Solaris
Stanisław Lem
Bilim insanları bir gezegeni anlamaya çalışıyor ve gezegen onlara kendi ölülerini gönderiyor. Anlaşılmayan bir şeyle karşılaşmak üzerine.
Bu yazıda 5 bölüm var
Solaris bir gezegen ve yüzeyi tek bir devasa okyanusla kaplı. Okyanusun canlı ve bir tür zekâya sahip olduğu düşünülüyor.
İnsanlar yüz yıldır onu inceliyor. Hiçbir şey anlayamamışlar.
Psikolog Kelvin istasyona geliyor ve ölmüş karısı Harey'i orada buluyor.
Okyanus ne yapıyor
Okyanus, istasyondaki insanların zihninden en derin ve en utanç verici anıları çekip alıyor ve onları maddi olarak geri gönderiyor.
Kelvin'e ölmüş karısı geliyor. Harey gerçek gibi: konuşuyor, hatırlıyor, korkuyor. Ama Kelvin'in hatırladığı Harey; kadının kendisi değil, adamın belleğindeki hâli.
Kelvin onu bir kez uzaya gönderiyor. Ertesi gün geri geliyor.
Kitabın asıl konusu
Lem burada bir uzaylı temas hikâyesi yazmıyor.
Yazdığı şey şu: insanlar yabancı bir şeyle karşılaştıklarında onu anlamaya çalışmıyor, kendilerine benzetmeye çalışıyor. Okyanus iletişim kurmuyor, kurmaya da çalışmıyor. İnsanlar bunu kabul edemiyor.
Bilim insanları yüz yıl boyunca kütüphaneler dolusu kuram üretmiş ve hiçbiri işe yaramamış. Kitapta bu kuramların uzun uzun anlatıldığı bölümler var; bilerek sıkıcı yazılmışlar.
Asıl mesele, anlaşılmayan bir şeyin varlığına tahammül edebilmek.
Harey
Kitabın duygusal ağırlığı burada.
Harey kendisinin ne olduğunu yavaş yavaş anlıyor. Bir insan olmadığını, bir anıdan yapıldığını, Kelvin olmadan var olamayacağını.
Kendi varlığını sorgulayan ve bunu taşıyamayan bir karakter. Sonunda kendi isteğiyle yok olmayı seçiyor.
Okuması nasıl
Üç yüz sayfa civarı.
İki tür bölüm var: olayların aktığı bölümler hızlı; Solaris kuramlarının anlatıldığı bölümler ağır. İkincisi bazı okurları kaybediyor.
O bölümleri hızlı geçmek mümkün. Ama işlevleri var: insanlığın anlamadığı bir şey karşısında ne kadar çok konuştuğunu gösteriyorlar.
Filmleri var ama kitap onlardan farklı; sinema uyarlamaları duygusal tarafı öne çıkarıyor, kitap felsefi tarafta duruyor.
Bende ne bıraktı
Bu kitabı bir bilim kurgu diye açtım. Öyle bitmedi.
Okyanus insanların zihninden en utanç verici anıları çekip alıyor ve onları maddi olarak geri gönderiyor. Kelvin'e ölmüş karısı geliyor. Ama gelen kadın, Kelvin'in belleğindeki hâli; kadının kendisi değil.
Beni asıl düşündüren şey Harey oldu. Kendisinin ne olduğunu yavaş yavaş anlıyor: bir insan değil, bir anıdan yapılmış. Kelvin olmadan var olamıyor. Ve bunu taşıyamıyor.
Birinin senin hakkındaki fikrinden yapılmış olmak. Kendi başına bir varlığın olmaması, bir başkasının seni nasıl hatırladığından ibaret olmak. Bu fikir bende günlerce durdu.
Lem'in yaptığı asıl iş ise başka bir yerde. İnsanlar yüz yıldır okyanusu inceliyor ve hiçbir şey anlamamışlar. Kütüphaneler dolusu kuram üretmişler, hepsi boş. Okyanus iletişim kurmuyor, kurmaya da çalışmıyor.
Kitap şunu soruyor: anlaşılmayan bir şeyin varlığına tahammül edebiliyor musun?
İnsanlar edemiyor. Anlamaya çalışmak yerine kendilerine benzetmeye çalışıyorlar ve bu, Lem'in en sert eleştirisi.
Kuram bölümleri sıkıcı. Bilerek sıkıcı ve ben bunu okurken anlamamıştım; kitabı bitirdikten sonra anladım. O sayfalar, insanlığın anlamadığı bir şey karşısında ne kadar çok konuştuğunun gösterimi.
Filmlerini de izledim ve kitabı tercih ediyorum. Sinema duygusal tarafı öne çıkarıyor. Lem'in derdi başkaydı.