Eichmann Kudüs'te
Hannah Arendt
Bir savaş suçlusunun duruşmasından çıkan rahatsız edici sonuç: kötülük her zaman canavarlardan gelmiyor.
Bu yazıda 5 bölüm var
Arendt, Adolf Eichmann'ın 1961'deki duruşmasını izlemek üzere Kudüs'e gidiyor. Eichmann, Nazi soykırımının lojistiğini yürüten isimlerden biri.
Arendt bir canavar görmeyi bekliyor. Gördüğü şey onu rahatsız ediyor.
Kitabın tezi
Eichmann, mahkemede sıradan bir memur gibi duruyor. Kariyerinden bahsediyor, terfilerinden, görevini iyi yapmaya çalışmasından.
Arendt'in vardığı sonuç şu: Eichmann olağanüstü bir ideolojik nefretten hareket etmiyordu. Düşünmüyordu.
Kitabın alt başlığındaki ifade buradan geliyor: kötülüğün sıradanlığı.
Arendt'in söylediği şey, Eichmann'ın masum olduğu değil. Söylediği şu: yaptığı işin ne olduğunu düşünmemesi, onu suçsuz kılmıyor; tam tersine, suçun nasıl mümkün olduğunu açıklıyor.
Neden bu kadar tartışıldı
Kitap yayımlandığında ağır tepki gördü ve tartışma bugün de sürüyor.
İki ana itiraz var.
Birincisi: Arendt, Eichmann'ı hafifletiyor mu? Arendt bunu reddetti. Ona göre bir suçu anlamak, onu mazur görmek anlamına gelmiyor.
İkincisi: Arendt kitapta bazı Yahudi topluluk konseylerinin işgal yönetimiyle kurduğu ilişkiyi de eleştirdi. Bu bölümler en sert tepkiyi çeken kısım oldu ve haklı eleştiriler aldı.
Ayrıca sonraki tarihsel araştırmalar, Eichmann'ın mahkemede kurduğu "yalnızca emir uygulayan memur" imajının kendisinin bir savunma stratejisi olduğunu, gerçekte çok daha bilinçli hareket ettiğini ortaya koydu.
Yani Arendt'in kavramı değerli ama üzerine kurulduğu örnek tartışmalı. Bunu bilerek okumak gerekiyor.
Kavramın kalıcılığı
Örneği tartışmalı olsa da "kötülüğün sıradanlığı" kavramı yerini korudu.
Anlattığı mekanizma tanıdık: bir sistem içinde herkes kendi küçük parçasını yapıyor, kimse bütüne bakmıyor ve sonuçta kimsenin tek başına istemediği bir şey ortaya çıkıyor.
Sorumluluğun parçalara bölündüğü her yapıda geçerli.
Okuması nasıl
Zor. Üç yüz sayfayı aşıyor ve hukuki ayrıntı yoğun.
Arendt'in cümleleri uzun ve argümanları katmanlı.
Bölümler tematik; bazıları belirli ülkelerdeki uygulamaları anlatıyor ve o kısımlar ağır geliyor. Ana tez ilk ve son bölümlerde toplanıyor.
Konu itibarıyla zorlayıcı. Zor bir dönemdeysen başka bir zamana bırak.
Bende ne bıraktı
Bu kitabı okumak zordu ve zorluğun bir kısmı dilden, bir kısmı konudan geliyordu.
Arendt bir canavar görmeyi bekleyerek gidiyor ve sıradan bir memur buluyor. Eichmann mahkemede kariyerinden bahsediyor, terfilerinden, görevini iyi yapmaya çalışmasından.
Arendt'in vardığı sonuç şu: adam düşünmüyordu.
Bu cümle ilk okuduğumda bana yetersiz geldi. Bir insanın düşünmemesi, yaptığı şeyi nasıl açıklayabilir?
Sonra anladım ki Arendt açıklamıyor, tarif ediyor. Ve tarif ettiği şey daha korkutucu: kötülük için canavara ihtiyaç yok. Kendi işini iyi yapmaya çalışan, bütüne hiç bakmayan yeterince insan yeterli.
Bende kalan şey bu mekanizma oldu. Sorumluluğun parçalara bölünmesi. Herkesin kendi küçük parçasını yapması. Kimsenin bütüne bakmaması. Ve sonunda kimsenin tek başına istemediği bir şeyin ortaya çıkması.
Bunu büyük ölçekte değil, küçük ölçekte de görüyorum. Kimsenin kötü niyetli olmadığı ama sonucun kötü olduğu yapılar. Herkesin "benim işim değil" dediği yerler.
Kitabın tartışmalı olduğunu da bilerek okudum ve iyi ki bilerek okudum. Sonraki araştırmalar, Eichmann'ın mahkemedeki "yalnızca emir uygulayan memur" imajının bir savunma stratejisi olduğunu, gerçekte çok daha bilinçli hareket ettiğini gösterdi.
Yani Arendt'in kavramı değerli ama üzerine kurduğu örnek zayıf. İkisini ayırarak okudum ve öyle okunması gerektiğini düşünüyorum.
Hukuki ayrıntı yoğun. Ana tez ilk ve son bölümlerde toplanıyor; ortadaki ülke ülke anlatımlar ağır geliyor.