İçeriğe geç
Kitap Önerilerim

Eichmann Kudüs'te

Hannah Arendt

Arendt bir canavar görmeyi bekliyor, sıradan bir memur buluyor. Kavram değerli, üzerine kurulduğu örnek zayıf: Arjantin kayıtları başka bir adam gösteriyor.

3 dakika okuma

Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français

Bu yazıda 6 bölüm var

Arendt, The New Yorker adına Adolf Eichmann'ın 1961'deki duruşmasını izlemek üzere Kudüs'e gidiyor.

Eichmann, Nazi soykırımının lojistiğini yürüten isimlerden biri: kimin hangi trene bineceğini, trenlerin nereye gideceğini o düzenliyordu. Savaştan sonra Arjantin'e kaçmış, 1960'ta İsrail istihbaratı onu kaçırıp Kudüs'e getirmişti.

Arendt bir canavar görmeyi bekliyor. Gördüğü şey onu rahatsız ediyor.

Mahkemedeki adam

Eichmann sıradan bir memur gibi duruyor.

Kariyerinden bahsediyor. Terfilerinden. Görevini iyi yapmaya çalışmasından. Bir noktada, terfi alamadığı için kırgın olduğunu anlatıyor.

Klişelerle konuşuyor. Aynı cümleleri tekrar ediyor. Kendi hayatını anlatırken bile hazır kalıplar kullanıyor.

Arendt'in vardığı sonuç şu: adam düşünmüyordu. Yaptığı şeyin ne olduğunu, başkasının yerine geçip bakarak görebilme yetisi yoktu.

İlk okuduğumda yetersiz geldi

Bir insanın düşünmemesi, yaptığı şeyi nasıl açıklayabilir?

Sonra anladım ki Arendt açıklamıyor. Tarif ediyor.

Ve tarif ettiği şey daha korkutucu: kötülük için canavara ihtiyaç yok. Kendi işini iyi yapmaya çalışan ve bütüne hiç bakmayan yeterince insan olması yetiyor.

Alt başlıktaki ifade buradan geliyor: kötülüğün sıradanlığı.

Arendt, Eichmann'ın masum olduğunu söylemiyor. Tam tersi. Kitabın sonunda, mahkemenin verdiği idam kararını destekliyor ve kendi gerekçesini yazıyor: bu dünyayı kimlerle paylaşacağına karar verme hakkını kendinde gördüğün için, kimse de seninle paylaşmak zorunda değil.

Düşünmemesi onu suçsuz kılmıyor. Suçun nasıl mümkün olduğunu açıklıyor.

Bende kalan mekanizma

Sorumluluğun parçalara bölünmesi.

Herkes kendi küçük parçasını yapıyor. Kimse bütüne bakmıyor. Ve sonunda kimsenin tek başına istemediği bir şey ortaya çıkıyor.

Bunu yalnızca büyük ölçekte değil, küçük ölçekte de görüyorum. Kimsenin kötü niyetli olmadığı ama sonucun kötü olduğu yapılar. Herkesin “benim işim değil” dediği yerler. Bir formun altı kişiden geçip hiçbirinin okumaması.

Arendt'in dil üzerine gözlemi de buraya bağlanıyor: Nazi bürokrasisi öldürmeyi anlatmak için özel bir kelime dağarcığı geliştirmiş. “Nihai çözüm”, “özel muamele”, “yeniden yerleşim”.

Kelimeler eylemi görünmez kılıyor. Bunu Orwell'den sonra okumak tuhaf bir yankı yaratıyor.

Bilerek okunması gereken şey

Kitap yayımlandığında ağır tepki gördü ve tartışma bugün de sürüyor. İki ayrı itiraz var ve ikisini karıştırmamak gerekiyor.

Birincisi: Arendt kitapta bazı Yahudi topluluk konseylerini, işgal yönetimiyle kurdukları ilişki ve listelerin hazırlanmasındaki rolleri yüzünden de eleştirdi. O bölümler en sert tepkiyi çekti ve haklı eleştiriler aldı: bağlamı yeterince kurmadığı, seçim şansı olmayan insanlara ahlaki sorumluluk yüklediği söylendi.

İkincisi ve benim için daha önemlisi: sonraki tarihsel araştırmalar, Eichmann'ın mahkemede çizdiği görüntünün de bir savunma stratejisi olduğunu ortaya koydu.

Arjantin'de yapılmış ses kayıtları bulundu. O kayıtlarda Eichmann hiç de düşünmeyen bir memur gibi konuşmuyor: yaptıklarıyla övünüyor, daha fazlasını yapmadığı için pişmanlık duyduğunu söylüyor, ideolojisini açıkça savunuyor.

Yani kavram değerli, üzerine kurulduğu örnek zayıf.

Bunu bilerek okumak lazım. Kavramı örnekten kurtarmak mümkün, çünkü “düşünmeden yürütülen kötülük” diye bir şey gerçekten var. Ama Eichmann'ın o kavramın en iyi örneği olduğu artık savunulamıyor.

Kitabın türü

Bu bir felsefe metni gibi başlamıyor. Mahkeme raporu gibi başlıyor.

Duruşma salonunun tarifi, savcının üslubu, yargıçların davranışı, tanıkların ifadeleri. Arendt gazeteci olarak yazıyor ve bu bölümler beklenmedik biçimde canlı.

Felsefi sonuç sonda geliyor ve çok kısa. Kitabın en ünlü fikri, kitabın en az yer kaplayan kısmı.

Zorluğu

Üç yüz sayfayı aşıyor ve hukuki ayrıntı yoğun. Arendt'in cümleleri uzun, argümanları katmanlı, araya giren ironi bazen kimden yana olduğunu belirsizleştiriyor.

Ortada ülke ülke ilerleyen bölümler var: Danimarka'da ne oldu, Hollanda'da ne oldu, Romanya'da ne oldu. Bilgi olarak değerli ama ağır geliyor.

Ana tez ilk ve son bölümlerde toplanıyor.

Konusu yüzünden de zorlayıcı. Kolay bir okuma değil ve kolay olmaması doğru.