DEHB ilaçları bağımlılık yapar mı?
En sık duyulan endişe bu. Hekim gözetiminde kullanımın bilinen güvenlik profili, kötüye kullanım ile tedavi arasındaki fark ve madde kullanımı verisi.
Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français
Bu yazıda 8 bölüm var
Bu, tedaviye başlamayı en çok geciktiren endişe. Bence bunun sebebi bilgi eksikliği bile değil. Soru, soru gibi değil suçlama gibi sorulunca insanlar savunmaya geçiyor ve konu kapanıyor.
Cevaba geçmeden önce şunu göstermek istiyorum: bu aslında iki ayrı soru. İkisi karıştığı için insanlar yanlış şeyden korkuyor.
Soru 1: Bu ilaçların kötüye kullanım potansiyeli var mı? Evet, uyarıcı ilaçlar için var. Denetimli reçeteyle verilmelerinin sebebi bu.
Soru 2: Hekim gözetiminde, tanı konmuş bir kişide, uygun dozda kullanıldığında bağımlılık yapıyor mu? Bunu destekleyen kanıt yok.
Bu iki soru sürekli birbirine karışıyor karışınca da tedaviye ihtiyacı olan insanlar tedaviden uzak kalıyor.
Kanıt ne diyor
Dünya Federasyonu uzlaşı metni (Faraone ve ark., 2021), DEHB ilaçları uygun kullanıldığında güvenlik profillerinin iyi olduğunu ve tedavi edilen kişilerde madde kullanım riskinin arttığına dair bir bulgu olmadığını ortaya koyuyor.
Wilens ve arkadaşlarının (2003) meta analizi bu soruyu doğrudan sordu: çocuklukta uyarıcı tedavi görmek, ileride madde kötüye kullanımına yol açıyor mu? Bulgular bu yönde bir artış göstermedi.
Avrupa uzlaşı metni (Kooij ve ark., 2019) de yetişkin DEHB'de ilaç tedavisini, madde kullanım öyküsü olan hastalarda bile uygun izlemle uygulanabilir bir seçenek olarak görüyor. Yani madde öyküsü varsa tedavi kapısı kapanmıyor; izlem sıkılaşıyor.
Tedavi edilmemiş DEHB'nin kendisi bir risk etkeni. Bu, tabloyu değerlendirirken en sık atlanan taraf.
Tedavi edilmemiş DEHB'de dürtüsellik, uyaran arayışı ve kendi kendine düzenleme çabası bir araya geliyor. Her biri tek başına risk taşıyor, üçü bir araya gelince tablo daha da ağırlaşıyor.
Tedavi edilmemiş DEHB'nin kendisinin bir risk etkeni olduğunu ilk okuduğumda durup bir daha okuduğumu hatırlıyorum. Tartışmanın hep tek yönlü yürüdüğünü fark ettim: ilacın riski konuşuluyor, hiçbir şey yapmamanın riski konuşulmuyor. Oysa bir karar verirken iki tarafı da tartmak gerekiyor.
Neden bağımlılık gibi çalışmıyor
Bunun bir açıklaması var ve bilmek işe yarıyor, çünkü “merak etme” demekten çok daha ikna edici.
Bağımlılık yaratan kullanımda madde hızla ve yüksek dozda alınıyor, kan düzeyi ani biçimde yükseliyor. Bu ani yükseliş, ödül sisteminde bağımlılığı besleyen etkiyi üretiyor.
Tedavide kullanılan biçim bunun tersini hedefliyor: ağızdan alınıyor, kan düzeyi yavaş yükseliyor, uzun etkili biçimlerde gün boyunca dengeli kalıyor. Aynı etken madde, veriliş biçimine ve hızına göre çok farklı davranıyor.
Bu yüzden “aynı maddeyi içeriyor” cümlesi tek başına bir şey anlatmıyor. Kafein de dozuna ve biçimine göre çok farklı şeyler yapıyor.
Sık karıştırılan üç şey
Tolerans ile bağımlılığı karıştırmak. Zamanla aynı dozun daha az etkili gelmesi mümkün ve bu, hekimin değerlendireceği bir durum. Ama bağımlılıkla aynı şey değil.
İhtiyaç duymayı bağımlılık sanmak. Gözlüğünü unuttuğun gün rahatsız oluyorsun. Bu, gözlüğe bağımlı olduğunu göstermiyor. İlaç almadığı gün işleri zorlaşan biri için de aynı ayrım geçerli.
Kendi kendine ilaçlamayı atlamak. Tanısı olmayan ya da tedavi almayan çok sayıda kişi zaten kendi çözümünü buluyor: aşırı kafein, sigara, bazen alkol. Bunlar da bir düzenleme girişimi ve riskleri hafife alınmayacak kadar gerçek. DEHB ve sigara yazısında bu ilişkiyi ayrıntılı anlattım. Sözlükte de kendi kendine ilaçlama başlığı var.
Yan etki yok demek değil
Bunu ayrıca söylemek gerekiyor, çünkü “bağımlılık yapmaz” cümlesi “zararsızdır” gibi duyulabiliyor.
