İçeriğe geç
Kitap Önerilerim

Swann'ların Tarafı

Marcel Proust

Bitiremedim, üç kez başladım ve buna rağmen yazıyorum. İstemli ve istemsiz hafıza ayrımı, kitabı bitirmemi gerektirmeyecek kadar net oturdu.

3 dakika okuma

Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français

Bu yazıda 7 bölüm var

Bu kitabı bitiremedim. Üç kez başladım, en uzun gittiğim yer iki yüz sayfa civarı.

Buna rağmen buraya yazıyorum, çünkü bende bıraktığı şey kitabı bitirmemi gerektirmedi.

Ne olduğu

Kayıp Zamanın İzinde yedi ciltlik bir eser. Bu kitap ilk cilt ve kendi içinde üç bölüme ayrılıyor.

Combray: anlatıcının çocukluğu. Bir kasaba, bir ev, akşam yatmadan önce annesinin öpücüğünü bekleme.

Swann'ın Bir Aşkı: anlatıcı daha doğmadan geçen bir hikaye. Swann adlı zengin ve zarif bir adamın, Odette adlı bir kadına duyduğu takıntılı aşk.

Yer Adları: anlatıcının Swann'ın kızı Gilberte'e duyduğu çocuk aşkı.

Olay örgüsü zayıf ve bilerek öyle. Kitabın konusu olaylar değil, olayların zihinde nasıl durduğu.

Beni durduran fikir

Proust iki tür hafıza ayırıyor.

İstemli hafıza: hatırlamaya çalıştığında gelen. Kuru, eksik, düzenlenmiş.

Asıl mesele şu: hatırladığın şey olayın kendisi değil, onu daha önce nasıl anlattığın. Anlata anlata bir sürüm oluşuyor ve sonunda o sürümü hatırlıyorsun. Aslı da kaybolup gidiyor.

İstemsiz hafıza: bir koku, bir tat, bir sesle gelen. Olayı bütün duygusuyla getiriyor ve istenerek üretilemiyor.

Ünlü sahne budur: anlatıcı ıhlamura batırdığı kurabiyeyi tadıyor ve bütün bir kasaba, bütün bir çocukluk geri geliyor. O ana kadar hatırlamadığı ayrıntılarla birlikte.

Kendi hafızamla ilgili oturan şey

Zorlayarak hatırlamaya çalıştığım şeyler hep aynı biçimde geliyor, ezberlenmiş gibi. Aynı üç cümle, aynı sıra, aynı ayrıntılar.

Ama bir şarkı çalıyor ve on yıl öncesi olduğu gibi açılıyor. Hiç istemediğim halde, hazırlıksız, bütün ayrıntılarıyla.

İkincisini üretemiyorsun. Bekleyeceksin.

Proust'un yedi cilt boyunca peşine düştüğü şey bu ve bu arayışında haklı. Bunu anladıktan sonra kitabın geri kalanına ihtiyacım olmadığını düşünüyorum. Belki yanılıyorum.

Kıskançlık bölümü

En uzun gittiğim yerin bir kısmı Swann'ın aşkıydı ve orada bir şey daha buldum.

Swann, Odette'e aşık olduğunda onu bulunduğu her yerde hayal etmeye başlıyor. Kiminle, nerede, ne yapıyor.

Proust bu takıntıyı adım adım yazıyor: bir soru soruluyor, cevap yeterli olmuyor, cevaptan yeni bir soru çıkıyor ve zincir hiç bitmiyor.

En sonunda Swann şunu fark ediyor: hayatının yıllarını, aslında beğenmediği bir kadın için harcamış.

Bu bölüm kendi başına bir roman gibi okunabiliyor ve sanırım en erişilebilir kısım.

Cümleler beni yendi

Bir cümle yarım sayfa sürebiliyor. İçine parantezler giriyor, karşılaştırmalar, ara düşünceler, sonra ana cümleye dönüyor ve sen nereden başladığını unutmuş oluyorsun.

Bu bir kusur değil, yöntem: düşüncenin gerçekten nasıl aktığını, kendini keserek ve dallanarak, cümlenin biçimine geçiriyor.

Sesli okumayı denedim, gerçekten daha iyi oldu. Uzun cümleler sesle çözülüyor: nefes aldığın yerler cümlenin yapısını gösteriyor.

Ama sesli okuyabileceğim sessiz bir aralık her gün yok.

Kabul ettiğim şey

Bu kitap benim şu anki hayatımla uyuşmuyor.

Bölünmüş bir dikkatle okunmuyor ve ben bölünmüş bir dikkatle yaşıyorum. Bu bir yetenek meselesi değil, bir koşul meselesi ve Woolf'un tarif ettiği şeyle aynı yere çıkıyor: kesintisiz zaman herkeste yok.

Bitirmeyi bir borç gibi taşımayı bıraktığım gün rahatladım ve o rahatlama da bir tür kazanç sayılır.

Bir gün belki. Şimdi değil.

Denemek isteyene

Günde beş sayfa gerçekçi bir hedef. Bitirmeyi hedefleme.

Cümleyi kaybettiğinde başa dön; herkes yapıyor, utanılacak bir şey değil.

Yedi cildi planlama. Bu cilt kendi başına duruyor ve “Swann'ın Bir Aşkı” bölümü ayrı basılıyor, oradan başlamak da mümkün.

Türkçede Roza Hakmen çevirisi standart sayılıyor ve çok övülüyor.

Beş yüz sayfa civarı.