Çoklu görev efsanesi: DEHB'de aynı anda her şeyi yapmak
Beş sekme, iki yazışma, bir strateji belgesi ve kendimi çok hızlı hissettiğim bir öğleden sonra. Çoklu görev araştırmaları ne diyor, DEHB'de neden bu kadar çekici?
Bu yazıda 7 bölüm var
Bazı öğleden sonralar ekranımda şunlar açık oluyor: yarım kalmış bir strateji belgesi, bir veri paneli, iki ayrı yazışma, bir de "birazdan okurum" diye açtığım dört sekme. Belgeye bir cümle yazıyorum, bir mesaja cevap veriyorum, panelde bir sayıya bakıyorum, belgeye dönüyorum.
O saatlerde kendimi çok hızlı hissediyorum. Akşam ise belgede üç paragraf duruyor.
Uzun süre bunu "çoklu görevde iyiyim" diye anlattım kendime. Tek bir işe oturduğumda sıkılıyordum, beş işi aynı anda çevirdiğimde canlanıyordum. Canlanmak ile ilerlemek arasındaki farkı görmem epey zaman aldı.
Beyin aynı anda yapmıyor, gidip geliyor
Psikolojide çoklu görevin büyük kısmı "görev değiştirme" başlığı altında çalışılıyor, çünkü dikkat isteyen iki işte zihin gerçekten paralel çalışmıyor. Biri bırakılıyor, diğeri alınıyor, sonra tersi.
Rubinstein, Meyer ve Evans'ın deneyleri bu gidip gelmenin bedelini ölçtü. Katılımcılar iki görev arasında geçiş yaptığında, aynı görevi tekrarladıkları duruma göre daha yavaş kaldılar. Geçiş maliyeti kuralları karmaşık olan görevlerde arttı, görevin önceden işaretlendiği durumlarda azaldı. Yazarlar bu süreci iki aşamalı bir yürütücü kontrol modeliyle açıkladı: önce hedefi değiştirmek, sonra yeni görevin kurallarını devreye sokmak (Rubinstein ve ark., 2001).
Bu iki aşama bana çok tanıdık geldi. Mesaja cevap verip belgeye döndüğümde, belgeyi görmem yetmiyor. "Ben bu paragrafta ne anlatmaya çalışıyordum?" sorusunun cevabını yeniden kurmam gerekiyor. Sözlükte bunun adı geçiş maliyeti.
Hazırlanmak bu maliyeti tamamen silmiyor. Görev değiştirme araştırmalarını derleyen Monsell, geçiş maliyetinin hazırlanma fırsatı verildiğinde azaldığını ama ortadan kalkmadığını özetliyor (Monsell, 2003). Yani "hızlıca bir bakıp dönerim" diye planlasam bile her dönüşün bir kirası var.
Çoklu görev bir yetenek gibi hissettiriyor. Ölçüldüğünde bir faturaya dönüşüyor.
"Ama ben alışkınım" itirazı
Bu itirazı kendime çok yaptım: sürekli çoklu görev yapıyorsam zamanla ustalaşmış olmalıyım.
Bu konuda sık alıntılanan bir çalışma tam tersini buldu. Ophir, Nass ve Wagner, aynı anda çok sayıda medya kullanan kişilerin ilgisiz uyaranlardan ve bellekteki ilgisiz bilgilerden daha kolay etkilendiğini, görev değiştirme testinde de daha kötü performans gösterdiğini bildirdi (Ophir ve ark., 2009).
Burada dürüst olmam gerekiyor, çünkü hikâye orada bitmiyor. Wiradhany ve Nieuwenstein bu bulguyu iki ayrı çalışmayla tekrar etmeye çalıştı; on dört testin yalnızca küçük bir kısmı anlamlı çıktı. Aynı makaledeki meta analiz yoğun medya çoklu görevi ile dikkat dağılabilirliği arasında zayıf bir ilişki buldu ve bu ilişki küçük çalışmaların etkisi düzeltildiğinde anlamlılığını yitirdi (Wiradhany ve Nieuwenstein, 2017). Yani "çoklu görev beyni bozuyor" demek için kanıt yetersiz. Ama "çoklu görev yaptıkça ustalaşıyorsun" demek için de hiçbir kanıt yok.
Gerçekten çoklu görevde iyi olan insanlar var mı? Var, ama çok az. Watson ve Strayer, sürüş simülatöründe araç kullanırken aynı anda zorlu bir zihinsel görev yapan iki yüz kişiyi inceledi; ikili görevde hiç performans kaybı yaşamayanların oranı yüzde 2,5'ti (Watson ve Strayer, 2010). Kendimi o yüzde 2,5'in içinde sanmam için elimde bir veri yok. Muhtemelen senin de yok.
DEHB burada nereye oturuyor
Bu kısımda bilineni ve bilinmeyeni ayırmak istiyorum.
Bilinen: yetişkin DEHB'de yürütücü işlevleri inceleyen çalışmaları birleştiren bir meta analiz, zihinsel set değiştirme becerisinde orta düzeyde bir fark buldu. Aynı analizde ketleme ve sözel akıcılıkta da benzer büyüklükte farklar vardı, ayrıca tepki tutarlılığı gibi yürütücü işlev sayılmayan alanlarda da. Yazarlar yetişkin DEHB'deki zorlukların yalnızca yürütücü işlevlerle sınırlı olmayabileceğini not ediyor (Boonstra ve ark., 2005).
