlük XVIII Tarhana sıcaklığı

İyi bir ailenin içinde büyüyen çocuklara duyduğum o küçük kıskançlık, onlar için sevinmek ve bugün kıymetli bir annenin elinden içtiğim bir kase tarhananın bana hatırlattığı, hiç yaşamadığım çocukluk.

4 dakika okumaOrta
Bu yazıda 5 bölüm var

18.09.2026 Günlük Sayfa XVIII

Bazı sıcaklıklar çorbada değil, çorbayı pişirenin sana bakışında.

Ankara soğudu, bunu yazmıştım.

Hava soğuyunca bir şey daha değişiyor: insanların konuşmalarında tarhana beliriyor. "Evde tarhana var." "Tarhana kaynattık." "Soğuk alınca tarhana iyi gelir."

Tarhana benim için hep bir çorbadan fazlası gibi geldi. Kurutulmuş, saklanmış, kışa hazırlanmış bir şey. Yazın emeği kışın sofraya geliyor. Birisi aylar önce oturup onu yapmış, kurutmuş, kavanoza koymuş. Sen soğuk bir akşam kaseyi eline alırken aslında o emeği alıyorsun.

Bir çorbanın içinde bu kadar çok özen var.

İyi ailelerin çocukları

Bugün bunu düşünürken aklım başka bir yere gitti. İyi bir ailenin içinde büyüyen çocuklara.

Onları tanıyorum. Hepimiz tanıyoruz.

Bir şey olduğunda arayacakları birinin olduğunu bilen insanlar. Hastalandıklarında kapıya çorba gelen, taşınırken koliler taşınan, zor bir gün geçirdiklerinde "gel, burada kal" denen insanlar. Anlatırken sesleri yumuşuyor. "Bizimkiler" diyorlar ve o kelimenin içinde bir güven var.

Bu insanları dinlerken içimde küçük bir şey kıpırdıyor.

Adını koymaktan biraz utanıyorum ama koyacağım: kıskançlık.

Kıskançlığın küçük hali

Bu kıskançlık kötü niyetli değil. Onlardan bir şey almak istemiyorum. Sahip olduklarının ellerinden gitmesini hiç istemiyorum.

Daha çok bir özlem gibi. Hiç sahip olmadığın ya da yeterince sahip olamadığın bir şeyin varlığını başkasında görmek. Birinin arkasında durduğunu bildiği o sağlam zemini görüp kendi ayaklarının altına bakmak.

Herkesin hikayesi farklı yazılıyor. Benimki de başka türlü yazıldı. Bunu burada uzun uzun anlatmayacağım; bazı şeyler bir günlük sayfasından bile büyük.

Ama o kıpırtıyı yok saymak da istemiyorum. Çünkü yok saydığım duygular bir yerden başka türlü çıkıyor.

Kıskançlığı itiraf etmek onu küçültüyor. Saklamak büyütüyor.

İşin özü

Sonra başka bir şey fark ettim.

O kıskançlığın hemen arkasında, neredeyse aynı anda, başka bir duygu var: sevinmek.

Birinin iyi bir aile içinde büyüdüğünü duyduğumda, içimin bir yeri buruluyor, evet. Ama daha büyük bir yeri rahatlıyor. İyi ki öyle olmuş diyorum. İyi ki biri o sıcaklığı yaşamış. İyi ki dünyada tarhanası kavanozda bekleyen, kapısına çorba gelen, arkasında biri duran insanlar var.

Çünkü bu, sıcaklığın mümkün olduğunu gösteriyor.

Birisi bunu yaşamışsa, bu şey dünyada var demek. Hayal değil, kitaplarda yazan bir şey değil. Gerçekten var. Ve gerçekten varsa, bir şekilde bir yerden ben de kurabilirim, başkalarına da verebilirim.

Sıcaklığın başka yolları

Bir aileden gelmeyen sıcaklık da sıcaklık.

Bunu yıllar içinde öğrendim. Seni gerçekten dinleyen bir arkadaştan, zor bir günde yanında duran birinden, hiç beklemediğin bir anda gelen bir iyilikten. Dün iyi insanların varlığını yazmıştım. Bugün şunu ekliyorum: bazı iyi insanlar aile gibi oluyor. Kan bağı olmadan da insan birine "bizimkiler" diyebiliyor.

Bir de kendine sıcaklık vermeyi öğrenmek var. Bu en zoru. Kendine soğuk bir akşam sıcak bir çorba yapmak, kendine "bugün yeter" demek, kendine kızmak yerine kendine sarılmak. Kimse yapmadıysa bunu öğrenmek zaman alıyor. Ama öğreniliyor.

Bir kase tarhana

Bugün bir şey oldu. Abarttığımı düşünmeyin.

Kıymetli ve nazik bir hanımefendi bana bir kase tarhana verdi. Ben de içtim.

Yazınca ne kadar sıradan göründüğünü biliyorum. Bir kase çorba. Ama anlatmadan geçemeyeceğim bir şey var.

Ben evliyim. Evde yemekleri ben yapıyorum. Çevremde çoğu zaman en büyük olan benim; insanlar bana danışıyor, bir karar vermeden önce bana soruyor, dertlerini bana anlatıyor. Uzun zamandır çorbayı içen değil, çorbayı pişiren taraftayım.

Ama anneler öyle değil.

Bir anne, yaşın kaç olursa olsun, o sofradaki en büyük kişi. Sen ne kadar büyümüş olursan ol, onun yanında biraz küçülüyorsun. Kötü bir küçülme değil bu. Omuzlarındaki yükü bir anlığına yere bırakmak gibi. Bir annenin verdiği bir parça ekmek bile karnını başka türlü doyuruyor.

Bugün bir annenin elinden bir kase çorba içtim.

Giderken yanıma da bir kap verdi. Akşam o çorbayı ısıtıp eşime koydum. Kaseyi önüne bırakırken tuhaf bir şey hissettim. Sanki bir sıcaklığı elden ele taşımışım gibi. Bana verilen bir şeyi alıp kendi evime, kendi soframa götürmüşüm gibi.

Böyle işte.

Basit gibi görünen bir şey, bir anneyle birlikte, bana çocukluğu hatırlattı.

Kendi çocukluğumu değil. Benim çocukluğumda böyle şeyler olmazdı.

Ama çocukluk buna benzer bir şey olmalı herhalde. Birinin sana sormadan çorba koyması. Karnının doyup doymadığını merak etmesi. Giderken eline bir kap tutuşturması. Büyük olmana gerek kalmadan, sadece orada olduğun için sana bakılması.

Hiç yaşamadığım bir çocukluğu bir kase çorbada tanıdım.

Bu yüzden bu yazının başında yazdığım o kıskançlık bugün biraz daha yumuşak. Çünkü o sıcaklığı yalnızca başkalarının anlattıklarında değil, bir kasenin içinde, kendi ellerimde tuttum.

İyi ailelerin çocuklarına kısa bir not da bırakmak istiyorum:

Sizin için sevindim. Gerçekten.

Sahip olduğunuz o sıcaklığın kıymetini bilin. Onu biraz da başkalarına taşıyın. Çünkü bazılarımız o sıcaklığı sizin sofranızda, sizin anlattıklarınızda, sizin iyiliğinizde tanıyor.

Ve bazen, sadece anlatmanız bile bir kaseyi ısıtmaya yetiyor.