İçeriğe geç
Yöntemler

DEHB ilacı kişiliği değiştirir mi?

Çocuğum robota döner mi, ben ben olmaktan çıkar mıyım? Bu endişenin nereden geldiği, ne zaman haklı olduğu ve doğru dozun nasıl anlaşıldığı.

5 dakika okumaOrta

Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français

Bu yazıda 8 bölüm var

“Çocuğum ilaca başlayınca sustu.” Bu cümleyi ilk duyduğumda ne diyeceğimi bilemedim.

Çünkü cümle uydurma değil. İnsanlar bunu gerçekten görüyor ve gördüklerini anlatıyor. “Kendim gibi hissetmedim” diyen yetişkinler de var ve onları da ciddiye almak gerekiyor.

Bu yazının bütün derdi, bu gözlemi doğru okumak. Doğru okuma bence şöyle: bu, beklenen bir etki olmadığı için bildirilmesi gereken bir işaret. Yani “ilaç kötü” demek değil; “bu doz bu kişiye uymamış” demek.

Burada kendi ilaç kullanımımı anlatmıyorum. Aşağıdakiler bu soruyu araştırırken öğrendiklerim.

Beklenen etki ne

Tedavinin hedefi belirtileri hafifletmek:

  • Dikkatin daha kolay toplanması ve daha uzun kalması
  • Dürtüsel tepkilerin azalması
  • Bedensel huzursuzluğun yatışması
  • Bir işe geçebilmenin kolaylaşması

Cortese ve arkadaşlarının (2018) ağ meta analizi, DEHB ilaçlarının çekirdek belirtiler üzerindeki etkisini karşılaştırıyor. Ölçülen şey belirti şiddeti; kişilik ne ölçülüyor ne hedefleniyor.

Tedavi neyi hissettiğini değiştirmeyi hedeflemiyor. Hissettiğin şeyle ne yapabildiğini değiştirmeyi hedefliyor.

Sönükleşme neyin işareti

Alanda bu tablodan sık söz ediliyor ve genel kabul şu: kişinin donuklaşması, kendiliğindenliğini kaybetmesi, ağlamaklı ya da duygusuz görünmesi doz yüksekliğine işaret edebiliyor.

NICE kılavuzu (NG87) ve Avrupa uzlaşı metni (Kooij ve ark., 2019), dozun düşükten başlanarak kademeli artırılmasını ve her aşamada hem etkinin hem yan etkilerin değerlendirilmesini öneriyor. Bu sürece titrasyon deniyor.

Titrasyonun amacı tam olarak bu dengeyi bulmak: belirtilerin hafiflediği ama kişinin kendisi kaldığı aralık. O aralık dar olabiliyor ve bulmak zaman alıyor.

Yani “robot gibi oldu” gözlemi tedaviyi bırakmak için değil, hekime söylemek için bir sebep. İlacı bırakırsan elinde kalan tek bilgi “olmadı” olur; hekime söylersen elindeki bilgi “bu dozda olmadı” olur ve bir sonraki adımı bu ikincisi belirler.

Karışması çok kolay olan dört şey

Beklentinin değişmesi. Sürekli hareketli olan bir çocuk sakinleştiğinde çevresi bunu “eskisi gibi değil” diye okuyabiliyor. Oysa görülen şey belirtinin azalması olabiliyor. Bu ayrımı tek başına yapmak zor; ev ve okul gibi farklı ortamlardan gelen gözlemler birlikte değerlendiriliyor.

Etkinin bittiği saat. Uyarıcı ilaçların etkisi gün içinde bitiyor ve bitiş anında belirtiler kısa süre için belirginleşebiliyor. Buna geri tepme deniyor. Akşamüstü çıkan huzursuzluk bazen “ilaç kişiliğini bozdu” diye okunuyor.

Uykusuzluk. İlaç uykuya dalmayı geciktirdiyse ertesi gün görülen donukluğun kaynağı ilacın kendisi olmayabilir. Uyku bozulduğunda herkes sönükleşiyor.

