İçeriğe geç
Kitap Önerilerim

Kürk Mantolu Madonna

Sabahattin Ali

Silik bir memurun defterinde başka bir hayat çıkıyor. Bir insanın içinde taşıdığı şeyin dışarıdan hiç görünmemesi üzerine.

3 dakika okuma
Bu yazıda 5 bölüm var

Anlatıcı bir şirkette işe giriyor. Raif Efendi adında silik bir memurla aynı odayı paylaşıyor.

Raif Efendi kimsenin dikkatini çekmiyor: sessiz, uysal, evinde bile ciddiye alınmıyor. Herkes onun hiçbir şeyi olmayan biri olduğunu düşünüyor.

Sonra hastalanıyor ve anlatıcıya bir defter veriyor.

Defterde ne var

Berlin, 1920'ler. Genç Raif orada bir tabloya rastlıyor: kürk mantolu bir kadın portresi. Sonra ressamı tanıyor. Maria Puder.

Aralarında bir ilişki başlıyor ve kitabın en dikkat çekici tarafı bu ilişkinin nasıl kurulduğu: Maria kendisine sahip olunmasına izin vermiyor, Raif de bunu talep etmiyor.

Sonra Raif Türkiye'ye dönmek zorunda kalıyor. Mektuplaşıyorlar, sonra mektuplar kesiliyor. Yıllar sonra Raif, Maria'nın öldüğünü ve bir kızları olduğunu öğreniyor.

Defterin sonu bu. Ve okur o noktada, odadaki sessiz memurun kim olduğunu öğrenmiş oluyor.

Kitabın yaptığı şey

Yapı çok basit ama etkili: önce hiçbir şeyi olmayan bir adam gösteriliyor, sonra içindeki hayat açılıyor.

Bunu yaptığı an, okurun ilk yargısını geri almasını sağlıyor. Ve o yargıyı okur, tıpkı romandaki herkes gibi, hiç düşünmeden vermişti.

Kimseye görünmeyen bir iç dünya taşımak, kitabın taşıdığı ana duygu.

Maria Puder

Kitabın en modern tarafı Maria. 1943'te yazılmış bir romanda, kendi hayatını kuran, evlenmeyi reddeden, ne istediğini söyleyen bir kadın.

İlişkideki eşitlik talebi de ona ait. Raif'e "beni bir şeye benzetme, ben buyum" diyen taraf o.

Okuması nasıl

İki yüz sayfa civarı, sade bir Türkçe, akıcı.

Bu listedeki en kolay okunan kitaplardan biri. Dili eskimiş sayılmıyor.

Çerçeve anlatı yapısı var: kitabın ilk kısmı biraz yavaş ilerliyor, defter başlayınca hızlanıyor. İlk elli sayfada sabırlı olmak yeterli.

Türkiye'de uzun süre az okundu; asıl yaygınlaşması 2010'lardan sonra oldu.

Duygusal bir kitap ve bunu saklamıyor. Aşırı romantik bulan okur da var.

Bende ne bıraktı

Bu kitabı okurken kendi yargımı geri almak zorunda kaldım ve bunu yaptıran kitapları seviyorum.

Raif Efendi ilk elli sayfada silik bir adam. Sessiz, uysal, evinde bile ciddiye alınmıyor. Ben de anlatıcıyla birlikte onu geçtim.

Sonra defter açılıyor ve o adamın içinde koca bir hayat çıkıyor.

Beni tutan şey Berlin bölümleri değildi. O yapı oldu: bir insanın taşıdığı şeyin dışarıdan hiç görünmemesi. Odada oturan sessiz memurun kim olduğunu kimse bilmiyor, kimse sormuyor ve o da anlatmıyor.

Bunu bilmeyen var mı? Görünmeyen bir iç dünya taşımak. Herkesin seni "işte o kadar" diye tarif etmesi ve senin buna itiraz etmemen, çünkü itiraz etmek anlatmayı gerektiriyor ve anlatmak yorucu.

Maria Puder ise beni şaşırttı. 1943'te yazılmış bir romanda, kendi hayatını kuran, evlenmeyi reddeden, ne istediğini açıkça söyleyen bir kadın. İlişkideki eşitlik talebi ona ait. "Beni bir şeye benzetme, ben buyum" diyen taraf o.

Raif'in yaptığı da bu talebi kabul etmek. Onu bir şeye çevirmeye çalışmıyor. Bu, Masumiyet Müzesi'ndeki Kemal'in tam tersi ve iki kitabı arka arkaya okumak ilginç bir deneyim oldu.

Sonunda Raif kızının varlığını öğreniyor ve defter bitiyor. Ben o noktada bir süre kitabı kapatamadım.

Dili de kolay, iki yüz sayfa. Bu listedeki en rahat okunan kitaplardan biri ve duygusal olarak en yükleyicilerinden.