Mrs Dalloway
Virginia Woolf
Bir kadının tek bir gününü anlatıyor. Ama gün boyunca zihninin gittiği yerler, olan bitenden çok daha geniş.
Bu yazıda 5 bölüm var
Clarissa Dalloway akşam vereceği parti için çiçek almaya çıkıyor. Kitap o sabah başlıyor, o gece bitiyor.
Dışarıdan bakınca bir şey olmuyor: alışveriş, ziyaretler, bir parti.
İçeriden bakınca bütün bir hayat geçiyor.
Zihin nasıl akıyor
Woolf'un yaptığı şey, düşüncenin gerçek biçimini yazıya geçirmek.
Clarissa çiçekçiye giderken otuz yıl öncesine gidiyor, geri dönüyor, sokakta gördüğü bir şeye takılıyor, oradan başka bir anıya atlıyor.
Bu, dağınıklık gibi görünüyor. Aslında zihnin nasıl çalıştığının en yakın tarifi. Düşünce sıralı ilerlemiyor; çağrışımla sıçrıyor.
Anlatıcı bir kişiden diğerine de geçiyor. Bir cümlede Clarissa'nın kafasındayken, sokakta yanından geçen birinin kafasına giriyorsun.
Septimus
Kitabın ikinci hattı Septimus Warren Smith. Savaştan dönmüş, travma yaşıyor ve kimse ona inanmıyor.
Doktorlar dinlenmesini söylüyor. Karısı ne yapacağını bilmiyor. Septimus kendini pencereden atıyor.
Clarissa ile hiç karşılaşmıyorlar. Ama Clarissa partide onun ölümünü duyuyor ve bir an duruyor.
Woolf iki hattı bilerek bağlamıyor. Aynı şehirde, aynı gün, biri partisini veriyor, biri ölüyor.
Neyle ilgili
Bir günün içine sığan hayat. Şimdiki an ile geçmiş sürekli iç içe.
Söylenmemiş olan. Clarissa'nın seçmediği hayat, kitap boyunca bir gölge gibi duruyor.
Akıl sağlığının nasıl ele alındığı. Septimus'a yapılanlar, 1925'te yazılmış olmasına rağmen bugün de tanıdık: dinlenmesini söylemek, ciddiye almamak, susturmak.
Okuması nasıl
Kısa: iki yüz sayfa civarı. Ama yoğun.
İlk zorluk, kimin düşündüğünü takip etmek. Paragraf ortasında anlatıcı değişebiliyor.
Bir öneri: her cümleyi anlamaya çalışma. Woolf'un metni ritimle de çalışıyor; akışa bırakıp gitmek, tek tek çözmekten daha iyi sonuç veriyor.
Sesli okumak bu kitapta gerçekten fark yaratıyor. Cümlelerin uzunluğu ancak sesle anlam kazanıyor.
Kesintili okumaya uygun değil; bölünmüş bir dikkatle takip etmek zor. Sessiz bir aralık gerekiyor.
Bende ne bıraktı
Bu kitabı okumak benim için bir rahatlama oldu ve bunu beklemiyordum.
Woolf'un cümleleri sıçrıyor. Clarissa çiçekçiye giderken otuz yıl öncesine gidiyor, geri dönüyor, sokakta bir şey görüyor, oradan başka bir anıya atlıyor. İlk sayfalarda takip etmekte zorlandım.
Sonra fark ettim: benim kafamın içi zaten böyle çalışıyor.
Bir metnin bunu bu kadar doğru yazması beni şaşırttı. Düşünce sıralı ilerlemiyor. Bir koku bir yılı açıyor, bir kelime yedi yıl öncesine götürüyor, sonra elindeki işe geri dönüyorsun ve ne yaptığını hatırlamıyorsun. Woolf 1925'te bunu cümlenin biçimine geçirmiş.
Bunu bir dağınıklık olarak da yazabilirdi. Yazmamış. Zenginlik olarak yazmış ve bu ayrım bende kaldı.
Septimus kısmı ise beni asıl vuran yer oldu. Travma yaşıyor ve kimse inanmıyor. Doktorlar dinlenmesini söylüyor. Karısı ne yapacağını bilmiyor. Ciddiye alınmayan bir insanın giderek daralması, yüz yıl önce yazılmış ama bugün de aynı.
Clarissa ile Septimus hiç karşılaşmıyorlar. Aynı gün, aynı şehir, biri partisini veriyor, biri ölüyor. Woolf ikisini bağlamıyor ve bağlamaması daha ağır geldi.
Bir uyarı: bu kitap bölünmüş bir dikkatle okunmuyor. Denedim, olmadı. Sessiz bir aralık gerekiyor. Bulamadığım haftalarda elime almadım ve bu doğru karardı.