Maskenin düşmesi. Bu en az konuşulanı. Yıllarca enerjisini toplu ve neşeli görünmeye harcamış biri, o çabaya daha az ihtiyaç duyduğunda çevresine “durgunlaştı” gibi gelebiliyor. Bunu anlamak için maskeleme yazısına bakabilirsin.

Dördünü ayırmak hekimin işi. Senin işin, hangisinin olduğunu tahmin etmek değil; gördüğünü tarif etmek.

Tersi de çok anlatılıyor

Bu soruya dürüst bir cevap verirken öbür tarafı da anlatmak gerekiyor.

Tedaviye başlayan pek çok kişi kendini daha çok kendisi gibi hissettiğini anlatıyor: cümlesini bitirebildiğini, karşısındakini sonuna kadar dinleyebildiğini, bir işi bırakmadan sürdürebildiğini.

Bu anlatılarda değişen kişilik değil. Kişinin niyetiyle davranışı arasındaki mesafe kapanıyor. Yıllarca “ben böyle biri değilim ama hep böyle davranıyorum” diye yaşamış biri için bu, kişiliğin değişmesi gibi değil; nihayet görünür olması gibi yaşanıyor.

Ben bu ayrımı çok önemsiyorum, çünkü tanı öncesi hayatımda en çok canımı yakan şey tam buydu: davranışlarımın beni yanlış tanıtması.

Endişe nereden geliyor

Bu korkunun bu kadar yaygın olmasının bir sebebi var ve ilaçla ilgisi yok.

DEHB'li birinin etrafındakiler yıllarca onu değiştirmeye çalışıyor. “Daha sakin ol”, “biraz dur”, “abartma”. Sonra bir ilaç geliyor ve gerçekten bir şeyler değişiyor. O anda akla gelen soru kaçınılmaz oluyor: bunca yıl düzeltilmeye çalışılan şey belirti miydi, ben miydim?

Bu soru bana çok tanıdık. Tanıdan sonraki aylarda kendime sürekli sordum: hangi huyum benim, hangisi tablonun? Cevabı hala tam bilmiyorum ve sanırım net bir sınır da yok.

Ama bir şeyi öğrendim: bu sorunun cevabı ilaçta aranmıyor. Çünkü ilacın hedefi belirli ve dar. Geniş olan şey, o belirtilerin yıllar içinde senin hakkında kurduğu hikaye ve o hikayeyi ayıklamak bambaşka bir iş. Sözlükte bu ayrımı kimlik olarak DEHB başlığında anlattım.

Ne izlemeli

Tedaviye başlarken not tutarsan bu sorunun cevabı hafızaya kalmaz, çok daha güvenilir olur. İzlenecekler:

  • Uyku: uykuya dalma süresi değişti mi, gece bölünme var mı
  • İştah: öğünler atlanıyor mu, kilo değişiyor mu
  • Duygu: ağlamaklılık, donukluk, huzursuzluk, sinirlilik var mı
  • Etki süresi: gün içinde ne zaman başlıyor, ne zaman bitiyor
  • İşleyiş: hangi somut iş kolaylaştı, hangisi kolaylaşmadı
  • Sosyal taraf: arkadaşlarıyla ilişkisi, oyunu, mizahı nasıl

Son madde özellikle çocuklarda önemli ve en çok atlanan yer. Ödevi yapıyor olması tek başına iyi bir ölçü sayılmıyor. Şakalaşması, oyun kurması, arkadaş edinmesi de ölçülmesi gereken şeyler.

Kontrole giderken bu notlara bakarsan, “iyiyim galiba” demekten çok daha sağlam bir tedavi kararı çıkar. Hafıza bu işte güvenilir değil: kontrol gününde aklında son iki gün duruyor ve o iki gün tesadüfen kötü geçmiş olabiliyor.

İlaca başlamadan önce de birkaç gün not tutmak işe yarıyor. Karşılaştıracağın bir başlangıç noktası olmadığında, sonrasında gördüğün her şey tartışmaya açık kalıyor.

