DEHB tanısı abartılıyor mu?
Tanı sayıları neden arttı, bu artış aşırı tanı mı yoksa gecikmiş tanının telafisi mi? İki yönlü riski aynı anda görmeye çalışan bir cevap.
Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français
Bu yazıda 8 bölüm var
Tanı aldığımı söylediğim ilk aylarda bu soruyu bana da sordular. Bazen merakla, bazen “sen de mi” der gibi. İlkinde savunmaya geçtim, ikincisinde konuyu değiştirdim, üçüncüsünde oturup gerçekten okudum.
Okuyunca şunu fark ettim: soru hem kötü niyetle hem iyi niyetle soruluyor ve ikisine de aynı cevabı vermek gerekiyor, çünkü sorunun içinde gerçek bir mesele var. Savunmaya geçmek o meseleyi de örtüyor.
Yaygınlık ne kadar
Önce zemini kurmak gerekiyor, çünkü tartışma çoğu zaman rakamsız yürüyor.
Polanczyk ve arkadaşlarının (2007) dünya çapındaki derlemesi, çocuklarda yaygınlığı yüzde 5 civarında buldu. Willcutt'ın (2012) meta analizi de benzer bir aralık bildiriyor.
Asıl önemli bulgu şu: ülkeler arasındaki farkların büyük bölümü gerçek farklardan çok yöntem farklılıklarından kaynaklanıyor. Hangi ölçütün kullanıldığı, kime sorulduğu ve işlev kaybının aranıp aranmadığı sonucu değiştiriyor. Yani DEHB belirli bir kültürün ya da belirli bir dönemin ürünü değil. Tablonun gerçek olup olmadığı tartışmasını DEHB gerçek bir hastalık mı yazısında ayrıca ele aldım.
O zaman neden sayılar arttı
Tanı konma sayısındaki artış gerçek. Ama bu, yaygınlığın arttığı anlamına gelmiyor. Birkaç açıklaması var.
Daha önce görülmeyen gruplar görülüyor. En büyük pay burada. Tablo uzun süre hareketli erkek çocuk üzerinden tanımlandı. Sessiz, dalgın, sınıfın arkasında hayal kuran çocuk kimseyi rahatsız etmediği için yönlendirilmedi.
Young ve arkadaşlarının (2020) uzman uzlaşı metni, kadınlarda DEHB'nin sistemli biçimde gözden kaçtığını gösteriyor. Bugün tanı alan yetişkin kadın sayısındaki artış yeni bir salgın değil, birikmiş bir gecikmenin telafisi. Ayrıntısı kadınlarda DEHB yazısında.
Yetişkin tanısı mümkün hale geldi. Uzun süre DEHB bir çocukluk tablosu sayıldı. Yetişkin ölçütleri ve yetişkin klinikleri görece yeni.
Farkındalık arttı. İnsanlar belirtileri tanıyor ve başvuruyor.
Ölçütler değişti. Tanı kitaplarındaki güncellemeler, tanı konabilen kişi grubunu bir miktar genişletti.
Bir şeyin daha çok görülmesi ile daha çok olması aynı şey değil. Gözlük takan insan sayısının artması, gözlerin bozulduğunu göstermiyor.
Aşırı tanı gerçekten ölçüldü mü
Bu tartışmayı ciddiye almak istiyorsan, aşırı tanıyı doğrudan inceleyen çalışmalara bakmalısın. Böyle çalışmalar var.
Kazda ve arkadaşlarının (2021) sistematik kapsam derlemesi 1979-2020 arasında yayımlanmış 334 çalışmayı taramış. Yazarlar, çocuk ve ergenlerde aşırı tanı ve aşırı tedaviye dair ikna edici kanıt bulduklarını bildiriyor. Vardıkları sonuç incelikli: artan tanıların önemli bir kısmı yelpazenin daha hafif ucunda toplanıyor ve hafif tablolarda tanının zararları yararlarını geçebiliyor.
Bu bulguyu atlamak istemiyorum, çünkü kendi tarafımı doğrulayan çalışmaları alıp diğerlerini görmezden gelmek tam da eleştirdiğim şey.
Ama derlemenin neyi söylemediğini de belirtmeliyim. Çalışma çocuk ve ergenlerle sınırlı; DEHB'nin var olmadığını ya da ağır tablolarda tanının gereksiz olduğunu söylemiyor. Söylediği şey, eşiğin hafif uçta bulanıklaştığı.
Eşiğin oynadığı yerler
Aşırı tanı tartışmasının en somut kanıtı bence şu: tanı oranları, tabloyla ilgisi olmaması gereken şeylere göre değişiyor.
Kazda ve arkadaşlarının (2021) derlemesi, tanı oranlarının cinsiyete, sosyoekonomik duruma, etnik kökene ve sınıftaki göreli yaşa göre belirgin biçimde farklılaştığını gösteren çok sayıda çalışmayı bir araya getiriyor. Göreli yaş kısmı özellikle dikkat çekici: aynı sınıftaki en küçük çocuklar daha sık tanı alıyor. Bir çocuğun doğum ayının tanı olasılığını değiştiriyor olması, eşiğin bazı yerlerde gerçekten oynadığını gösteriyor.
Bu benim için tartışmanın en işe yarar sonucu. Soru “DEHB var mı” değil; “eşik nerede ve kim değerlendiriyor” sorusu.
