İçeriğe geç
Kitap Önerilerim

Swann'ların Tarafı

Marcel Proust

Bir çay ve bir kurabiye bütün bir çocukluğu geri getiriyor. Hafızanın istemli değil, tesadüfle çalıştığı üzerine.

2 dakika okuma
Bu yazıda 5 bölüm var

Kayıp Zamanın İzinde yedi ciltlik bir kitap. Bu, birincisi.

Ünlü sahne başlarda: anlatıcı bir çaya batırdığı kurabiyeyi tadıyor ve çocukluğunun bütün bir kasabası geri geliyor.

Kitabın fikri

Proust iki tür hafıza ayırıyor.

İstemli hafıza: Hatırlamaya çalıştığında gelen. Kuru, eksik, düzenlenmiş. Aslında hatırladığın şey, olayın kendisi değil onu daha önce nasıl anlattığın.

İstemsiz hafıza: Bir koku, bir tat, bir ses tarafından çağrılan. Bu, olayı bütün duygusuyla geri getiriyor ve istenerek üretilemiyor.

Kitabın yedi cildi bu ikinci hafızanın peşinde.

Bir tadın bütün bir dönemi getirmesi, bir şarkının bir yılı geri açması: bunu yaşamış herkes ne anlatıldığını biliyor.

Ne oluyor

Neredeyse hiçbir şey.

Çocukluk anıları, bir kasaba, akşam yatmadan önce annenin öpücüğünü bekleme. Ortada uzun bir bölüm var: Swann'ın Odette'e duyduğu takıntılı aşk.

Olay örgüsü zayıf ve bilerek öyle. Kitabın konusu olaylar değil, olayların zihinde nasıl durduğu.

Cümleler

Proust'un cümleleri ünlü biçimde uzun. Bir cümle yarım sayfa sürebiliyor, içine parantezler, karşılaştırmalar ve ara düşünceler giriyor.

Bu bir zorluk. Aynı zamanda kitabın yöntemi: düşüncenin gerçekten nasıl aktığını, kendini keserek ve dallanarak, cümlenin biçimine geçiriyor.

Okuması nasıl

Zor ve yavaş. Beş yüz sayfa civarı ama normal bir romanın iki katı sürüyor.

İşe yarayan yaklaşımlar:

  • Bitirmeyi hedefleme. Günde beş sayfa gerçekçi bir hedef.
  • Cümleyi kaybettiğinde başa dön. Utanılacak bir şey değil, herkes yapıyor.
  • Sesli oku. Uzun cümleler sesle çok daha kolay çözülüyor.
  • Yedi cildi planlama. Bu cilt kendi başına duruyor.

Bir de dürüst bir uyarı: bu kitap dağınık bir dikkatle okunmuyor. Sessiz ve kesintisiz aralık istiyor. O aralığı bulamadığın bir dönemdeysen, kendini zorlamak yerine başka bir zamana bırakmak daha iyi.

Bende ne bıraktı

Bu kitabı bitiremedim ve bunu saklamayacağım.

Üç kez başladım. En uzun gittiğim yer iki yüz sayfa civarı. Buna rağmen buraya yazıyorum, çünkü bende bıraktığı şey kitabı bitirmemi gerektirmedi.

Proust'un hafıza ayrımı beni durdurdu. İstemli hafıza, hatırlamaya çalıştığında gelen: kuru, eksik, düzenlenmiş. Aslında hatırladığın şey olayın kendisi değil, onu daha önce nasıl anlattığın. İstemsiz hafıza ise bir koku ya da bir tatla geliyor ve olayı bütün duygusuyla getiriyor.

Bu ayrımı okuduğumda kendi hafızamla ilgili bir şey oturdu. Zorlayarak hatırlamaya çalıştığım şeyler hep aynı biçimde geliyor, ezberlenmiş gibi. Ama bir şarkı çalıyor ve on yıl öncesi olduğu gibi açılıyor, hiç istemediğim hâlde.

İkincisini üretemiyorsun. Beklemek zorundasın. Proust'un yedi cilt boyunca peşinde olduğu şey bu ve bence haklı bir peşinde koşma.

Cümleler ise beni yendi. Yarım sayfa süren cümleler, içine giren parantezler, ara düşünceler. Sesli okumayı denedim ve gerçekten daha iyi oldu ama sesli okuyabileceğim sessiz bir aralık her gün yok.

Bir şeyi kabul ettim: bu kitap benim şu anki hayatımla uyuşmuyor. Bölünmüş bir dikkatle okunmuyor ve ben bölünmüş bir dikkatle yaşıyorum.

Bir gün belki. Bitirmeyi bir borç gibi taşımayı bıraktığım gün rahatladım ve o rahatlama da kitaptan öğrendiğim bir şey sayılır.