DEHB ilacı konusunda ısrarcı insanlar
Bir yanda 'mutlaka kullanmalısın' diyenler, öbür yanda 'sakın kullanma' diyenler. İkisi de aynı hatayı yapıyor: başkasının tıbbi kararını üstleniyor.
Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français
Bu yazıda 8 bölüm var
Bu konuda iki ayrı ısrarcı grup var ve ikisi de aynı şeyi yapıyor.
Birinci grup, ilaç kullanmayan birine kullanması gerektiğini anlatıyor. İkinci grup, kullanan birine bırakması gerektiğini. İkisi de iyi niyetli, ikisi de kendince haklı ve ikisi de karşısındakinin hekimi değil.
Bu yazıda iki grubun neden aynı hatayı yaptığını anlatıyorum.
Birinci grup: “neden hala başlamadın”
Bu grup genellikle kendi tedavisinden çok fayda görmüş insanlardan oluşuyor.
Deneyimleri gerçek. Yıllarca zorlanmış, tedaviye başlamış ve hayatı değişmiş biri, aynı tabloyu tanıdığı birinde gördüğünde susmakta zorlanıyor. Bu çok anlaşılır bir şey.
Ama birkaç şey atlanıyor.
Tanı henüz konmamış olabilir. Belirtiler benziyor diye tablo aynı olmuyor. Kaygı, depresyon, uyku bozukluğu, tiroit işlev bozukluğu ve demir eksikliği benzer görünümler yaratıyor. “Sen de DEHB'lisin, ilaca başla” cümlesi, iki ayrı kararı birden başkasının yerine veriyor.
Aynı ilaç herkeste aynı işi yapmıyor. Cortese ve arkadaşlarının (2018) ağ meta analizi, farklı etken maddelerin etki ve yan etki profillerinin farklı olduğunu gösteriyor. Sende işe yarayan doz, başkasında yan etki yapabiliyor.
Eşlik eden başka tablolar kararı değiştiriyor. Avrupa uzlaşı metni (Kooij ve ark., 2019), eşlik eden durumlarda tedavi sırasının dikkatle belirlenmesini öneriyor. Kalp hastalığı, madde kullanım öyküsü, gebelik, başka ilaçlar; bunların hepsi hekimin bildiği, senin bilmediğin şeyler.
Ve en önemlisi: ilaç kullanmamak meşru bir tercih. Kılavuzlar çok bileşenli bir yaklaşımı öneriyor ve ilaç bu bileşenlerden yalnızca biri.
İkinci grup: “sakın kullanma”
Bu grup daha gürültülü ve genellikle daha az bilgiyle konuşuyor.
Elindeki cümleler hazır: bağımlılık yapar, kişiliğini değiştirir, uyuşturur, çocuğun büyümesini durdurur, aslında sorun senin disiplininde.
Bu cümlelerin bir kısmı yanlış, bir kısmı ise doğru olanın çarpıtılmış hali. İkisini ayırmak gerekiyor, çünkü hepsini birden reddetmek de dürüst olmaz.
“Bağımlılık yapar.” Dünya Federasyonu uzlaşı metni (Faraone ve ark., 2021), hekim gözetiminde uygun kullanımın güvenlik profilinin iyi olduğunu ve tedavi edilen kişilerde madde kullanım riskinin arttığını gösteren bir kanıt bulunmadığını belirtiyor. Wilens ve arkadaşlarının (2003) meta analizi de bu yönde bir artış göstermedi.
Yani bu cümle düpedüz yanlış.
“Kişiliğini değiştirir.” Doğru ayarlanmış bir tedavide beklenen etki bu değil. Sönükleşme ve donuklaşma, dozun gözden geçirilmesi gerektiğini gösteren bir işaret. Yani gözlem gerçek olabilir; çıkarılan sonuç yanlış.
“Büyümeyi etkiler.” Bu cümle tümüyle göz ardı edilemez. Swanson ve arkadaşlarının (2017) uzun izlem çalışması, uzun süreli uyarıcı kullanımıyla erişkin boyunda bir baskılanma arasında ilişki bildiriyor.
Ama bu bulgu ilacı bırakmak için değil, büyümeyi düzenli izlemek ve dozu gözden geçirmek için bir gerekçe. Ayrıca bu bulgu, tedavi edilmemenin de kendi sonuçları olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Bir bulguyu bağlamından koparıp bir kampanya cümlesine çevirmek, o bulguyu üreten çalışmaya da haksızlık.
“Sorun disiplinde.” Bu cümlenin altında tanıyı yok saymak var ve bunu tartışmak bu yazının konusu değil. DEHB gerçek bir hastalık mı yazısında anlattım.
İki grubun ortak hatası
Görünüşte birbirlerine zıtlar. Ama derinde aynı şeyi yapıyorlar: kendi deneyimlerini ya da kendi korkularını, bir başkasının tıbbi kararı yerine koyuyorlar.