Çocuğunun adına konuşurken

Bir çocuk kendini tarif edemiyor olabilir ama sorulduğunda çok şey söylüyor. “İlaç aldığın günler nasıl hissediyorsun” sorusu, “iyi mi” sorusundan daha çok bilgi getiriyor.

Çocuğun kendi gözlemini ciddiye almak, ileride tedaviye ne kadar katılacağını da belirliyor. Kendi bedeni hakkında konuşulurken susturulan bir çocuk, ergenlikte ilacı gizlice bırakan bir ergen oluyor.

Toparlarsak

Doğru ayarlanmış bir tedavide kişilik değişmiyor. Sönükleşme, duygusuzlaşma ya da kendisi gibi hissetmeme beklenen etki sayılmıyor; dozun gözden geçirilmesi gerektiğini gösteren bir işaret olarak okunuyor.

Bu endişeyi taşıyorsan bastırma. Ama bastırmamak, ilacı kendi başına kesmek anlamına gelmiyor. Gördüğünü yaz, hekimine anlat ve bir sonraki adımı birlikte belirleyin.

Tedaviden ne beklenebileceğini DEHB ilaç tedavisi yazısında, bırakma kararını ise DEHB ilacı bırakılırsa ne olur yazısında ayrıntılı anlattım.

Sık sorulanlar

DEHB ilacı duyguları köreltir mi?
Beklenen etki bu değil. Duyguların körelmesi ya da kişinin kendisi gibi hissetmemesi dozun yüksek olduğuna dair bir işaret sayılıyor ve hekime bildirilmesi gerekiyor.
İlaç aldıktan sonra sönükleşmek normal mi?
Normal sayılmıyor. Sönükleşme, duygusuz görünmek ya da kendisi gibi hissetmemek dozun yüksek olduğuna dair bir işaret olarak okunuyor ve hekime bildirilmesi gerekiyor.
Çocuğumda değişiklik görürsem ne yapmalıyım?
Gözlediğinizi yorumlamadan aktarmak en işe yarayan yol. Hangi saatte, ne sıklıkta, hangi durumda olduğunu yazıp hekime götürmek, dozun yukarı mı aşağı mı ayarlanacağını belirliyor.
Belirtilerin azalması kişiliğin kaybolması mıdır?
Değil. Hızlı düşünmek, heves duymak ve bir fikre kapılmak ilaçla ortadan kalkmıyor. Değişen şey, bunların peşinde sürüklenmek zorunda kalmamak.

Bu yazı nasıl hazırlandı

Cansu DEHB ile yaşayan bir yetişkin; hekim ya da sağlık uzmanı değil. Bu bir deneyim yazısı olmaktan çok bir derleme: bilgiler yayımlanmış çalışmalara ve resmî kaynaklara dayanıyor, kaynaklar yazının altında listeleniyor.

Yazı bir uzman tarafından gözden geçirilmedi. Tanı, ilaç ve tedavi kararları hekiminle verilecek şeyler; hak, rapor ve başvuru süreçlerinin ayrıntıları ise zamanla değişebildiği için ilgili kurumdan teyit edilmeli. Daha fazlası.

Kaynaklar3
  1. Cortese, S., Adamo, N., Del Giovane, C. ve ark. (2018). Comparative efficacy and tolerability of medications for attention-deficit hyperactivity disorder. The Lancet Psychiatry, 5(9), 727-738.↩
  2. Kooij, J. J. S., Bijlenga, D., Salerno, L. ve ark. (2019). Updated European Consensus Statement on diagnosis and treatment of adult ADHD. European Psychiatry, 56, 14-34.↩
  3. National Institute for Health and Care Excellence (2018, güncelleme 2019). Attention deficit hyperactivity disorder: diagnosis and management. NICE guideline NG87.↩

Bu yazı 16 Eylül 2026 tarihinde güncellendi.

Yeni yazılardan haberdar ol

Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.