İçeriğe geç
Yöntemler

Şeker DEHB'ye neden olur mu?

Şekerin çocukları hareketlendirdiği inancı çok yaygın. Yirmi üç çift kör çalışmanın meta analizi ne buldu ve inanç neden bu kadar güçlü.

5 dakika okumaOrta

Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français

Bu yazıda 9 bölüm var

Tanıyı aldığımı söylediğim ilk günlerde bana en çok sorulan sorulardan biri şuydu: “Çocukken çok mu şekerli şey yiyordun?”

Soruyu soranların hiçbiri kötü niyetli değildi. Sadece herkesin bildiği bir şeyi tekrar ediyorlardı. Ben de bir süre kendi çocukluğumu bu soruyla gözden geçirdim.

Cevap hayır. DEHB alanında hem en yaygın hem de en iyi çürütülmüş inançlardan biri bu. Sözlükte buna şeker efsanesi deniyor.

Çalışma ne yaptı

Wolraich ve arkadaşlarının (1995) JAMA'da yayımlanan meta analizi, bu konudaki 23 çift kör kontrollü çalışmayı birleştirdi. Toplam 1.414 çocuk.

Çift kör olması burada belirleyici: ne çocuk ne de onu değerlendiren kişi, o gün şeker mi yoksa şekersiz bir benzerinin mi verildiğini biliyordu.

Sonuç net: şeker, çocukların davranışını ya da bilişsel performansını etkilemiyor.

Şunu da not etmeliyim: bu çalışmalar tek seferlik doz denemeleri. Uzun süreli, yüksek şekerli bir beslenme düzeninin genel sağlık üzerindeki etkileri ayrı bir konu ve bu meta analizin sorusu o değildi.

Şeker verilen ortamlar zaten hareketli ortamlar: doğum günleri, bayramlar, tatiller. Çocuk şekerden değil, ortamdan hareketleniyor.

Beklenti algıyı nasıl değiştiriyor

Bu alanın en öğretici deneyi şöyle kurulmuş. Çocuklarının “şekere duyarlı” olduğunu bildiren annelerle çalışılmış. Bir gruba çocuklarına yüksek dozda şeker verildiği söylenmiş, diğer gruba plasebo verildiği. Gerçekte bütün çocuklara plasebo verilmiş.

Sonuç: şeker verildiğini sanan anneler, çocuklarını belirgin biçimde daha hareketli değerlendirdi. Dahası, davranış gözlemlerinde bu annelerin çocuklarına daha yakın durdukları ve onları daha çok kontrol ettikleri görüldü (Hoover ve Milich, 1994).

Yani gözlem gerçek. Gözlemi üreten şey şeker değil.

Bunu ebeveynleri suçlamanın gerekçesi gibi okuma. Hepimizin zihni böyle çalışıyor; beklenti gördüğümüz şeyi biçimlendiriyor. Ben de bir dönem kendi kötü günlerimi akşam yediğim tatlıya bağladım ve o bağı kurduğum her seferinde “kanıt” buldum.

İnanç neden bu kadar güçlü

Yanlış bilginin neden ayakta kaldığını anlamak, onu tekrar tekrar çürütmekten daha çok işe yarıyor.

Zamanlama çakışıyor. Şeker, hareketli ortamlarda tüketiliyor. İki şey aynı anda olunca aralarında neden-sonuç bağı varmış gibi görünüyor.

Basit bir açıklama sunuyor. Çocuğun davranışını tek bir maddeye bağlamak, karmaşık bir tabloyu düşünmekten daha kolay. Üstelik bir çözüm de vaat ediyor: kes, düzelsin.

Doğrulanabilir görünüyor. Şekeri kestiğin hafta çocuk sakin olursa inanç güçleniyor; olmazsa “tam kesemedik” deniyor. Yanlışlanması imkansız bir kurgu.

Kültürel olarak yerleşik. Kuşaklar boyunca aktarılmış bir bilgiyi tek bir meta analizle silmek mümkün olmuyor.

Ya gıda katkıları

Burada tablo biraz daha karışık, dürüst olmak gerek.

Nigg ve arkadaşlarının (2012) meta analizi, yapay gıda boyalarının bazı çocuklarda davranış üzerinde küçük bir etkisi olabileceğini bildiriyor. Ama birkaç çekinceyi atlamamak gerek:

  • Etki küçük ve bütün çocuklarda görülmüyor
  • Duyarlı bir alt gruptan söz ediliyor ve bu grubun kimlerden oluştuğu net değil
  • Bu bulgu, boyaların DEHB'ye yol açtığını göstermiyor; var olan davranış üzerinde sınırlı bir etkiden söz ediliyor

Kısaca: şeker konusunda kanıt yok, boyalar konusunda küçük ve sınırlı bir kanıt var. İkisi aynı şey değil. Ayrıntısı sözlükte, gıda boyası tartışması başlığında.

Kan şekeri ile DEHB karışıyor mu

Bu soru şeker efsanesinden ayrı ve daha makul. Aç kalmak, uzun süre yemeden durmak ve sonra hızlıca çok şey yemek, herkesin dikkatini ve ruh halini değiştirebiliyor. DEHB'li biri bunu daha sık yaşıyor, çünkü DEHB'de öğün atlamak sık görülen bir örüntü.

