İçeriğe geç
Kitap Önerilerim

Körlük

José Saramago

Bir şehirde herkes körleşiyor. Salgın romanı gibi başlıyor; asıl anlattığı, düzen çekildiğinde geriye ne kaldığı.

2 dakika okuma
Bu yazıda 5 bölüm var

Trafikte bekleyen bir adam aniden kör oluyor. Sonra ona yardım eden kişi. Sonra doktor. Körlük yayılıyor.

Devlet körleri karantinaya alıyor. Kitabın büyük bölümü o karantinada geçiyor.

Farklı bir körlük

Saramago'nun körlüğü karanlık değil, beyaz. İnsanlar sütlü bir aydınlığın içinde kalıyor.

Bu ayrıntı önemli. Gizlenecek bir karanlık yok; her şey ışıkta oluyor ve kimse görmüyor.

Bir kişi görmeye devam ediyor: doktorun karısı. Kör taklidi yaparak kocasıyla karantinaya giriyor.

Böylece kitapta bir tanık oluyor. Olan biteni gören tek kişi ve gördüğü şeyi taşımak zorunda.

Ne oluyor

Karantinada düzen hızla çöküyor. Yemek azalıyor, tuvaletler taşıyor, bir grup silah bulup yiyeceği ele geçiriyor ve karşılığında önce mücevher, sonra kadınları istiyor.

Bu bölümler okuması güç. Saramago yumuşatmıyor.

Sorduğu soru şu: insanları bir arada tutan şey ahlak mı, yoksa görülüyor olmak mı? Kimse görmüyorken geriye ne kalıyor?

Cevabı tamamen karamsar değil. Küçük bir grup birbirine bakmayı sürdürüyor ve kitabın taşıdığı umut o kadarla sınırlı, ama var.

Biçim

Saramago noktalama kullanmıyor: tırnak yok, konuşma çizgisi yok. Diyaloglar cümlenin içinde, virgülle ayrılmış.

Paragraflar sayfalar sürüyor.

Bu ilk başta zorluyor. Sonra bir şey oluyor: kim konuşuyor tam ayırt edemiyorsun ve bu, körlüğün kendisine benziyor. Biçim, konunun bir parçası.

Karakterlerin ismi de yok. "Doktorun karısı", "kara gözlüklü kız", "ilk kör olan adam".

Okuması nasıl

Üç yüz sayfa civarı ama yavaş okunuyor.

İlk otuz sayfa noktalama yüzünden zorlu. O eşiği geçince alışılıyor.

Bölerek okumak zor: paragraf içinde durulacak yer az. Uzun aralıklar gerektiriyor.

Saramago 1998'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.

Kötü bir gündeysen bu kitabı başka bir zamana bırak.

Bende ne bıraktı

Bu kitabı bitirdikten sonra birkaç gün kendimi toparlayamadım ve bunu bilerek yazıyorum, çünkü kimse bana söylememişti.

Karantina bölümleri ağır. Saramago yumuşatmıyor, kamerayı çevirmiyor, sahneyi kesmiyor. Okurken birkaç kez kitabı kapattım.

Ama beni asıl düşündüren şey şiddet değildi. Körlüğün beyaz olması oldu.

Karanlık değil. İnsanlar sütlü bir aydınlığın içinde kalıyorlar. Yani gizlenecek bir karanlık yok; her şey ışıkta oluyor ve kimse görmüyor. Bu ayrıntıyı fark ettiğimde kitabın ne anlattığı değişti benim için.

Doktorun karısı ise kitabın taşıdığı bütün ağırlık. Gören tek kişi ve gördüğünü taşımak zorunda. Kimse ona teşekkür etmiyor, kimse yükünü paylaşmıyor, herkesin ihtiyacı ona düşüyor.

Bir evde ya da bir ilişkide neyin eksik olduğunu ilk fark eden kişi olmayı bilen herkes bu karakteri tanır. Görmek bir ayrıcalık değil, bir görev hâline geliyor ve kimse bunu görev olarak saymıyor.

Noktalama yokluğu ilk otuz sayfada beni yordu. Sonra alıştım ve alıştıktan sonra bir şey oldu: kimin konuştuğunu tam ayırt edemiyordum ve bu, kitabın anlattığı hâle benziyordu. Biçimin konunun parçası olması beni etkiledi.

Kitabın sonunda küçük bir grup birbirine bakmayı sürdürüyor. Saramago'nun bıraktığı umut o kadar ve bence dürüst olan da bu kadarı.

Kötü bir gündeysen açma. Ben açtım ve pişman oldum.