İlacın işe yaraması, herkeste işe yarayacağı anlamına gelmiyor. İlacın birinde yan etki yapması, herkeste yapacağı anlamına gelmiyor. Tek bir örnekten yola çıkan iki cümle de aynı ölçüde hatalı.
Bir de şu var: iki ısrar da karşısındakini karar veremeyecek biri yerine koyuyor. Cümlenin altında “senin adına düşünmem gerekiyor” var. Bu, yıllarca düzeltilmeye çalışılmış biri için tanıdık ve yorucu bir konum.
Senin adına karar verilmesiyle karar verirken sana yardım edilmesi arasındaki fark tek bir soruda: sonunda kim seçiyor?
Israrın gerçekte yaptığı
Israrcı konuşmaların çoğu sonucu değiştirmiyor.
İkna edilmeye çalışılan kişi genellikle kararını değiştirmiyor. Değişen şey şu: konuyu bir daha o kişiyle konuşmuyor.
Bunun bedeli var. Kişi bir yan etki yaşadığında, aklına bir soru takıldığında ya da kararsız kaldığında konuşabileceği insan sayısı bir eksilmiş oluyor.
Yani ısrar, uzun vadede tam da engellemeye çalıştığı şeyi kolaylaştırıyor: kişinin kararını tek başına ve sessizce vermesini.
Hiç konuşulmayacak mı
Konuşulacak. Bu yazı susmayı savunmuyor.
Fark, cümlenin nereye baktığında. Birkaç örnek:
Israr: “İlaca başlamalısın, hayatın değişir.” Konuşma: “Bende işe yaradı. Nasıl olduğunu anlatmamı ister misin?”
Israr: “O ilaçlar zararlı, bırak.” Konuşma: “Bir şey okudum, seni endişelendirir mi bilmiyorum. Hekiminle konuşmak ister misin?”
Israr: “Sen de DEHB'lisin, git ilaç yazdır.” Konuşma: “Anlattıkların bana çok tanıdık geldi. Bir değerlendirme yaptırmayı düşündün mü?”
Aradaki fark küçük görünüyor. Ama birincisi bir hüküm, ikincisi bir kapı.
Değerlendirme önermek ile tedavi önermek de ayrı şeyler. Birincisini sen de yapabilirsin, ikincisi hekimin işi.
Sınır nerede
Bir yerde durmak gerekiyor ve o yer şu: hekimin verdiği bir tedavi kararına karşı kampanya yapmak.
Bir çocuğun ilacını bırakması için ailesine baskı yapmak, tanısı olan bir yetişkine “bunlar seni uyuşturuyor” demek, tedaviyi bir karakter zayıflığı gibi çerçevelemek. Bunlar sonuçları olan müdahaleler.
Aynı şekilde tersi de geçerli: tanısı olmayan birine ilaç önermek, kendi ilacından başkasına vermek, dozu kendi başına ayarlamasını söylemek.
Bu iki uç arasında geniş bir alan var ve o alanda konuşulacak çok şey var.
Kendi tarafında ne yapabilirsin
Israra maruz kalan taraf sensen, işe yarayan birkaç cümle var:
- “Bu konuyu hekimimle konuşuyorum.”
- “Karar verdim, tartışmak istemiyorum.”
- “Merak edersen anlatırım ama ikna edilmeye çalışılmak istemiyorum.”
Üçü de kapıyı tamamen kapatmadan konuşmayı bitiriyor. Hazır bir cümlen olduğunda o an savunmaya geçmen gerekmiyor. Bu konuyu DEHB'de damgalanma yazısında ayrıca anlattım.
Bana kalan
DEHB ilacı konusunda iki yönlü bir ısrar var ve ikisi de aynı hatadan besleniyor: tek bir deneyimi herkesin kararı haline getirmek.
Bu karar hekimle kişi arasında veriliyor ve bu kararı verirken bilinmesi gerekenlerin çoğunu üçüncü kişiler bilmiyor.
Anlatmak serbest. Karar vermek başkasının.
Sık sorulanlar
- Çevrem ilaç kullanmam için ısrar ediyor, ne yapmalıyım?
- Bu karar hekimle sizin aranızda. Israr eden kişi kendi deneyimini sizin tıbbi kararınız yerine koyuyor ve karardaki bilgi onda tam değil.
- İlaç kullanmamam için baskı yapanlara ne denir?
- Aynı şey tersinden geçerli. Vazgeçirmeye çalışan kişi de kendi korkusunu sizin kararınız yerine koyuyor. İkisi de aynı hatayı yapıyor.
- Bu konuyu hiç konuşmamalı mıyım?
- Konuşulabilir, ama sınır gerekiyor. Merak eden biriyle bilgi paylaşmak ile karar vermeye çalışan biriyle tartışmak farklı şeyler.
- Israr işe yarıyor mu?
- Genellikle yaramıyor. İkna edilmeye çalışılan kişi kararını değiştirmiyor, sadece konuyu bir daha açmıyor. Israrın tek sonucu konuşmanın kapanması oluyor.
Yeni yazılardan haberdar ol
Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.