Kadınlarda DEHB İçin Radikal Bir Rehber
Sari Solden & Michelle Frank
Sistem kurmayı öğreten bir kitap arıyorsan yanlış raftasın. Utancın seninle nerede düğümlendiğini görmek istiyorsan, bu konuda okuduğum en işe yarar kitaplardan biri.
Bu yazıda 12 bölüm var
Özgün adı A Radical Guide for Women with ADHD. 2019'da New Harbinger'dan çıktı. Alt başlığı üç çağrıdan oluşuyor: nöroçeşitliliği kucaklamak, cesurca yaşamak, engelleri aşmak.
İki yazarı var. Sari Solden, kadınlarda DEHB üzerine yazılmış ilk kitabın yazarı olan psikoterapist. Michelle Frank, DEHB tanısı ve tedavisinde uzmanlaşmış bir klinik psikolog; bilişsel davranışçı yaklaşımı, farkındalık çalışmalarını ve psikoeğitimi bir arada kullanıyor. Önsözü klinik psikolog Ellen Littman yazmış.
Türkçesi Serenad Yayınevi'nden 2023'te çıktı, çevirmeni Maide İdil İspir. Künyeyi Kitapyurdu'nda gördüm; bu yazıda Türkçe adıyla anıyorum.
Radikal olan ne
Başlıktaki kelime ilk bakışta pazarlama gibi duruyor. Kitap onu belli bir anlamda kullanıyor: kendi DEHB'li beynini tam ve koşulsuz kabul etmek.
Buradaki kabul, bu sitede eleştirdiğim süper güç anlatısından farklı bir yerde duruyor. Kitap DEHB'nin bir üstünlük olduğunu söylemiyor. Söylediği şu: beynin farklı çalışıyor, bu farkın zorlukları gerçek, ve bu zorlukları bir karakter kusuru gibi taşımayı bırakmadan hiçbir strateji uzun süre tutmuyor.
Bunu okuduğumda içimde bir şey yerine oturdu. Denediğim her sistemin birkaç hafta sonra çökmesinin bir nedeni de, sistemi utançla kurmamdı. Her aksama bir kanıt gibi geliyordu.
Bir çalışma kitabı
Bu kitap okunup kapatılmak için yazılmamış.
Bölümlerin içinde durup düşünmeni isteyen sorular, doldurulacak alıştırmalar, kendi hikâyeni yazmanı isteyen sayfalar var. Yazarlar geleneksel DEHB tedavisinin bilgisini kabul ve kararlılık terapisinin, yani ACT'nin araçlarıyla birleştiriyor.
ACT'yi kısaca şöyle anlatabilirim: zor düşünce ve duygularla savaşmak yerine onlara yer açmak, neyin senin için değerli olduğunu netleştirmek ve o değerler yönünde küçük adımlar atmak. DEHB'de kabul ve kararlılık terapisi yazısında ayrıntısını anlattım.
Bir uyarı: ACT'nin yetişkin DEHB'deki kanıtı henüz bilişsel davranışçı terapi kadar kapsamlı değil. Çalışmalar daha az ve daha küçük. Bu kitabın kendisinin bir program olarak sınandığına dair bir çalışma da göremedim. Bunu bilerek okumak lazım.
ACT burada nasıl çalışıyor
Kavramı somutlaştırmak için kendi hayatımdan tanıdık bir durum üzerinden düşüneyim.
Bir arkadaşının doğum gününü unuttun. İlk gelen düşünce "ben berbat bir arkadaşım". Bilişsel davranışçı yaklaşım bu düşünceyi sorgulamanı ister: gerçekten berbat bir arkadaş mısın, buna dair kanıt ne?
ACT'nin yaklaşımı biraz farklı. Düşünceyi tartışmak yerine onu bir düşünce olarak fark etmeni istiyor: "Aklımdan berbat bir arkadaş olduğum düşüncesi geçiyor." Sonra soruyor: senin için bu arkadaşlıkta değerli olan ne? Ve o değer yönünde şimdi atabileceğin küçük adım ne? Belki bir mesaj atmak, belki bir sonraki doğum günü için takvime hatırlatıcı eklemek.
Kitabın alıştırmaları bu mantıkla ilerliyor. Utancı yok etmeye çalışmıyor, utancın seni ne yapmaktan alıkoyduğuna bakıyor.
DEHB'de bu yaklaşımın çekici bir yanı var. Kendi düşüncelerini sürekli denetleyip düzeltmek de bir yürütücü işlev yükü. ACT o yükü biraz hafifletiyor.
Kimlik üçgeni
Kitabın en kullanışlı fikri bence bu.
Yazarlara göre DEHB kimliği üç alanda etkiliyor ve bu üç alan birbirine bağlı.
Çekirdek benlik. Kim olduğun. DEHB bunun bir parçası ama tamamı değil.
