İçeriğe geç
Kitap Önerilerim

Körlük

José Saramago

Körlük beyaz. Karanlık değil, sütlü bir aydınlık. Yani gizlenecek bir karanlık yok; her şey ışıkta oluyor ve kimse görmüyor.

3 dakika okuma

Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français

Bu yazıda 8 bölüm var

Bir adam arabasında trafik ışığında beklerken kör oluyor. Sonra ona yardım eden adam kör oluyor. Sonra göz doktoru, sonra bekleme odasındaki hastalar.

Salgın böyle yayılıyor. Devlet körleri boş bir akıl hastanesine kapatıyor ve kapıya asker koyuyor: yaklaşana ateş edilecek.

Kimsenin adı yok

Kitapta tek bir özel isim geçmiyor.

Karakterler şöyle anılıyor: ilk kör olan adam, ilk kör olanın karısı, doktor, doktorun karısı, siyah gözlüklü kız, siyah göz bantlı yaşlı adam, şaşı çocuk.

Bunu ilk başta bir oyun sandım. Sonra fark ettim: körlükte kimse kimsenin yüzünü görmüyor, dolayısıyla kimlik de kalmıyor. İnsanlar birbirini sesle ve işlevle tanıyor.

İsimsizlik bir üslup tercihi değil, konunun gereği.

Fark ettiğimde kitap değişti

Körlük beyaz.

Karanlık değil. İnsanlar sütlü bir aydınlığın içinde kalıyorlar, sanki gözlerine süt dökülmüş gibi.

Bu ayrıntıyı fark ettiğimde ne anlatıldığı benim için değişti. Gizlenecek bir karanlık yok. Her şey ışıkta oluyor. Ve kimse görmüyor.

Saramago, görmemekle bakmamak arasındaki farkla kitap boyunca oynuyor.

Karantina bölümleri

Ağır. Saramago yumuşatmıyor, kamerayı çevirmiyor, sahneyi kesmiyor.

Koğuşlar doluyor, tuvaletler tıkanıyor, yemek düzensiz geliyor. İnsanlar kendi pisliklerinin içinde yaşamaya başlıyor ve bu sayfalarca anlatılıyor.

Sonra bir grup silahlanıyor. Önce yemek karşılığında değerli eşya istiyorlar. Değerli eşya bitince kadınları istiyorlar.

O bölüm okuduğum en zor sayfalardan biriydi. Birkaç kez kitabı kapattım.

Bunu bir uyarı olarak yazıyorum, kitabı kötülemek için değil. Saramago'nun bunu bu kadar açık yazması bir tercih ve gerekçesi var: yumuşatılmış hali yalan olurdu.

Doktorun karısı

Kitabın bütün ağırlığını o taşıyor.

Kör olmayan tek kişi. Kocasıyla birlikte kapatılmak için kör numarası yapıyor ve içeri giriyor.

Gördüğünü söylemiyor. Çünkü söylerse ondan her şey beklenecek.

Sonra zaten her şey ondan bekleniyor. Yemeği o dağıtıyor, temizliği o yapıyor, yolları o buluyor, ölüleri o gömüyor. Ve sonunda öldürmeyi de o yapıyor: koğuş liderini bir makasla.

Gören tek kişi olmak ayrıcalık olmaktan çıkıp bir göreve dönüşüyor. Kimse teşekkür etmiyor. Kimse yükü paylaşmıyor. Ve o da kimseye “ben yoruldum” diyemiyor, çünkü diğerlerinin durumu daha kötü.

Bir evde ya da bir ilişkide eksiği hep ilk fark eden kişi olmanın ne demek olduğunu bilen herkes bu karakteri tanır. Fark etmek sorumluluğa dönüşüyor.

Dışarı çıktıktan sonra

Karantina binası yanıyor, dışarı çıkıyorlar ve şehrin tamamının kör olduğunu görüyorlar.

Bu bölüm bence kitabın en iyi yeri. Dükkanlar yağmalanmış, cesetler sokakta, köpekler ölüleri yiyor. İnsanlar yiyecek arıyor ve ellerine ne geçerse yiyor.

Küçük grup doktorun karısının evinde toplanıyor. Yıkanıyorlar. Yemek yiyorlar. Ve yeniden insan gibi yaşamaya başlıyorlar.

Noktalama

İlk otuz sayfada beni yordu. Nokta ve virgül dışında işaret yok. Diyaloglar tırnaksız, satır başı yok, kimin konuştuğu belirsiz.

Sonra alıştım. Alıştıktan sonra bir şey oldu: kimin konuştuğunu tam ayırt edemiyordum ve bu, kitabın anlattığı hale benziyordu. Sesler var, yüzler yok.

Biçimin konunun parçası olması beni etkiledi. Zorluk süs değildi.

Sonda kalan

Körlük geldiği gibi gidiyor: birden. İlk kör olan adam ilk gören oluyor.

Son sayfalarda doktorun karısı yukarı bakıyor ve kitap şu soruya varıyor: gerçekten kör mü olmuştuk, yoksa gören körler miydik?

Bu cümle bana biraz fazla açık geldi. Kitap zaten bunu göstermişti, söylemesine gerek yoktu. Tek itirazım bu.

Yazarı hakkında

Saramago 1998'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı. Bu kitap 1995'te yayımlandı.

Dört yüz sayfa civarında, ilk yüz sayfası hızlı akıyor; ortadaki karantina bölümü en ağır kısım.

Kötü bir gündeysen açma. Ben açtım ve birkaç gün toparlanamadım.