Ama burada da bir ayrım gerekiyor. “Kan şekerim düştüğünde dağılıyorum” cümlesi gündelik bir gözlem olarak anlamlı; “DEHB aslında kan şekeri sorunudur” cümlesi ise desteklenmeyen bir iddia. Bayılma, titreme, terleme gibi belirtiler varsa bu bir hekime sorulacak ayrı bir konu, DEHB tartışmasının parçası değil.

Bende işe yarayan şey, öğünü bir tercih olmaktan çıkarıp bir alarm haline getirmek oldu. Acıktığımı fark etmiyorum; saat fark ediyor.

Bu sorunun tam cevabını DEHB neden olur yazısında, kalıtımın payı ve çevresel etkenlerle birlikte anlattım.

DEHB'ye ne yol açıyor

Dünya Federasyonu uzlaşı metni (Faraone ve ark., 2021), DEHB'yi büyük ölçüde genetik yatkınlıkla ilişkili, sinirsel gelişime bağlı bir tablo olarak tanımlıyor. Beslenme, DEHB'nin sebebi olarak sayılmıyor.

Kalıtımın payını DEHB kalıtsal mı yazısında, ekran süresi üzerine dönen benzer tartışmayı da ekran süresi DEHB'ye neden olur mu yazısında konuştum.

Tersinden bir bağ var mı

Şeker DEHB'ye yol açmıyor, ama ilişkinin ters yönü konuşulmaya değer.

DEHB ile düzensiz yeme örüntüleri arasında bir ilişki bildiriliyor: öğün atlamak, uzun süre yemeyip sonra çok yemek, dürtüsel yiyecek seçimi, akşam saatlerinde hızlı enerji arayışı. Yani şeker tüketimi bazen DEHB'nin sebebi değil, sonucu oluyor.

Bende bu çok tanıdık. Bütün gün yemeyi unuttuğum bir günün akşamı, elime geçen ilk tatlı şeyi yiyorum ve bunu bir tercih gibi hatırlamıyorum. Aç kalmak da odaklanmayı doğrudan zorlaştırıyor, yani döngü kendini besliyor.

Bu tarafı DEHB'de beslenme ve DEHB'de yemek ve mutfak düzeni yazılarında anlattım.

Çocuğun doğum gününde ne yapmalı

Bunun pratik karşılığı da var, çünkü bu inanç yalnızca bir bilgi hatası değil; ailelerin gününü de şekillendiriyor.

Meta analizin sonucu, doğum günü pastasının serbest olduğu değil; pastanın davranışı belirlemediği. Yani o günün hareketliliği gerçekten yüksek olacak, ama sebebi masadaki tabak değil: kalabalık, gürültü, yeni uyaranlar, düzenin bozulması, uyku saatinin kayması.

Hazırlığı buna göre yapmak daha çok işe yarıyor: çocuğun ara ara çıkabileceği sessiz bir yer, uyku saatinin çok kaydırılmaması, kalabalığın süresini kısa tutmak. Şekeri kısıtlamaya harcadığın enerjiyi ortamı düzenlemeye harcarsan çoğu zaman daha iyi sonuç alıyorsun.

Bu soruyla karşılaşınca

Şeker DEHB'ye yol açmıyor ve çocuklarda hareketliliği artırmıyor. Bu sonuç, yirmi üç ayrı kontrollü çalışmanın birleştirilmesinden çıktı.

İnancın bu kadar güçlü olması, ebeveynlerin yanılması anlamına gelmiyor: şeker ile hareketlilik gerçekten aynı ortamlarda bulunuyor. Aralarındaki bağ neden-sonuç bağı değil, birlikte görülme.

Bana bu soru sorulduğunda artık tartışmıyorum. “Şekeri kestiğinde ne bekliyorsun?” diye soruyorum. Cevap genelde “daha sakin olur” oluyor ve o cümleyi konuşmak, meta analiz anlatmaktan çok daha çabuk bir yere varıyor.

Sık sorulanlar

Şeker DEHB'ye yol açar mı?
Açmıyor. Şekerin DEHB'ye yol açtığına ya da çocuklarda hareketliliği artırdığına dair kanıt yok.
Araştırmalar ne buldu?
Yirmi üç çift kör kontrollü çalışmayı birleştiren meta analiz, şekerin çocukların davranışını ya da bilişsel performansını etkilemediği sonucuna vardı.
Ebeveynler neden şekerin etkilediğini düşünüyor?
Gözlem gerçek ama açıklaması farklı. Şekerin tüketildiği ortamlar zaten hareketli ortamlar oluyor ve beklenti algıyı yönlendiriyor.
Doğum gününde şeker kısıtlanmalı mı?
Davranış gerekçesiyle kısıtlamanın dayanağı yok. Beslenme açısından ölçülü olmak ayrı bir konu ve DEHB ile ilgisi bulunmuyor.

Yeni yazılardan haberdar ol

Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.