İçeriğe geç
Kitap Önerilerim

Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde

Olga Tokarczuk

Anlatıcıyı ciddiye almadan sevdim ve kitap tam olarak bunu yakalıyor. Dinlenmeyen bir insanın cümleleri nasıl havada kalıyor.

3 dakika okuma

Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français

Bu yazıda 8 bölüm var

Janina Duszejko emekli bir mühendis ve yaşlı bir kadın. Polonya'nın Çek sınırındaki bir dağ köyünde, kışın neredeyse kimsenin kalmadığı bir yerde yaşıyor.

Yazlıkçıların evlerine bakıyor, köy okulunda İngilizce öğretiyor, William Blake çeviren eski bir öğrencisine yardım ediyor ve astroloji hesapları yapıyor.

Hayvanları insanlardan çok seviyor. Kendi köpekleri kaybolmuş ve onlara “kızlarım” diyor.

Köyde avcılar ölmeye başlıyor.

Janina'nın açıklaması

Polise gidiyor ve ölümlerin hayvanların intikamı olduğunu söylüyor.

Geyiklerin izlerini gösteriyor. Astrolojik hesaplarını sunuyor: ölenlerin doğum haritalarına bakmış ve hepsinde ölüm işareti bulmuş. Dilekçeler yazıyor, mektuplar gönderiyor.

Kimse dinlemiyor.

Beni suçüstü yakaladı

Okurken bir noktada ben de gülüyordum.

Astroloji hesapları, cümlelerin ortasında Büyük Harfle yazdığı kelimeler, hayvanlara verdiği isimler, resmî makamlara yazdığı uzun mektuplar.

Sevimli bir tuhaflık gibi geliyordu. Onu ciddiye almadan seviyordum.

Ki bu zaten kitabın anlattığı şeyin ta kendisi.

Sonu öğrendiğimde geriye dönüp bakmak zorunda kaldım. Katil o.

Bütün ipuçları oradaydı. Açıkça söylemişti, defalarca anlatmıştı. Kimse dinlemedi ve ben de dinlemedim.

Asıl rahatsız eden

Polisin onu geri çevirdiği sahneler.

Söyledikleri yanlış olduğu için dinlenmiyor değil. Kim olduğu için dinlenmiyor.

Yaşlı. Kadın. Yalnız. Garip.

Bu dört kelime bir insanın cümlelerini geçersiz kılmaya yetiyor ve bunu görmek için polis olmaya gerek yok; hepimiz gün içinde bunu yapıyoruz. Ben de kitabın içinde yaptım.

Bir doktor odasında dinlenmediğini hissetmiş herkes bunu başka türlü okur. Anlattığın şeyin, anlatan kişi olduğun için hafiflemesi. Cümlenin havada asılı kalması. Karşındakinin nazikçe konuyu değiştirmesi.

Tokarczuk bunu bir tez gibi kurmuyor. Sana yaptırıyor ve fark ettiğinde iş işten geçmiş oluyor.

Rahatsızlıkları

Janina'nın sürekli bahsettiği ağrıları var. İsim vermiyor, “Rahatsızlıklarım” diyor ve büyük harfle yazıyor.

Doktora gidiyor, ciddiye alınmıyor. Bu da kitabın aynı damarından geliyor: bir kadının bedeninde hissettiği şeyin, anlatıldığında küçülmesi.

Ağrının gerçek olup olmadığını kitap söylemiyor. Sorulmaması gerektiğini söylüyor.

Kitabın haklı çıkarmadığı şey

Janina cinayet işliyor. Dört kişi öldürüyor ve kitap bunu hafifletmiyor.

Sorduğu soru daha dar ve daha rahatsız edici: dinlenmiş olsaydı ne değişirdi?

Cevabı vermiyor. Ben de veremiyorum ve sanırım verilemediği için soru duruyor.

Bir de şu var: kitap avcılığı ve hayvanlara yapılanı ciddi bir mesele olarak ortaya koyuyor. Janina'nın öfkesi kurgusal bir delilik değil; gerekçesi var. Ama gerekçenin olması eylemi meşru kılmıyor ve Tokarczuk bu ikisini bir arada tutuyor.

Blake

Kitabın her bölümü Blake'ten bir dizeyle açılıyor ve adı da bir Blake dizesinden geliyor.

Blake, Janina'nın dünya görüşünün kaynağı: doğa, öfke, kurumlara güvensizlik, kendi ahlakını kurma.

Bu katmanı kaçırsan da kitap işliyor. Fark edince başka bir kitap oluyor.

Tür meselesi

Polisiye diye satılıyor ve polisiye okumak isteyen biri hayal kırıklığına uğrayabilir.

Gerilim düşük. İpuçları saklanmıyor. Katil zaten ortada.

Buna karşılık doğa anlatımları çok iyi. Kışın, ormanın, karanlığın, yalnızlığın anlatılışı kitabın en güçlü tarafı ve olay örgüsünden bağımsız olarak okunmaya değer.

Yaşlı bir kadının kışın tek başına yaşadığı bir evde ne yaptığı, sayfalarca ve hiç sıkmadan anlatılıyor.

Yazarı

Tokarczuk 2018 Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı. Bu kitap ondan önce, 2009'da yazılmış.

Ödülden sonra keşfedilen kitaplara karşı temkinliyimdir; bu, temkinimi boşa çıkardı.

Üç yüz sayfa civarı ve akıp gidiyor.