İçeriğe geç
Kitap Önerilerim

Yüzyıllık Yalnızlık

Gabriel García Márquez

Bir ailenin yedi kuşağı. Aynı isimler, aynı hatalar, aynı yalnızlık; tekrarın nasıl bir kader hâline geldiği.

2 dakika okuma
Bu yazıda 5 bölüm var

Buendía ailesi Macondo adında bir kasaba kuruyor. Kitap bu ailenin yedi kuşağını anlatıyor.

Ve herkesin adı aynı: Aureliano'lar, José Arcadio'lar, Ursula'lar.

Bu bir okuma zorluğu. Aynı zamanda kitabın konusu.

Tekrar

Her kuşak öncekinin hatasını tekrarlıyor. Aynı yalnızlık, aynı takıntılar, aynı yanlış aşklar.

Kimse öncekinden öğrenmiyor, çünkü kimse öncekini gerçekten bilmiyor.

Kitabın sonunda bir karakter ailenin bütün tarihinin yazılı olduğu bir el yazmasını okuyor ve okurken kasaba yok oluyor. Anlatı, kendi sonuna varmış oluyor.

Büyülü gerçekçilik

Kitapta olağanüstü şeyler oluyor: bir kadın çarşaflarla göğe yükseliyor, yağmur dört yıl sürüyor, ölüler geri gelip sohbet ediyor.

Ve kimse şaşırmıyor.

Büyülü gerçekçiliğin özelliği bu: olağanüstü olan, olağan bir tonda anlatılıyor. Sarı kelebekler bir adamın peşinden gidiyor ve bu, yemek yemek kadar sıradan.

Bu anlatım biçimi bir süs değil. Bir yerde gerçeğin nasıl anlatıldığıyla ilgili: efsane ile olayın ayrılmadığı bir hafıza.

Yalnızlık

Kitabın adı boşuna değil. Buendía'ların hepsi bir biçimde yalnız.

Ama bu yalnızlık dışarıdan gelmiyor. Her biri kendi takıntısına kapanıyor: biri simyaya, biri savaşa, biri bir odaya.

Etraflarında insan var. Kimse kimseye ulaşmıyor.

Okuması nasıl

Dört yüz sayfa civarı ve kalabalık.

En yaygın zorluk isimler. İki öneri işe yarıyor:

  • Baskılarda genellikle bir aile ağacı var; sayfa ayracı olarak kullan.
  • İsimleri tam ayırt edememek okumayı bozmuyor. Kitap zaten onların birbirine karışmasını istiyor.

Cümleleri uzun ve akıcı. Diyalog az, anlatım çok.

Bölerek okunabiliyor: her bölüm kendi içinde bir hikâye taşıyor.

Márquez 1982'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.

Bende ne bıraktı

İsimler beni delirtti. Bunu baştan söyleyeyim.

Aureliano'lar, José Arcadio'lar, Ursula'lar. İlk yüz sayfada aile ağacına o kadar çok baktım ki okumak yerine tablo çözer gibi oldum.

Sonra bıraktım. Kim kimdi tam ayırt etmemeye karar verdim ve kitap o an açıldı.

Çünkü karışmaları kitabın konusu. Her kuşak öncekinin hatasını tekrar ediyor ve kimse öncekini gerçekten bilmiyor. Aynı yalnızlık, aynı takıntılar, aynı yanlış aşklar. İsimler de karışsın, karışması gerekiyor.

Beni asıl düşündüren yalnızlık tarifi oldu. Buendía'ların hepsi yalnız ama bu yalnızlık dışarıdan gelmiyor. Her biri kendi takıntısına kapanıyor: biri simyaya, biri savaşa, biri bir odaya. Etraflarında insan var. Kimse kimseye ulaşmıyor.

Bir şeye kapanıp saatlerce çıkmamayı, o sırada etraftaki herkesin uzaklaşmasını bilen biri için bu tanıdık bir tarif. Hiperodak bir yetenek gibi anlatılıyor genelde. García Márquez onu bir yalnızlık biçimi olarak yazmış ve bence daha dürüst olan bu.

Büyülü kısımlar ise beni hiç zorlamadı, tam tersi. Bir kadın çarşaflarla göğe yükseliyor ve kimse şaşırmıyor. Yağmur dört yıl sürüyor. Bunları açıklamaya çalışmayan bir kitap, açıklamaya çalışan bir kitaptan daha inandırıcı geldi.

Sonunda bir karakter ailenin bütün tarihini okurken kasaba yok oluyor. Kitabın kendi sonuna varması. Kapattığımda bir süre oturdum.