İçeriğe geç
Kitap Önerilerim

Aylak Adam

Yusuf Atılgan

Çalışmayan, bir yere ait olmayan bir adam İstanbul'da dolaşıyor ve birini arıyor. Aradığı şeyin ne olduğunu kendisi de bilmiyor.

2 dakika okuma
Bu yazıda 5 bölüm var

C. adında bir adam. Miras yediği için çalışmıyor. Günlerini sokakta geçiriyor: sinemalar, kahveler, otobüsler, kalabalıklar.

Ve birini arıyor. Kim olduğunu bilmiyor.

Aradığı ne

Kitap bunu net söylemiyor ve söylememesi doğru.

C. bir kadın arıyor gibi görünüyor. Kadınlarla ilişkiler kuruyor, hepsi kısa sürüyor, hepsinden çabuk sıkılıyor.

Ama aradığı şey bir kişi olmayabilir. Bir yere ait olma hâli olabilir. Kendisini tamamlayacak bir şey; adı olmayan, o yüzden de bulunamayan.

Aramanın kendisi bir hayat biçimi hâline gelmiş durumda. Bulsa ne olacağını C. de bilmiyor.

Neden rahatsız edici

C. sempatik bir karakter değil ve Atılgan onu sevdirmeye çalışmıyor.

Kadınlara karşı davranışı bencil. İnsanlarla kurduğu ilişkiler tek taraflı. Kendini herkesten farklı görüyor ve bu farkı bir üstünlük sayıyor.

Kitabın gücü, bu adamı savunmaması. İç dünyasını gösteriyor ve yargıyı okura bırakıyor.

Yine de bir şey tanıdık geliyor: hiçbir şeye tam olarak tutunamamak, her başlanan şeyin çabuk anlamsızlaşması, sürekli bir eksiklik duygusu.

Şehir

İstanbul kitapta bir dekor olmaktan çok bir karakter.

C. sürekli yürüyor. Beyoğlu, vapurlar, sinemalar, birahaneler. 1950'lerin İstanbul'u ayrıntılı geliyor ama nostalji yok; şehir güzel değil, sadece orada.

Kalabalığın içinde yalnız olmak, kitabın taşıdığı ana duygu. Etrafında yüzlerce insan var ve hiçbiriyle bağ kuramıyor.

Okuması nasıl

Kısa: iki yüz sayfa civarı. Türkçe edebiyatta en kolay okunan modernist metinlerden biri.

Dili sade ve temiz. Atılgan süslemiyor.

Olay örgüsü zayıf, bu bilerek. Bir şey olmasını bekleyerek okunursa hayal kırıklığı yaratıyor. Beklenmesi gereken şey bir hâlin anlatılması.

1959'da yayımlandı ve Türkçede bireyin iç dünyasını merkeze alan ilk romanlardan sayılıyor.

Kötü bir gündeysen bu kitap seni iyi hissettirmeyecek. Ama yalnızlığın iyi tarif edildiğini görmek bazen tesellinin kendisi oluyor.

Bende ne bıraktı

Bu kitabı sevdim ve C.'yi hiç sevmedim. İkisinin aynı anda mümkün olması Atılgan'ın başarısı.

C. bencil. Kadınlara karşı davranışı savunulacak gibi değil. Kendini herkesten farklı görüyor ve bu farkı bir üstünlük sayıyor, ki bu en dayanılmaz tarafı. Atılgan onu sevdirmeye çalışmıyor ve bunu takdir ediyorum.

Ama bir şey tanıdık geldi ve o yüzden kitap bende kaldı: hiçbir şeye tam olarak tutunamamak.

C. sürekli bir şey arıyor ve ne aradığını bilmiyor. Kadınlarla tanışıyor, çabuk sıkılıyor. Bir işe girmiyor. Bir yere bağlanmıyor. Aramanın kendisi bir hayat biçimi hâline gelmiş ve bulsa ne yapacağını o da bilmiyor.

Bunu bir hobi mezarlığı olarak da okuyabilirsin. Ben öyle okudum. Her yeni şey ilk hafta parlıyor, üçüncü hafta anlamsızlaşıyor ve sen bir sonrakine geçiyorsun. C.'de bu insanlara uygulanmış hâli.

Şehir kısmı da bende kaldı. C. sürekli yürüyor ve etrafında yüzlerce insan var. Kalabalığın içinde yalnız olmak, kitabın taşıdığı ana duygu ve bence en iyi anlattığı şey bu.

İki yüz sayfa. Bir günde bitiyor. Ama iyi bir gündeysen okuma; bu kitap seni iyi hissettirmiyor. Yalnızlığın iyi tarif edildiğini görmek bazen tesellinin kendisi oluyor, o ayrı. Ama teselli aradığın gün bunu okuma.