Beynin hakkında hissettiklerin. Kendi zihnine nasıl yaklaştığın. Onu sürekli düzeltilmesi gereken bozuk bir alet gibi mi görüyorsun, yoksa nasıl çalıştığını öğrenmeye çalıştığın bir şey gibi mi?
Dünyayla ilişkin. Kendin hakkındaki inançların davranışına nasıl yansıyor, bu da insanlarla ilişkini nasıl şekillendiriyor.
Kitap bu üç alanın birbirine dolandığını anlatıyor. Örneğin bir işi unutuyorsun. Bu beyninle ilgili bir olay. Ama hemen "ben güvenilmez biriyim" düşüncesine dönüşüyor, bu çekirdek benliğe dokunuyor. Sonra bir sonraki davete gitmiyorsun, çünkü yine bir şeyi unutacağından korkuyorsun. Bu da dünyayla ilişkini daraltıyor.
Tek bir aksaklık üç alana birden yayılıyor.
Utanç döngüsü ve yalnızlaşma
Kitap bu dolanmanın iki döngü ürettiğini söylüyor.
İlki utanç döngüsü. Dağınıklık ya da aksaklık sert bir iç eleştiri doğuruyor, iç eleştiri utancı büyütüyor, utanç enerjiyi tüketiyor, enerjin azalınca aksaklık artıyor.
İkincisi yalnızlaşma döngüsü. Kendin hakkındaki olumsuz inançlar seni insanlardan uzak tutuyor. Uzak durdukça hem destek hem de seni başka türlü gören bakışlar azalıyor. İnançlar da hiç sınanmadan kalıyor.
İkinci döngüyü okurken uzun süre kalemi elimde tutup bir şey yazmadan oturdum. Arkadaşlıklarımın neden sessizce azaldığını hiç bu açıdan düşünmemiştim.
Saklanmakla yüzleşmek
Solden'in 1995'teki kitabında da merkezde duran bir tema bu kitapta ayrı bir çalışma alanına dönüşüyor: saklanmak.
Zorlandığını kimse görmesin diye harcanan emek. Benim bildiğim biçimleri şunlar: eve kimseyi çağırmamak, bir işe gereğinden kat kat fazla hazırlanmak, yardım istememek çünkü yardım istemek zorlandığını ortaya koyuyor.
Bugün buna daha çok maskeleme deniyor. Young ve arkadaşlarının 2020'de BMC Psychiatry'de yayımlanan uzlaşı metni, kız çocukları ve kadınların geliştirdiği telafi stratejilerinin hem tanıyı geciktirdiğini hem de ciddi bir yorgunluk bedeli olduğunu anlatıyor. Kitap bu bulgunun gündelik hayattaki karşılığını çalışılabilir hâle getiriyor.
Kitap saklanmayı bir anda bırakmayı istemiyor. Önce nerede, kime karşı ve ne pahasına saklandığını görmeyi, sonra güvenli bulduğun küçük alanlarda görünür olmayı denemeyi öneriyor. Bu bana gerçekçi geldi.
Kendi kendine konuşma
Kitabın önemli bir kısmı iç sesle ilgili.
Çocukluktan beri duyulan eleştiriler bir noktada dışarıdan gelmeyi bırakıp içeriden konuşmaya başlıyor. Kitap bu sesi fark etmeni, cümlelerin nereden geldiğini bulmanı ve onlarla aranda biraz mesafe kurmanı istiyor.
Bu kısım bilişsel davranışçı terapideki düşünce kaydına benziyor ama amaç biraz farklı. Düşünceyi doğru ya da yanlış diye tartmaktan çok, ona inanmak zorunda olmadığını görmek hedefleniyor. ACT etkisi en çok burada hissediliyor.
Bu konuda sitede DEHB'de utanç ve öz şefkat yazısı da var.
Eksik kalan yerler
Bu kitabı sevdim ama eksiklerini görmezden alamam.
Yürütücü işlevlere dair araç az. Zaman yönetimi, planlama, ev düzeni için somut yöntem arıyorsan kitap seni tatmin etmez. Okur yorumlarında da en sık dile getirilen eleştiri bu. Yazarlar stratejilerin ancak utanç çözüldükten sonra işe yaradığını savunuyor. Bu mantıklı ama okuru stratejisiz bırakmanın gerekçesi olmamalı.
Klinik bilgi sınırlı. DEHB'nin ne olduğu, tanının nasıl konduğu, araştırmaların ne söylediği gibi konular çok kısa geçiliyor. Kitap bunları bildiğini varsayıyor.
Örnekler dar bir kadın grubundan. Birçok okur, kitaptaki hikâyelerin büyük ölçüde maddi durumu iyi, geleneksel aile yapısı içinde yaşayan kadınları anlattığını söylüyor. Kitap kesişimselliği adıyla anıyor ama farklı koşullardaki kadınların deneyimine pek girmiyor. Bu eleştiriyi okurken ben de hak verdim; Türkiye'de, farklı bir ekonomik ve ailevi bağlamda okuyan biri için bazı örnekler uzak kalabilir.