DEHB ilaçlarının bilinen yan etkileri var: iştah azalması, uykuya dalmakta zorlanma, kalp hızı ve kan basıncında değişiklik, huzursuzluk, etki bitiminde geri tepme. Cortese ve arkadaşlarının (2018) ağ meta analizi ilaçların hem etkililiğini hem yan etki profillerini karşılaştırıyor.
Bu yüzden tedavi izlemle yürüyor: doz kademeli ayarlanıyor, etki ve yan etkiler düzenli değerlendiriliyor.
Türkiye'de nasıl işliyor
Bu endişenin bir kısmı sistemin kendisinden besleniyor. Uyarıcılar Türkiye'de özel reçeteye tabi; eczaneden alırken kimlik isteniyor, reçete kayda giriyor.
İnsanlar bu kaydı bir suçlama gibi yaşayabiliyor. Eczanede kendini açıklamak zorunda hissetmek, kutuyu çantanın dibine koymak, evde başkasının görmeyeceği bir yere kaldırmak. Bunları anlatan çok insan var.
Kaydın sebebi ise kişiyi işaretlemek değil, ilacın izlenebilir olmasını sağlamak. Yani tam da yukarıda anlatılan kötüye kullanım sorununa karşı konmuş bir önlem. Bunu bilmek utancı tamamen kaldırmıyor ama yerini değiştiriyor.
Damgalanmanın bu tarafını DEHB'de damgalanma yazısında ayrıca anlattım.
Kötüye kullanım gerçek bir sorun
Bunu atlamak istemiyorum. Reçeteli uyarıcıların başkasına verilmesi ya da sınav dönemlerinde tanısı olmayan kişilerce kullanılması gerçek bir sorun ve bu konuda temkinli olmak doğru.
Ama bu, tedaviye ihtiyacı olan birinin tedaviden kaçması için bir sebep değil. İlacı paylaşmamak, dozunu kendi kendine değiştirmemek ve güvenli saklamak için bir sebep.
Bir de şunu eklemek istiyorum: tanısı olmayan birinde uyarıcının dikkati kısa süreliğine artırması, o kişide DEHB olduğunu göstermiyor. “Bana da iyi geldi, demek ki bende de var” çıkarımı yanlış ve yaygın.
Bu soru sana sorulduğunda
Bu endişeyi çevrenden duyuyorsan, o kişiye kaynak göstermek çoğu zaman işe yaramıyor. Bende işe yarayan tek cümle şu oldu: “Bu karar hekimle verildi, ben de sorularımı ona sordum.”
Bu cümle konuşmayı bitiriyor ve seni savunma pozisyonundan çıkarıyor. Israrcı insanlarla nasıl baş edileceğini DEHB ilacı konusunda ısrarcı insanlar yazısında ayrıca yazdım.
Türkiye'deki reçete çerçevesini, kimin yazabildiğini ve rapor tarafını kırmızı reçete yazısında topladım.
İlaç kullanmak zorunda mıyım
Hayır. İlaç, tedavinin tek bileşeni de değil. Uzlaşı metinleri çok bileşenli bir yaklaşım öneriyor: bilgilendirme, psikolojik destek ve gerekiyorsa ilaç.
İlaçsız bir yolun neye benzediğini DEHB'de ilaç mı terapi mi yazısında, ilaç tedavisinden ne beklenebileceğini ise DEHB ilaç tedavisi yazısında anlattım.
Kararı verirken bence sorulacak asıl soru “bağımlılık yapar mı” değil, “benim durumumda tedavi almamanın bedeli ne?” Bu ikinci soruyu sormak daha zor, çünkü cevabı kendi hayatının içinden çıkıyor ve kimse senin yerine veremiyor.
Bu sorunun cevabını bilmek kimseyi tedaviye ikna etmiyor, etmemeli de. Yaptığı tek şey, kararın korkuyla değil bilgiyle verilmesini sağlamak. Bence yeterli bir iş.
Sık sorulanlar
- DEHB ilacı kullanan çocuk ileride madde kullanır mı?
- Uzun izlem çalışmaları bunu göstermiyor. Tedavi gören kişilerde madde kullanım riski artmıyor; bazı çalışmalar tedavinin koruyucu olabileceğine işaret ediyor. Yüksek risk, tedavi edilmemiş DEHB tarafında bulunuyor.
- Tedavi görmek madde kullanım riskini artırır mı?
- Mevcut kanıt bunun tersine işaret ediyor. Bazı çalışmalar tedavinin koruyucu olabileceğini, tedavi edilmemiş DEHB'de ise riskin daha yüksek olduğunu gösteriyor.
- Kötüye kullanım riski neden konuşuluyor?
- Uyarıcı ilaçların kötüye kullanım potansiyeli gerçek bir konu ve bu yüzden denetimli reçeteyle veriliyor. Ama reçeteli tedavi ile kötüye kullanım aynı şey değil; ikisi sık karıştırılıyor.
- İlaç kullanmak zorunda mıyım?
- Zorunda değilsiniz. İlaç tedavinin tek yolu değil ve kararı hekiminizle birlikte veriyorsunuz. Bu yazı ilacın ne olduğunu anlatıyor, kullanmanız gerektiğini söylemiyor.
Yeni yazılardan haberdar ol
Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.