İçeriğe geç
Yöntemler

DEHB gerçek bir hastalık mı?

Uydurulmuş bir tanı olduğu iddiası hala dolaşıyor. Kalıtım, genetik, beyin görüntüleme ve uzun izlem çalışmalarının ortaya koyduğu tablo ne diyor?

5 dakika okumaOrta

Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français

Bu yazıda 7 bölüm var

Bu soruyu bana ilk soran kişi ben oldum.

Tanıyı aldıktan sonraki ilk haftalarda kendimi bir sabah “ya bu uydurmaysa” diye düşünürken buldum. Rapor elimdeydi, görüşmeler yapılmıştı, yine de bir yerde bir şüphe duruyordu. Sonra fark ettim ki o şüphe benim değildi. Yıllarca duyduğum cümlelerdi: “herkes biraz öyle”, “eskiden böyle şeyler yoktu”, “bahane arıyorsun”.

O yüzden bu yazıyı savunma yapmak için değil, kendi kafamı toplamak için yazdım.

DEHB'nin nedenlerini gösteren kanıtları DEHB neden olur yazısında ayrıntılı anlattım.

Şu an ne biliniyor

Dünya DEHB Federasyonunun uzlaşı metni (Faraone ve ark., 2021) tam olarak bu tartışmayı kapatmak için yazıldı. Alanda üzerinde uzlaşılmış 208 kanıta dayalı sonucu tek bir belgede topluyor. Öne çıkanlar şunlar:

Kalıtım. İkiz çalışmalarına dayanan derlemeler kalıtım oranının yaklaşık yüzde 74 olduğunu gösteriyor (Faraone ve Larsson, 2019). Bu, psikiyatrik tablolar arasındaki en yüksek oranlardan biri. Ayrıntısını DEHB kalıtsal mı yazısında anlattım.

Genetik. Genom çapında yapılan çalışmalar DEHB ile ilişkili anlamlı genetik bölgeleri belirledi. Tek bir gen yok; çok sayıda küçük etkili değişkenden söz ediliyor. Bu yüzden bir kan testi beklemek boşuna.

Beyin gelişimi. Shaw ve arkadaşlarının (2007) çalışması, korteksin belirli bölgelerinde olgunlaşmanın gecikmeli seyrettiğini gösterdi. Burada dikkatli olmak gerekiyor: bulgu bir hasarı değil, gelişim takvimindeki bir farkı tarif ediyor.

Yaygınlık istikrarlı. Polanczyk ve arkadaşlarının (2007) dünya çapındaki derlemesi, ülkeler arasındaki farkların büyük ölçüde yöntem farklılıklarından kaynaklandığını ortaya koydu. Yani DEHB'nin belirli bir kültürün ürünü olduğu iddiası veriyle uyuşmuyor.

Sonuçlar ölçülebilir. Tedavi edilmeyen DEHB eğitim, iş, kaza riski ve sağlık alanlarında ölçülebilir olumsuz sonuçlarla ilişkili bulunuyor (Faraone ve ark., 2021).

Bir tanının gerçek sayılması için kan testi gerekmiyor. Migren de, depresyon da, pek çok nörolojik tablo da öyküyle ve muayeneyle tanınıyor.

Kan testi meselesi

Bu itirazı ayrıca açmak istiyorum, çünkü itirazlar arasında bana en makul geleni buydu.

Tıpta tanıların bir kısmı biyolojik bir ölçümle konuyor: şeker, tiroit hormonu, röntgen. Bir kısmı ise öykü ve gözlemle konuyor. Migrenin kan testi yok. Epilepsi tanısı bile bazen normal bir EEG'ye rağmen konuyor.

Bir ölçüm aracının bulunmaması, ölçülen şeyin olmadığı anlamına gelmiyor. DEHB'de araştırma düzeyinde grup farkları gösteriliyor ama bu farklar tek bir kişide tanı koymaya yetecek kadar keskin değil. Bunu açıkça söylemek, savunmayı zayıflatmıyor; güçlendiriyor.

