17.09.2026 Günlük XVII İyi insanların varlığı
Kötülüğü, sığlığı, iki yüzlülüğü bu kadar yazdıktan sonra bugün başka bir şeyi yazmak istedim: iyi insanların sessizce var olmasını ve dünyayı ayakta tutan o küçük hareketleri.
Bu yazıda 6 bölüm var
17.09.2026 Günlük Sayfa XVII
Kötülük gürültülü, iyilik sessiz. O yüzden iyiliği duymak için biraz yavaşlamak gerekiyor.
Son günlerde hep kötü şeyler yazmışım.
Kötülüğün basit hali, kendini zeki sananlar, değer bilmeyenler, düşünmeyenler. Geriye dönüp okuyunca biraz şaşırdım. Sanki dünyada yalnızca bunlar varmış gibi. Sanki etrafım hep kırıcı, sığ, bencil insanlarla çevriliymiş gibi.
Oysa öyle değil.
Bugün bunu düşündüm. İyi insanların varlığını. Ve onları neden bu kadar az yazdığımı.
İyilik neden görünmüyor
Galiba şundan: kötülük iz bırakıyor.
Birisi seni kırdığında o an aklına kazınıyor. Eve götürüyorsun, gece yatarken düşünüyorsun, bir hafta sonra bile aklına geliyor. Bir haksızlık yaşadığında onu defalarca anlatıyorsun.
İyilik ise çoğu zaman fark edilmeden geçiyor.
Birisi sana kapıyı tutuyor, teşekkür edip geçiyorsun. Birisi mesajına zamanında cevap veriyor, hiç düşünmüyorsun bile. Birisi toplantıda sözünü kesmeden dinliyor, bunun ne kadar değerli olduğunu ancak başka bir toplantıda sözün kesildiğinde anlıyorsun.
İyilik gürültü yapmıyor. O yüzden duymak için yavaşlamak gerekiyor.
Hatırladıklarım
Bugün iki iyi insanla karşılaştım.
Büyük bir şey yapmadılar. Bir sorunumu çözmediler, bana bir şey vermediler. Sadece oradaydılar. Ama öyle bir halleri vardı ki gün boyu aklımdan çıkmadı.
İkisinde de bir sakinlik vardı. Acele etmiyorlardı. Konuşurken sesleri yükselmiyor, bir şeyi kanıtlamaya çalışmıyorlardı. Karşılarındakini ezmeye de ona yaranmaya da ihtiyaç duymuyorlardı. Kendi içlerinde bir yere yerleşmiş gibiydiler. Kendinde olmak dedikleri şey buymuş galiba.
Ben ise her zamanki gibi kafamın içinde bir sürü açık sekmeyle geziyordum. Yetişmem gereken işler, cevaplamadığım mesajlar, yarım kalmış düşünceler. Onların yanında bu sekmelerin bir kısmı kendiliğinden kapandı. Nefesim yavaşladı. Konuşmam yavaşladı. Ben de biraz kendime geldim.
Bir insanın sakinliği bulaşıcı olabiliyormuş. Bunu biliyordum belki ama bugün bedenimde hissettim.
Bazı insanlar sana bir şey söylemeden iyi geliyor. Sadece nasıl durduklarıyla.
Eve dönerken kendime bir soru sordum: son zamanlarda bana iyi gelen başka kimler vardı?
Liste düşündüğümden uzun çıktı.
İşimin arkasındaki emeği görüp bunu söyleyen biri. Yorgun olduğumu sesimden anlayıp "bugün bırak, yarın bakarız" diyen biri. Kimse sormadan bir işin küçük bir parçasını üstlenen biri. Uzun zamandır görüşmediğim halde bir gün birden "aklıma geldin" diye yazan biri.
Bunların hiçbiri büyük şeyler değil. Kimse beni kurtarmadı, kimse hayatımı değiştirmedi. Ama bu küçük hareketler olmasa o günler çok daha ağır geçerdi.
İyi insanlar hayatı kurtarmıyor belki. Ama günü kurtarıyorlar. Hayat da günlerden oluşuyor.
İyilik bir karakter mi, bir alışkanlık mı
İyi insanları düşünürken fark ettiğim bir şey var: çoğu kendini iyi biri olarak tanımlamıyor.
Onlara "çok iyisin" dediğinde şaşırıyorlar. "Ne yaptım ki?" diyorlar. Çünkü onlar için yaptıkları şey özel değil. Sadece yapılması gereken şey.
Belki iyilik bir karakter özelliğinden çok bir alışkanlık. Karşındakini görmek, onun yerinden bakmaya çalışmak, küçük bir şeyi fark edip bir şey söylemek. Her gün, küçük küçük, hiç kimse izlemezken.
Kötülüğün sıradanlığını yazmıştım birkaç gün önce. Düşünmemekten doğan kötülüğü. Belki iyiliğin de bir sıradanlığı var. Düşünmekten, fark etmekten, durup bakmaktan doğan sessiz bir iyilik.
DEHB'li biri olarak
Bir de şunu düşündüm. Bugünkü iki insan aklımdayken.
DEHB ile yaşarken iyi insanların varlığı daha çok hissediliyor. Unuttuğun bir şeyi yüzüne vurmadan hatırlatan biri. Geç kaldığında "yine mi" demeyen biri. Dağınıklığını bir karakter kusuru gibi değil, bir durum gibi gören biri.
Bu insanlar yanındayken kendini daha az utanmış hissediyorsun. Daha az saklamaya çalışıyorsun. Daha çok kendin olabiliyorsun.
Ve bu, sanıldığından çok daha fazla şey değiştiriyor.
Ben iyi biri miyim
Tabii bu soruyu da sordum kendime.
Ben başkası için o insan oluyor muyum? Birinin günü zor geçtiğini fark edip bir şey söylüyor muyum? Yoksa kendi koşturmamın içinde başkalarını görmeden mi geçiyorum?
Dürüst olmak gerekirse, bazen oluyorum, bazen olmuyorum. Yorgun olduğum, kendi kafamın içinde kaybolduğum günlerde başkasını görmek zorlaşıyor. Bunu biliyorum.
Ama bugün şunu kendime not ettim: iyi insanlar bana nasıl iyi geliyorsa, ben de birine öyle iyi gelebilirim. Büyük bir şey yapmama gerek yok. Bir mesaj, bir teşekkür, bir "seni gördüm" cümlesi yeter.
Bugün
Bugün iyi insanların varlığını yazmak istedim çünkü kötüleri yazmak kolay, iyileri yazmak unutuluyor.
Dünyada çok kırıcı, çok sığ, çok düşüncesiz insan var. Bunu biliyorum ve onları da yazmaya devam edeceğim.
Ama dünya hala ayakta.
Ve dünyayı ayakta tutan şey, hiç gürültü yapmadan, kimse izlemezken, küçük küçük iyilik yapan o insanlar.
Onları görmek istiyorum.
Ve mümkün olduğunca onlardan biri olmak.