Bilinmeyen: iş yerinde, gerçek bir gün içinde, DEHB'li yetişkinlerin çoklu görevden diğer insanlara göre ne kadar daha fazla kaybettiğini doğrudan ölçen güçlü bir çalışma bulamadım. Bu yüzden "DEHB'de çoklu görevin maliyeti iki kat" gibi bir cümle kurmayacağım.
Bildiğim şeylerden çıkardığım makul sonuç şu: geçişin kendisi herkes için pahalı ve DEHB'de bu pahayı ödeyen zihinsel araçlar zaten zorlanıyor. Bir işi elimden bırakıp döndüğümde "nerede kalmıştım" bilgisini tutacak olan çalışma belleği, yolda bir mesaj daha gelince kolayca siliniyor. Geçişin bedenimde nasıl hissettirdiğini geçiş güçlüğü yazısında ayrıca anlattım; burada meseleye daha çok iş akışı tarafından bakıyorum.
Peki neden bu kadar çekici
Çünkü tek bir iş, özellikle de uzun ve sessiz bir iş, bende bir tür uyaran açlığı yaratıyor. Bir sekme daha açmak, bir mesaja daha bakmak o açlığı birkaç saniyeliğine doyuruyor. Sözlükte buna uyaran açlığı deniyor ve uyaran arayışı yazısında DEHB'de uyarılma düzeyinin neden bu kadar belirleyici olduğunu anlatmıştım.
İşin kötü tarafı, beş iş arasında gidip gelirken hissettiğim canlılık, gerçekten iş çıkardığım hissine çok benziyor. Ekranın başından kalktığımda yorgunum, meşgul geçmiş bir günüm var ve bitmiş neredeyse hiçbir şey yok.
Bu yüzden kendime artık "ne kadar meşguldüm?" diye sormuyorum. "Hangi iş bir adım ilerledi?" diye soruyorum.
Geçişi yasaklamadan azaltmak
Tek işe mahkûm edilmiş bir gün bana sürdürülebilir gelmiyor. Denemeye değer bulduğum yaklaşım, geçişleri rastgele olmaktan çıkarıp sayılı ve planlı hâle getirmek.
Bir ana iş, bir yan şerit. Ana iş dikkat isteyen tek bir şey: strateji belgesi, analiz, yazı. Yan şerit ise aynı zihinsel kanalı kullanmayan, uyaran açlığını doyuran bir şey: sözsüz müzik, elimde oynayabileceğim bir nesne, ayakta çalışmak. Uyaranı ikinci bir işten değil, bedenden ve ortamdan alıyorum.
Mesajları kapıya bırakmak. Yazışmaları gün içinde belirli saatlerde, arka arkaya açıyorum. Arada bildirimler kapalı. Bu tek değişiklik günlük geçiş sayısını ciddi biçimde azaltıyor. Bildirimleri ve sekmeleri toparlamanın ayrıntısını dijital dağınıklık yazısında topladım.
Park notu. Bir işi bırakmam gerekiyorsa bırakmadan önce tek cümle yazıyorum: "Şu paragrafta rakiplerin fiyatlandırmasını karşılaştırıyordum, sıradaki adım tabloyu eklemek." Rubinstein ve arkadaşlarının modelindeki ikinci aşamayı, yani kuralları yeniden kurma işini, döndüğümde zihnimden değil kâğıttan yapıyorum.
Bilinçli sıçrama. Bazı günler tek işte kalamıyorum, bunu kabul ediyorum. O günlerde iki işi seçiyorum ve aralarında belirli bir süreyle, örneğin yarım saatte bir, bilerek geçiyorum. Beş iş arasında dürtüyle zıplamak yerine iki iş arasında saatle gidip gelmek, en azından geçişlerin sayısını ve yönünü benim belirlememi sağlıyor.
Toplantı ekranındaki gizli çoklu görev
Çevrim içi toplantılar bende en sinsi çoklu görev alanı. Kamera açık, yüzüm ekranda, ama başka bir pencerede bir mesaja cevap yazıyorum. Kimse görmüyor, ben de "zaten dinliyorum" diyorum.
Sonra biri bana doğrudan bir soru soruyor ve son iki dakikada ne konuşulduğunu bilmiyorum. O an hem soruyu kaçırmış oluyorum hem de yazdığım mesaj yarım kalıyor. İki işten de eksik çıkıyorum.
Artık toplantılarda bir kural deniyorum: toplantı penceresinden başka yalnızca not dosyası açık. Elim bir şey yapmak istiyorsa not alıyorum, kâğıda karalıyorum ya da toplantının söylediklerini kendi cümlelerimle özetliyorum. Bu hem uyaran açlığını bir miktar karşılıyor hem de dikkati toplantının içinde tutuyor. Toplantı sonunda kaçırdığım bir şey varsa "şu kısmı bir cümleyle netleştirebilir misin?" diye sormak da, iki saatlik bir yanlış anlamayı düzeltmekten çok daha ucuz.
Çoklu görevin masum olduğu yerler
Her birlikte yapma kötü değil. Biri otomatikleşmiş, dikkat istemeyen bir işse (yürürken podcast dinlemek, çamaşır katlarken telefonda konuşmak) ortada ciddi bir kayıp olmayabiliyor. Sorun, ikisi de düşünme isteyen işler aynı anda yürütülmeye çalışıldığında başlıyor.
Benim için ayrım şu: bu iki işten biri beni hiç düşündürmüyorsa rahatım. İkisi de düşündürüyorsa, aslında aynı anda yapmıyorum. Sadece ikisini de yarım yapıyorum.