Neden hala tartışılıyor

İtirazların bir kısmı kötü niyetli. Hepsi değil. Gerçek tartışma noktaları da var ve onları görmezden gelmek bana dürüst gelmiyor.

Sınır nerede. DEHB belirtileri toplumda süreklilik gösteriyor; hiç kimsede sıfır değil, hiç kimsede de tam değil. Çizginin nereye çekileceği bir karar meselesi. Bu, tablonun uydurma olduğunu göstermiyor. Kan basıncı da sürekli bir değişken ve belirli bir eşikten sonra tedavi ediliyor.

Tanı sayıları arttı. Bunun büyük bölümü farkındalığın artmasıyla ve daha önce gözden kaçan grupların, özellikle kız çocukların ve yetişkinlerin, artık görülmesiyle açıklanıyor. Ayrıntısı kadınlarda DEHB yazısında. Artışın tamamının bununla açıklanıp açıklanamayacağı ise açık bir soru ve alanda tartışılıyor.

Ortam etkisi gerçek. Uzun süre hareketsiz oturmayı gerektiren bir okul düzeni belirtileri daha görünür kılıyor. Bu doğru bir gözlem. Ama ortamın belirtiyi görünür kılması, belirtinin olmadığı anlamına gelmiyor. Miyop da ancak yazı okunması gereken bir dünyada bu kadar sorun oluyor.

Kötüye kullanım. Uyarıcı ilaçların tanısı olmayan kişilerce kullanılması gerçek bir sorun ve bu sorun tanının kendisine mal ediliyor. Oysa bunlar iki ayrı konu.

“Herkes biraz öyle” cümlesi

En sık duyduğum cümle bu ve içinde bir doğruluk payı var. Herkes bazen unutuyor, dağılıyor, erteliyor.

Ayrımı yapan şey üç ölçüt:

  • Sıklık ve süre. Ara sıra olan bir şey aranmıyor; sürekli ve çocukluktan beri süren bir örüntü aranıyor.
  • Birden fazla ortam. Yalnızca işte görülmesi yetmiyor; evde, ilişkilerde ve kendi başınayken de görülmesi gerekiyor.
  • İşlev kaybı. Hayatı ölçülebilir biçimde etkiliyor olması.

Bu üçü olmadan tanı konmuyor. Yani “herkes biraz öyle” cümlesi doğru; tanı zaten “biraz öyle” olanlara konmuyor.

Bu ölçütlerin nasıl işlediğini yetişkin DEHB tanısı nasıl konur yazısında adım adım yazdım.

Bu soruyla karşılaştığında

Bir sohbette bu cümleyle karşılaştığında ne yapacağın, soruyu kimin sorduğuna bağlı.

Gerçekten merak eden biri soruyorsa, kalıtım oranını ve işlev kaybı ölçütünü anlatmak çoğu zaman yetiyor. Kimse yüzde 74'ü duyduktan sonra “yani iradesizlik” demiyor.

Karşındaki tartışmak için soruyorsa, veri getirmek işe yaramıyor. Ben bir süre denedim, her seferinde daha yorgun çıktım. Artık şunu söylüyorum: “Benim için gerçek. Senin ikna olman gerekmiyor.” Bu cümle kaba görünüyor ama bir konuşmayı bitirmek, bir tartışmayı kazanmaktan daha çok işime yarıyor.

Bu konuşmaları nasıl yürütebileceğini DEHB'de damgalanma yazısında ayrıntılı anlattım.

Bir de şunu eklemek istiyorum

Bu sorunun en can yakıcı tarafı, soruyu içselleştirmiş olmak. Kendi tanına inanmamak, tanı almış çok sayıda insanın yaşadığı bir şey ve bunun sözlükteki karşılığı içselleştirilmiş damgalanma.

Bende bu şöyle geçti: kanıtları okumak yardım etti ama asıl değiştiren şey veri olmadı. Aynı tarifi başka insanların ağzından, kendi hayatlarının içinden duymak oldu. Bir tablonun gerçekliği bir yerde araştırmayla, başka bir yerde tanınmayla kuruluyor. Sözlükte içselleştirilmiş damgalanma başlığı bu ikinci tarafı anlatıyor.

