İçeriğe geç
Kitap Önerilerim

Saatleri Ayarlama Enstitüsü

Ahmet Hamdi Tanpınar

Hiçbir işe yaramayan bir kurum kuruluyor ve büyüyor. Zamanla, düzenle ve düzen kurma iddiasıyla ilgili bir hiciv.

2 dakika okuma
Bu yazıda 5 bölüm var

Hayri İrdal hayatını anlatıyor. Çocukluğu, saat ustası çıraklığı, işsizlik yılları, tuhaf tanıdıklar.

Sonra Halit Ayarcı ile tanışıyor ve birlikte bir kurum kuruyorlar: Saatleri Ayarlama Enstitüsü. İşi, şehirdeki bütün saatleri aynı ayara getirmek.

Kurum büyüyor, bina yapılıyor, kadro alınıyor, yayın çıkarılıyor. Yaptığı iş hiçbir işe yaramıyor.

Neyi anlatıyor

Yüzeyde bir hiciv: gereksiz bir kurumun nasıl kurulup nasıl ciddiye alındığı.

Altında daha ilginç bir şey var. Enstitü aslında bir şey üretmiyor ama insanlara bir düzen duygusu veriyor. Herkes bir işe yaradığına inanıyor ve bu inanç kurumu ayakta tutuyor.

Tanpınar bu yapıyı yalnızca kurumlar için kurmuyor. Hayri İrdal'ın kendi hayatı da böyle: dışarıdan bakınca bir düzen var, içeriden bakınca tesadüfler zinciri.

Zaman meselesi

Kitabın merkezinde saat var ve bu tesadüf değil.

Saat, zamanı ölçen bir alet. Ama zamanı ölçmek onu düzenlemek anlamına gelmiyor. Enstitü bütün saatleri aynı ayara getirmeye çalışıyor ve kimsenin hayatı düzelmiyor.

Zamanı kontrol ettiğini sanmak ile zamana hâkim olmak arasındaki fark; kitabın en verimli tarafı bu.

Buradaki mizah, çalışıyormuş gibi görünen ama hiçbir şey üretmeyen sistemleri tanıyan herkese tanıdık gelir. Kusursuz kurulan ve hiç kullanılmayan planlama sistemleri de bu aileden.

Hayri İrdal

Anlatıcı güvenilmez ve bunu gizlemiyor. Kendi hakkında söyledikleriyle yaptıkları tutmuyor.

Kitabın komik olduğu yer burası: adam kendini savunurken kendini ele veriyor. Ve bunu fark etmiyor.

Okuması nasıl

Dili eski ve cümleleri uzun. Bugünkü Türkçeye alışmış bir okur için ilk sayfalar yavaş geçiyor.

Sadeleştirilmiş baskılar var; ilk okuma için tercih edilebilir. Tanpınar'ın cümle yapısı metnin bir parçası ama okunamayan bir kitap hiç okunmuyor.

Beş yüz sayfa civarı ve olay örgüsü gevşek. Bölümler kendi içinde bitiyor, aralıklı okumaya uygun.

Mizahı sessiz: kahkaha attıran değil, sayfayı bırakıp "bu gerçekten böyle" dedirten cinsten.

Bende ne bıraktı

Bu kitap bana kendi kurduğum sistemleri düşündürdü ve bundan hiç hoşlanmadım.

Enstitü hiçbir işe yaramıyor. Ama herkes çalıştığına inanıyor, bina yükseliyor, kadro büyüyor, yayın çıkıyor. Kimse durup "biz ne yapıyoruz" diye sormuyor, çünkü sormak bütün yapıyı düşürürdü.

Ben de böyle sistemler kurdum. Kusursuz takvimler, renkli etiketler, üç katmanlı listeler. Kurarken çalışıyormuş gibi hissettim ve o his gerçekten iyi bir histi. Sonra hiçbirini kullanmadım. Sistem kurmak, işi yapmanın yerine geçti.

Tanpınar bunu bir kurum üzerinden anlatıyor ama tarif ettiği şey bireyde de aynı: düzen duygusu ile düzenin kendisi arasındaki fark.

Saatin merkezde olması bence tesadüf değil. Zamanı ölçmek, zamana hâkim olmak değil. Enstitü bütün saatleri aynı ayara getiriyor ve kimsenin hayatı düzelmiyor. Kaç kez telefonuma alarm kurup o alarmı kapatıp devam ettim, sayamam.

Hayri İrdal'a gelince: onu sevdim ve bu beni rahatsız etti. Kendini savunurken ele veriyor, farkında değil. Anlattığı hayat ile yaşadığı hayat tutmuyor ve o farkı yalnızca okur görüyor.

Kitabın dili beni zorladı, bunu saklamayacağım. Uzun cümleler, eski kelimeler. Sadeleştirilmiş bir baskıyla okudum ve bundan utanmıyorum; okunamayan kitap hiç okunmuyor.

Mizahı da sessiz bir mizah. Gülmedim. Birkaç kez durup "bu gerçekten böyle" dedim, ki bence Tanpınar tam olarak bunu istiyordu.