İki yönlü risk
Dürüst bir tartışma için iki riski birlikte konuşmak gerek.
Dikkatsiz konan tanı. On beş dakikalık bir görüşmede, yalnızca bir ölçeğe bakılarak, çocukluk öyküsü alınmadan ve ayırıcı tanı yapılmadan konan tanılar gerçek bir sorun. Kaygı, depresyon, uyku bozukluğu ve travma benzer tablolar üretiyor. Yanlış konan bir tanı kişiyi asıl ihtiyacı olan destekten uzaklaştırıyor.
Hiç konmayan tanı. Bu risk tarihsel olarak çok daha yaygın ve bedeli çok daha ağır. Dünya Federasyonu uzlaşı metni (Faraone ve ark., 2021), tedavi edilmeyen DEHB'nin eğitim, iş, kaza riski ve sağlık alanlarında ölçülebilir olumsuz sonuçlarla ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.
“Abartılıyor” tartışması genellikle yalnızca birinci riski konuşuyor. Ben ikinci riskin içinde yirmi iki yıl yaşadım ve o yılların bana neye mal olduğunun tartışmaya girenlerin çoğunun aklına gelmediğini düşünüyorum.
İyi tanı neye benziyor
Bu soruyu değerlendirmenin en pratik yolu, tanının nasıl konduğuna bakmak. Kendi sürecini de bu listeyle kontrol edebilirsin:
- Çocukluk öyküsü alındı mı
- Belirtilerin birden fazla ortamda olduğu soruldu mu
- İşlev kaybı somut örneklerle konuşuldu mu
- Tabloyu açıklayabilecek başka durumlar elendi mi
- Mümkünse başka bir kaynaktan bilgi alındı mı
Bunlar yapılmadıysa, şüpheyle bakman gereken şey tanının kendisi değil, süreç. İkinci görüş almak meşru bir tercih ve tanıyı reddetmek anlamına gelmiyor. Tanı ve tedavi kararı bir hekimin işi; bu liste o kararın yerini tutmuyor, yalnızca sürecin sağlamlığını gösteriyor.
Sürecin nasıl işlemesi gerektiğini yetişkinlikte DEHB tanısı nereden alınır yazısında anlattım.
Sosyal medya kısmı
Kısa videolardan yola çıkarak kendine tanı koymak yaygınlaştı. Tartışmanın en gerçek yanı da bu.
Bu içeriklerin faydalı bir yanı var: pek çok kişi ilk kez orada kendini tanıyor. Ben de kendimi kısmen orada tanıdım ve bunu saklamak istemiyorum. Bir tuzağı da var: genel geçer tarifler hemen herkese uyuyor. Sözlükte Barnum etkisi olarak geçen şey bu.
Ayrım şurada: “ben de bazen böyleyim” dedirten bir tarif zayıf bir veri. “Bu yüzden şu işi kaybettim” dedirten bir tarif güçlü. İnternet testlerinin ne işe yarayıp ne işe yaramadığını internetteki DEHB testleri güvenilir mi yazısında ayrı ayrı yazdım.
Sorunun asıl sorduğu şey
Bu soru bana çoğu zaman bilgi sorusundan çok bir güven sorusu gibi geliyor: “senin zorlandığın şey gerçek mi, yoksa kendine bir isim mi buldun?”
Cevabım şu. Tanı sayıları arttı; yaygınlık istikrarlı ölçülüyor. Artışın büyük bölümü daha önce gözden kaçan grupların artık görülmesinden geliyor. Hafif uçta gereksiz tanı gerçek bir risk ve bunu ciddiye alıyorum. Hiç konmayan tanı da gerçek bir risk ve o bana daha yakın duruyor.
Bir de kişisel bir ölçütüm var. Tanı bana bir kimlik vermedi, bir açıklama verdi. Açıklamanın işe yarayıp yaramadığını ölçmenin yolu da basit: tanıdan sonra hayatımda somut olarak ne değişti? O soruya cevap verebiliyorsam, tartışmanın hangi tarafında durduğum benim için ikincil kalıyor.
Sık sorulanlar
- DEHB tanısı neden bu kadar arttı?
- Artışın büyük kısmı farkındalığın artmasından ve daha önce gözden kaçan grupların artık görülmesinden geliyor: özellikle kız çocuklar, kadınlar ve yetişkinler.
- DEHB yaygınlığı gerçekten yükseldi mi?
- Yaygınlığın kendisi onlarca yıldır istikrarlı ölçülüyor. Ülkeler arasındaki farklar büyük ölçüde yöntem farklılıklarından kaynaklanıyor, gerçek bir artıştan değil.
- Gereksiz tanı konuyor mu?
- Alanda iki yönlü risk var. Hafif tablolarda gereksiz konan tanılar da, hiç konmayan tanılar da gerçek. İkisini aynı anda konuşmak gerekiyor.
- İyi bir tanı süreci neye benzer?
- Öyküyü birden fazla kaynaktan kuran, belirtilerin kaç ortamda göründüğüne bakan ve ayırıcı tanıyı atlamayan bir süreç. Tek görüşmede ölçek doldurtup bitirmek bu tanıma uymuyor.
Yeni yazılardan haberdar ol
Yeni yazı yayınladığımda haber vereyim. Reklam yok, başka bir şey yok.