Tanı ile kimlik arasındaki fark

Son bir not. Bu soruya verilen savunmacı cevaplar bazen ters yöne kaçıyor ve tanı bir kimliğe dönüşüyor. Kendimde de gördüm bunu: bir dönem her şeyi DEHB'yle açıklar oldum, geç kaldığım her randevuyu, unuttuğum her ismi.

O dönem bana iyi gelmedi. Çünkü her şeyi açıklayan bir çerçeve, hiçbir şeyi açıklamıyor. Tanının işe yarayan hali şu oldu: neyde gerçekten zorlandığımı, neyin yalnızca benim tercihim olduğunu ayırt etmemi sağladı. Sözlükteki kimlik olarak DEHB başlığı bu ayrımı anlatıyor.

Tartışılan şey DEHB'nin varlığı değil. Sınırının nerede çizileceği, kimin tedaviye ihtiyaç duyduğu ve bu tablonun nasıl adlandırılacağı. Bunlar açık sorular ve açık kalmaları alanın sağlıklı olduğunu gösteriyor.

Sık sorulanlar

DEHB'nin varlığını gösteren kanıtlar neler?
İkiz çalışmaları yüksek kalıtım oranı gösteriyor, genom çapında çalışmalar ilişkili genetik bölgeleri belirledi, beyin görüntüleme çalışmaları gelişimsel farklılıklara işaret ediyor ve uzun izlemler ölçülebilir sonuçlar bildiriyor.
DEHB'nin kan testi neden yok?
Psikiyatrik tanıların çoğunda tek bir biyolojik işaret bulunmuyor. Testin olmaması tablonun olmadığı anlamına gelmiyor; tanı öykü ve gözlem üzerinden konuyor.
Herkes biraz dikkatsiz değil mi?
Belirtiler herkeste bir ölçüde bulunabiliyor. Tanıyı belirleyen şey belirtinin varlığı değil, şiddeti, sürekliliği, kaç ortamda görüldüğü ve hayatı ne kadar bozduğu.
DEHB neden hala tartışılıyor?
Alandaki gerçek tartışma tablonun varlığı üzerine değil; eşiğin nereye konacağı, tanının nasıl konduğu ve tedavinin kime verileceği üzerine yürüyor.

Bu yazı nasıl hazırlandı

Cansu DEHB ile yaşayan bir yetişkin; hekim ya da sağlık uzmanı değil. Bu bir deneyim yazısı olmaktan çok bir derleme: bilgiler yayımlanmış çalışmalara ve resmî kaynaklara dayanıyor, kaynaklar yazının altında listeleniyor.

Yazı bir uzman tarafından gözden geçirilmedi. Tanı, ilaç ve tedavi kararları hekiminle verilecek şeyler; hak, rapor ve başvuru süreçlerinin ayrıntıları ise zamanla değişebildiği için ilgili kurumdan teyit edilmeli. Daha fazlası.

Kaynaklar4
  1. Faraone, S. V., Banaschewski, T., Coghill, D. ve ark. (2021). The World Federation of ADHD International Consensus Statement: 208 evidence-based conclusions about the disorder. Neuroscience & Biobehavioral Reviews, 128, 789-818.↩
  2. Faraone, S. V., & Larsson, H. (2019). Genetics of attention deficit hyperactivity disorder. Molecular Psychiatry, 24(4), 562-575.↩
  3. Shaw, P., Eckstrand, K., Sharp, W. ve ark. (2007). Attention-deficit/hyperactivity disorder is characterized by a delay in cortical maturation. PNAS, 104(49), 19649-19654.↩
  4. Polanczyk, G., de Lima, M. S., Horta, B. L., Biederman, J., & Rohde, L. A. (2007). The worldwide prevalence of ADHD: A systematic review and metaregression analysis. American Journal of Psychiatry, 164(6), 942-948.↩

Bu yazı 16 Eylül 2026 tarihinde güncellendi.

Yeni yazılardan haberdar ol

Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.