Ton herkese uymuyor. Cesaretlendirici dil bazı okurlara yukarıdan konuşuyormuş gibi gelebiliyor. Bölüm başlıklarının motivasyon afişi havası da buna katkıda bulunuyor. İkinci bölümün adı cesurca başlamaya çağırıyor, örneğin.
İlaç konusunda bir kaynak değil. Kitap tedaviyi dışlamıyor ama ilaç hakkında bilgi almak için başvurulacak yer burası değil. İlaç kararı hekimle verilir; bu kitap o görüşmeye hazırlanmak için de pek bir şey sunmuyor.
Kabul ile vazgeçmek arasındaki çizgi
Bir endişemi de yazmak istiyorum.
Nöroçeşitlilik dili ve kabul vurgusu yanlış okunduğunda "olduğum gibi iyiyim, bir şey yapmama gerek yok" noktasına kayabiliyor. Kitap bunu söylemiyor. Kabulü, harekete geçmeyi mümkün kılan bir zemin olarak kuruyor ve alt başlığındaki engelleri aşma vurgusu da bundan.
Ama okurun bu ayrımı kendisinin tutması gerekiyor. Tedaviye ya da düzenlemelere ihtiyacın varsa, kabul bunları istemek için bir gerekçe olmalı. Onlardan vazgeçmek için bir gerekçe olmamalı.
Kime, hangi aşamada
Tanıyı almış ve bilgi aşamasını geçmiş kadınlara. DEHB'nin ne olduğunu biliyorsun, birkaç kitap okudun, belki tedaviye başladın ama kendinle ilişkin hâlâ aynı. Bu kitap tam o noktada işe yarıyor.
Denediği her sistemin çöktüğünü görenlere. Sorun sistemde olmayabilir. Sistemi kuran kişinin kendine bakışında olabilir.
Maskelemeyi yeni fark edenlere. Ne kadar saklandığını görmeye başlamışsan kitap bunun üzerine düşünmek için iyi bir çerçeve sunuyor.
Kime önermem: DEHB'si olup olmadığını merak eden birine, bu kitap tanıyla ilgili bir şey söylemiyor. Somut sistem arayana. Ağır bir depresyon döneminde yalnız başına çalışmak isteyene; bu tür bir kitabın sorduğu sorular o dönemde terapist desteği olmadan fazla ağır gelebilir.
Bir çalışma kitabının DEHB'li okurla ironisi
Bunu söylemeden geçemeyeceğim.
Çalışma kitapları düzenli, sırayla ve sonuna kadar yapılan alıştırmalara dayanıyor. Tam da DEHB'li birinin en çok zorlandığı şey. Yarısı doldurulmuş çalışma kitapları, DEHB'li evlerde oldukça tanıdık bir manzara.
Kitabın bu riski ne kadar hesaba kattığını bilemiyorum. Ama kendi deneyimim şu oldu: bir alıştırmayı atlamak ya da yarım bırakmak kitabı işe yaramaz hâle getirmiyor. Bu kitabı kusursuz bitirmeye çalışmak, kitabın karşı çıktığı mükemmeliyetçi utancın ta kendisi olurdu.
Önsözü yazan Ellen Littman'ın özellikle zeki ve karmaşık tablolu DEHB'li kadınların gözden kaçması üzerine çalışmış olması da bu açıdan anlamlı. Kitabın hitap ettiği okurların önemli bir kısmı dışarıdan işlevsel görünen, içeride ise sürekli kendini düzeltmeye çalışan kadınlar.
Nasıl okumalı
Hızlı okursan kitaptan neredeyse hiçbir şey kalmaz.
Bölümleri sırayla, her birine birkaç gün vererek ve alıştırmaları gerçekten yaparak ilerlemek gerekiyor. Yanında bir defter tutmak iyi olur; kitabın içine yazmak istemeyenler için özellikle.
Grupla okumaya da çok uygun. ABD'deki Dikkat Eksikliği Bozukluğu Derneği ADDA bu kitaba dayanan çalışma grupları düzenlemiş. Bir arkadaşla ya da küçük bir grupla haftada bir bölüm konuşmak, yalnızlaşma döngüsüne karşı da bir hamle sayılır.
Kitap özgün baskıda iki yüz sayfanın biraz üstünde, Türkçesi iki yüz altmış sayfa civarı. Kısa ama yavaş okunacak bir kitap.
Solden'in 1995 tarihli kitabıyla birlikte okumak da ilginç. Utanç ve saklanma temaları aynı, ama yirmi beş yıl sonra ACT ve nöroçeşitlilik diliyle yeniden kurulmuş. İlki sana ne yaşadığını anlatıyor, bu ise onunla ne yapacağını düşündürüyor.