İçeriğe geç
Kitap Önerilerim

Masumiyet Müzesi

Orhan Pamuk

Sekiz yıl boyunca sevdiğini söyleyen bir adam, kadının ne istediğini bir kez merak etmiyor. Kendi hikayesini anlatan biri kendi hakkında en yanlış kaynak olabiliyor.

3 dakika okuma

Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français

Bu yazıda 7 bölüm var

Kemal otuz yaşında, zengin bir ailenin oğlu, iyi bir işi var ve Sibel ile nişanlanmak üzere.

Bir çanta almak için girdiği dükkanda Füsun'u görüyor. On sekiz yaşında, uzak bir akraba, ailesi yoksul.

Bir buçuk ay boyunca gizlice buluşuyorlar. Sonra nişan yapılıyor, Füsun nişana geliyor ve ertesi gün ortadan kayboluyor.

Sekiz yıl

Kemal onu buluyor. Füsun evlenmiş.

Ve Kemal, haftanın çoğu akşamı Füsun'un ailesiyle yemeğe gitmeye başlıyor. Sekiz yıl boyunca. Toplam 1593 akşam; kitap sayıyor.

Her akşam masadan bir şey alıp cebine koyuyor. İzmarit. Tuzluk. Saç tokası. Çay bardağı. Yıllar içinde binlerce nesne.

Sonunda Füsun'un kocasından ayrılması sağlanıyor, birlikte yola çıkıyorlar ve Füsun arabayı bir ağaca sürüyor. Ölüyor.

Kemal geri kalan hayatını topladığı nesnelerle bir müze kurmaya adıyor.

Kızgınlığım

Kitabı bitirdiğimde Kemal'e kızgındım ve bunun Pamuk'un istediği şey olduğunu düşünüyorum.

İlk yüz sayfada onu anlıyordum. Ortasında sabrım tükendi. Sonunda başka bir şey oldu: anlattığı hikaye ile gerçekte yaptığı şey arasındaki mesafeyi gördüm.

Sekiz yıl boyunca sevdiğini söylüyor.

Ama Füsun'un ne istediğini bir kez olsun merak etmiyor.

Füsun oyuncu olmak istiyor. Kemal bunu biliyor ve bir film şirketi kuruyor ama filmi hiç çekmiyor, çünkü Füsun'un başka erkeklerle görünmesini istemiyor. Kızın tek hedefini önce ona yaklaşmak için kullanıyor, sonra önünü kesiyor.

Kadının kendi hayatı, kendi sıkıntısı, kendi öfkesi romanda neredeyse hiç yok. Çünkü anlatıcı onları görmüyor.

Kemal yalan söylemiyor. Kendini göremiyor. Bu ikisi arasındaki fark kitabın bütün meselesi.

Füsun'un öfkesi

Kitabı sonradan yeniden düşününce fark ettim: Füsun aslında sürekli itiraz ediyor.

Yemek masasında sessiz kalması, Kemal'e bakmaması, bazı akşamlar hiç inmemesi. Ehliyet almak istemesi. Sonunda direksiyona geçmesi.

Kemal bunları Füsun'un “kaprisi”, “küskünlüğü” diye anlatıyor. Ama art arda dizince başka bir şey çıkıyor: kendi hayatını geri almaya çalışan biri.

Füsun'un son sahnesinde arabayı o kullanıyor ve hızlanıyor. Kaza mı, değil mi, Pamuk söylemiyor.

Bence bu, kitabın en açık cümlesi. Yalnız sözle değil, eylemle söylenmiş bir cümle.

Nesneler kısmında ikiye bölündüm

Kemal bir şeyi elde tutmadan hatırlayamıyor. Bunu herkes hastalıklı bir titizlik gibi anlatıyor.

Bana öyle gelmedi.

Görmediğim şeyin var olduğuna inanmakta zorlanan biri olarak, bir anıyı bir nesneye emanet etmeyi fazlasıyla anlıyorum. Dolaba giren şey benim için yok oluyor; tezgahta duran şey var.

Ama fark ince ve önemli: ben eşyayı hatırlamak için göz hizasına koyuyorum. Kemal bir insanı eşyaya çeviriyor.

Kitap tam o çizginin üstünde duruyor ve hangi tarafta olduğunu okura bırakıyor. Bu bence kitabın en iyi tarafı.

Uzunluğu

Altı yüz sayfa ve tekrarlı. Aynı akşam yemeği defalarca anlatılıyor, aynı sokaklardan defalarca geçiliyor, aynı cümleler dönüyor.

Sıkıldım. Bir ara bırakmayı düşündüm.

Sonra düşündüm ki sekiz yılın nasıl geçtiğini anlatmanın başka bir yolu yok. Kemal'in hayatı gerçekten böyle geçiyor: tekrar ederek, ilerlemeden, aynı odada.

Sıkıldığım sayfalar, kitabın bana bir şey yaptığı sayfalardı. Bunu ancak bitirdikten sonra fark ettim ve hala bunun bir savunma mı yoksa gerçek bir kavrayış mı olduğundan emin değilim.

1970'lerin İstanbul'u

Kitabın az konuşulan ama bence en güçlü tarafı.

Nişantaşı'nın zengin çevresi, ilk yerli gazoz markaları, sinema salonları, Boğaz'daki yalılar, bekaretin bir mesele olması, kızların “namus” üzerinden değerlendirilmesi.

Füsun'un başına gelen her şeyin arkasında bu var: sınıf farkı ve bir kadının seçeneklerinin ne kadar dar olduğu.

Kemal bunu hiç görmüyor. Roman görüyor.

Gerçek müze

İstanbul Çukurcuma'da gerçekten bir Masumiyet Müzesi var ve kitapta anlatılan nesneler orada sergileniyor. Kitabın son sayfasındaki bilet, müzeye giriş sayılıyor.

Romanın kendi dünyasını dışarı taşıması hoşuma gitti.

Ama içeriden bakınca ürkütücü bir tarafı da var: Kemal'in takıntısı gerçekten bir binaya dönüşmüş durumda ve biz o binaya bilet alıp giriyoruz.