İçeriğe geç
Kitap Önerilerim

Yüzyıllık Yalnızlık

Gabriel García Márquez

İsimler beni delirtti. Aile ağacını bırakıp kim kimdi ayırt etmemeye karar verdiğimde kitap açıldı, çünkü karışmaları konunun kendisi.

3 dakika okuma

Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français

Bu yazıda 9 bölüm var

İsimler beni delirtti. Bunu baştan söyleyeyim.

Neden delirtti

Buendía ailesi altı kuşak ve neredeyse herkesin adı aynı.

José Arcadio'lar var: kurucu, oğlu, torunu, torununun oğlu. Aureliano'lar var, on yedi tanesi aynı adı taşıyor. Remedios üç kişi. Amaranta iki, sonra Amaranta Úrsula.

İlk yüz sayfada kitabın başındaki aile ağacına o kadar çok baktım ki okumak yerine bulmaca çözer gibi oldum.

Sonra bıraktım. Kim kimdi tam ayırt etmemeye karar verdim.

Kitap o an açıldı.

Çünkü karışmaları konunun kendisi

Aile altı kuşak boyunca aynı hataları tekrar ediyor.

Aynı takıntılar: biri simyaya kapanıyor, torunu da. Aynı yanlış aşklar: aile içinde, imkansız, yıkıcı. Aynı savaşlar. Aynı yalnızlık.

Bir kuşak önceki adamın yaptığını torunu bilmeden yeniden yapıyor. Kimse öncekini gerçekten bilmiyor, çünkü kimse hatırlamıyor.

İsimler de karışsın. Karışması gerekiyor.

Bunu anladığımda okuma hızım ikiye katlandı ve kitap zor bir kitap olmaktan çıktı.

Macondo

Kasabayı José Arcadio Buendía kuruyor: bataklıkta, hiçbir yere yakın olmayan bir yerde.

Kitap kasabanın kuruluşundan yok oluşuna kadar gidiyor ve arada bir ülkenin bütün tarihi geçiyor: çingene tüccarların gelişi, kilisenin kurulması, iç savaşlar, tren, muz şirketi, grev, katliam, yağmur, kuraklık.

Muz şirketi katliamı kitabın en sert bölümü ve gerçek bir olaya dayanıyor: 1928'de Kolombiya'da United Fruit işçilerinin öldürülmesi.

Kitapta üç bin kişi öldürülüyor, cesetler trenle taşınıyor ve ertesi gün herkes böyle bir şeyin olmadığını söylüyor. Tek tanık deli sayılıyor.

Bu bölüm büyülü değil. En gerçekçi yeri ve en korkutucusu.

Yalnızlık nereden geliyor

Buendía'ların hepsi yalnız ama bu yalnızlık dışarıdan gelmiyor. Kimse onları dışlamıyor, kimse terk etmiyor.

Her biri kendi takıntısına kapanıyor. Biri laboratuvara, biri savaşa, biri bir odada altın balıkçıklar yapmaya, biri parşömenleri çözmeye.

Albay Aureliano otuz iki savaş çıkarıyor, hepsini kaybediyor, sonra bir odaya kapanıp küçük altın balıklar yapıyor. Yaptığı balıkları satıyor, parasıyla yeni balık yapıyor, onları eritip yeniden yapıyor. Sonsuza kadar.

Etraflarında insan var, ev dolu, kasaba kalabalık. Kimse kimseye ulaşmıyor.

Bunu okurken kendi dönemlerimi düşündüm

Bir şeye kapanıp saatlerce çıkmamak. O sırada etraftaki herkesin sessizce uzaklaşması. Sonra çıktığında kimsenin orada olmaması ve bunun neden olduğunu anlamamak.

Hiperodak genelde bir yetenek gibi anlatılıyor: bak, saatlerce çalışabiliyorsun.

García Márquez onu bir yalnızlık biçimi olarak yazmış ve bence daha dürüst olan bu. Albay'ın balıkları çok verimli bir uğraş; hiçbir işe yaramıyor ve onu odadan çıkarmıyor.

Úrsula

Kitabın gerçek merkezi ve en az konuşulan karakteri.

Kurucunun karısı. Yüz yirmi yaşına kadar yaşıyor, kör oluyor ve kör olduğunu kimseye söylemiyor, evin düzenini ezberden yürütüyor.

Bütün erkekler bir takıntının peşinde giderken evi ayakta tutan o. Şekerden hayvanlar yapıp satıyor, evi genişletiyor, cenazeleri kaldırıyor, torunları büyütüyor.

Kimse ona teşekkür etmiyor. Kitap da onu öne çıkarmıyor.

Görünmez iş dediğimiz şeyin en iyi edebî tarifi bence bu karakter.

Büyülü kısımlar

Beni hiç zorlamadı, tam tersi.

Bir kadın çarşafları toplarken göğe yükseliyor ve kimse şaşırmıyor. Yağmur dört yıl on bir ay iki gün sürüyor. Ölüler eve gelip oturuyor. Bir adam öldüğünde kanı sokakları geçip annesinin mutfağına gidiyor.

Bunları açıklamaya çalışmayan bir kitap, açıklamaya çalışan bir kitaptan daha inandırıcı geldi. Kimse “bu nasıl oldu” diye sormuyor, dolayısıyla okur da sormuyor.

García Márquez bunu büyükannesinden öğrendiğini söylüyor: olağanüstü şeyleri hiç sesini değiştirmeden anlatırmış.

Son

Son Aureliano, yüz yıl önce bir çingenenin bıraktığı parşömenleri çözüyor.

Parşömenlerde ailenin bütün tarihi yazılı: okuduğu şey okuduğu kitabın kendisi. Son satıra geldiğinde kasabayı bir rüzgar siliyor.

Kapattığımda bir süre oturdum. Nadiren olan bir şey.

Tek pratik not

Aile ağacına bakma.

Bu tavsiyenin tersi her yerde yazıyor. Bende işe yarayan buydu ve kitabı bırakmamı engelleyen tek şey oldu.

Dört yüz sayfa civarı. İlk yüz sayfa en yavaşı.