Mrs Dalloway
Virginia Woolf
Woolf'un cümleleri sıçrıyor, ilk sayfalarda zorlandım. Sonra fark ettim ki kafamın içi zaten böyle çalışıyor ve Woolf bunu zenginlik olarak yazmış.
Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français
Bu yazıda 8 bölüm var
Clarissa Dalloway akşam vereceği parti için çiçek almaya çıkıyor. Kitap bir gün sürüyor: haziran sabahından gece yarısına.
Olay bu kadar. Ama o bir günün içinde otuz yıl var.
Kim var
Clarissa elli iki yaşında, milletvekili bir adamla evli, Londra'da varlıklı bir hayat sürüyor. Kızı Elizabeth büyümüş.
Peter Walsh gençliğinde ona evlenme teklif etmiş ve reddedilmiş. O gün Hindistan'dan dönüyor ve habersiz ziyarete geliyor.
Sally Seton gençliğinde Clarissa'nın en yakın arkadaşı. Aralarında bir öpücük geçmiş ve Clarissa o anı hayatının en mutlu anı olarak hatırlıyor.
Septimus Warren Smith savaştan dönmüş genç bir adam. Clarissa'yı hiç tanımıyor ve hiç tanışmayacak.
Cümlelerin sıçraması
Woolf bir karakterin zihninden diğerine, uyarı vermeden geçiyor.
Clarissa sokakta yürürken bir anda otuz yıl öncesine gidiyor, geri dönüyor, bir arabanın kornasını duyuyor, oradan başka bir anıya atlıyor, sonra çiçekçide ne alacağını düşünüyor.
Kim düşünüyor, ne zaman düşünüyor, ilk sayfalarda takip edemedim. Bir cümlenin ortasında anlatıcı değişebiliyor.
Sonra fark ettim: benim kafamın içi zaten böyle çalışıyor.
Bir metnin bunu bu kadar doğru yazması beni şaşırttı. Düşünce sıralı ilerlemiyor. Bir koku bir yılı açıyor, bir kelime yedi yıl öncesine götürüyor, sonra elindeki işe geri dönüyorsun ve ne yaptığını hatırlamıyorsun.
Woolf 1925'te bunu cümlenin biçimine geçirmiş.
Asıl önemli olan
Bunu bir dağınıklık olarak da yazabilirdi. Yazmamış.
Zenginlik olarak yazmış. Clarissa'nın zihni dolaşıyor diye kusurlu değil; dolaştığı için o kadar geniş.
Bu ayrım bende kaldı ve bir süre üzerine düşündüm. Aynı şeyi tarif etmenin iki yolu var ve hangisini seçtiğin, o şeyle nasıl yaşadığını belirliyor.
Septimus
Kitabın öbür yarısı ve beni asıl vuran yer.
Savaşta arkadaşı Evans'ı kaybetmiş. Döndüğünde hiçbir şey hissetmediğini fark ediyor ve bu onu dehşete düşürüyor. Sonra ölmüş arkadaşını görmeye, kuşların Yunanca konuştuğunu duymaya başlıyor.
Karısı Rezia İtalyan; onunla evlenip Londra'ya gelmiş ve şimdi kocasına ne olduğunu anlamıyor, kimseye anlatamıyor, çok yalnız.
İki doktor var. Birincisi, Dr. Holmes, hiçbir şeyi olmadığını söylüyor ve tiyatroya gitmesini öneriyor. İkincisi, Sir William Bradshaw, çok daha kibar ve çok daha tehlikeli: “orantı duygusu” kazanması gerektiğini söylüyor ve bir kuruma yatırılmasına karar veriyor.
Woolf bu ikinci doktoru yazarken çok sert. “Orantı” adına insanların hayatını çalan bir tıp anlayışı tarif ediyor.
Neden bu kadar iyi bildiği
Woolf'un kendisi hayatı boyunca ağır ruhsal dönemlerden geçti ve tam da bu tür “dinlenme kürlerine” tabi tutuldu: karanlık odada yatırılmak, okumasının yasaklanması, zorla beslenmek.
Septimus'un doktorlarla sahneleri bir kurgudan çok bir tanıklık gibi okunuyor.
Ciddiye alınmayan bir insanın giderek daralması. Yüz yıl önce yazılmış ama doktor odasında anlattıklarının hafife alındığını görmüş herkes bunu tanır.
Bağlamadığı yer
Septimus, doktorlar onu almaya gelirken pencereden atlıyor.
Clarissa haberi partisinde duyuyor: Bradshaw'lar geç geliyor ve gecikmelerini bir hastanın intiharıyla açıklıyor.
İkisi hiç karşılaşmıyor. Aynı gün, aynı şehir. Biri partisini veriyor, biri ölüyor.
Woolf onları bir araya getirmiyor ve getirmemesi bana daha ağır geldi. Hayat da böyle: aynı öğleden sonra, birbirinden habersiz.
Clarissa bir odaya çekiliyor ve düşünüyor. Ölümü bir yenilgi olarak değil, bir tür bütünlüğü koruma çabası olarak okuyor. Sonra partisine dönüyor.
Bu son bölüm kitabın en tartışmalı yeri: Clarissa'nın tepkisi bazı okurlara soğuk, bazılarına derin geliyor. Ben ikisi arasında kaldım.
Big Ben
Kitap boyunca saat çalıyor ve her çalışta hangi saatte olduğumuzu öğreniyoruz.
Dağılan zihinlerin arasında tek sabit nokta bu. Woolf zihinsel zamanı serbest bırakırken takvim zamanını sıkı tutuyor ve ikisi arasındaki gerilim kitabın omurgası.
Ne zaman okunmaz
Dikkatin bölünmüşken okunmuyor. Denedim, olmadı; iki sayfada kayboldum ve kimin düşündüğünü kaçırdım.
Sessiz ve kesintisiz bir aralık istiyor. Bulamadığım haftalarda elime almadım ve bu doğru karardı.
İki yüz sayfa. Kısa bir kitap ama hızlı bir kitap değil.