İçeriğe geç
Kitap Önerilerim

Anna Karenina

Lev Tolstoy

Herkes Anna'yı hatırlıyor. Bende kalan tarlada ot biçen Levin oldu ve Tolstoy'un bu ikisini yan yana koymasında çözemediğim bir sorun var.

4 dakika okuma

Read this article in EnglishDiesen Artikel auf Deutsch lesenLire cet article en français

Bu yazıda 7 bölüm var

Sekiz yüz sayfa okudum ve sonunda kızgın olduğum kişi Anna değildi, Tolstoy'du.

Kim kimdir

Kitap iki hikayeyi paralel yürütüyor ve ikisi yalnızca birkaç yerde kesişiyor.

Anna, Petersburg'da üst düzey bir bürokratın karısı. Yirmi yaşındayken çok daha yaşlı Karenin ile evlendirilmiş, bir oğlu var. Moskova'ya, ağabeyinin evliliğini kurtarmaya gidiyor ve orada Vronski ile tanışıyor.

Vronski genç bir subay. Zengin, yakışıklı, kariyeri açık. Anna'ya aşık oluyor ve bu aşk onun için bir dönem, Anna için bütün hayat.

Karenin kocası. Kitabın en kolay nefret edilecek karakteri gibi kuruluyor: soğuk, biçimci, itibarını her şeyin üstünde tutan bir adam. Sonra Tolstoy onu da içeriden gösteriyor ve iş karışıyor.

Öbür taraftan Levin var. Taşrada çiftliğini işleten, tarım üzerine kafa yoran, sosyal ortamlarda beceriksiz bir adam. Kitty'ye aşık; Kitty ilk teklifini reddediyor çünkü Vronski'yi bekliyor. Vronski Anna'ya gidince Kitty yıkılıyor ve yıllar sonra Levin'le evleniyorlar.

Anna'yı bitiren şey

Hikayesini zaten biliyordum. Herkes biliyor; sonu bir deyim haline gelmiş.

Beklemediğim şey, o sonu hazırlayan mekanizmanın bu kadar sessiz olmasıydı.

Anna'yı bitiren şey Vronski'nin soğuması değil. Vronski soğumuyor bile; sıkılıyor, kendi hayatını da istiyor, bu kadar. Anna'yı bitiren şey toplumun ondan çekilme biçimi.

Tolstoy bunu tek bir büyük sahnede yazmıyor. Aralara serpiştiriyor:

  • Anna operaya gidiyor ve locadaki bir kadın ona duyulacak şekilde hakaret ediyor. Kimse müdahale etmiyor.
  • Eski arkadaşları ziyarete gelmez oluyor. Kimse “artık gelmiyorum” demiyor; sadece gelmiyor.
  • Oğlunu görmesine izin verilmiyor. Doğum gününde eve gizlice giriyor ve çocuk uyanıyor. Kitabın en zor sahnesi.
  • Vronski davetlere yalnız gidiyor, çünkü onu götüremiyor. Bunu kimse yasaklamıyor; sadece öyle oluyor.

Toplamı bir insanı öldürüyor ve hiçbir adımda tek bir suçlu yok.

Aynı ilişkiyi yaşayan Vronski'nin kariyeri sürüyor. Kulüplere giriyor, davet alıyor, subaylığa dönebiliyor. Tolstoy bu asimetriyi hiç yorumlamıyor; sadece gösteriyor ve göstermesi yeterli.

Beni asıl rahatsız eden

Anna'nın bir yerden sonra kendisi hakkında söylenenleri tekrarlamaya başlaması.

Kıskançlık nöbetleri, morfin, Vronski'nin nereye gittiğini kontrol etme. Bunlar dışarıdan “kadın çıldırdı” diye okunuyor ve Anna da bir noktada bu okumayı kabul ediyor. Kendisini de öyle görmeye başlıyor.

Bunu tanıdığım için rahatsız oldum. Uzun süre bir şeyin “sorunu” olarak tarif edilmiş biri, o tarifi bir noktada içine alıyor. Sonra onu düzeltmek mümkün olmuyor, çünkü artık dışarıdan gelen bir ses değil.

Son bölümde Anna'nın kafasının içindeyiz. Bir arabada gidiyor, sokaktaki insanlara bakıyor ve her birinde bir sahtelik görüyor. Herkesin birbirinden nefret ettiğine, bütün ilişkilerin yalan olduğuna kanaat getiriyor.

Tolstoy o bölümü öyle yazmış ki, okurken Anna haklıymış gibi geliyor. Sayfayı çevirince ise ne kadar daraldığını görüyorsun.

Levin meselesi

Kitabın öbür yarısı ve ben onu ilk yüz sayfada sıkıcı buldum.

Tarım reformu tartışmaları. Kim hangi araziyi nasıl işliyor. Rus köylüsünün toprakla ilişkisi. Levin'in ekonomi üzerine yazdığı kitap.

Atlamak istedim, atlamadım ve iyi ki atlamamışım. Çünkü Tolstoy'un asıl söylemek istediği orada.

Levin bir bunalımın içinden geçiyor. Kitap boyunca “bunun anlamı ne” diye soruyor: evliliğin, çalışmanın, ölümün. Kardeşi ölürken yanında duruyor ve hiçbir felsefe işe yaramıyor.

Bu bunalımı düşünerek çözmüyor.

Ünlü ot biçme bölümü var: Levin köylülerle birlikte tarlaya giriyor ve saatlerce ot biçiyor. Başta beceremiyor, sonra bir ritim tutturuyor ve bir noktada düşünmeyi bırakıyor. Sadece hareket kalıyor.

Cevap gelmiyor. Cevaba duyulan ihtiyaç geçiyor.

Kendi kafamdan çıkamadığım dönemlerde bunu bilirim: düşünerek çıkılmıyor, elini bir işe sokarak çıkılıyor. Kitabın bana verdiği tek pratik şey buydu ve kurgusal bir tarım bölümünden geldi.

Çözemediğim sorun

Tolstoy'un kurduğu denge fazla düzgün ve ben ona güvenmiyorum.

Bir tarafta arzusunun peşinden giden kadın var, çöküyor. Öbür tarafta toprağa dönen adam var, huzur buluyor. Roman bunu bir tez gibi kurmuyor, ama sekiz yüz sayfa yan yana durunca tez kendiliğinden okunuyor.

Kitabın epigrafı da bunu besliyor: “İntikam benimdir, karşılığını ben vereceğim.” İncil'den. Yani hüküm verecek olan Tanrı, biz değiliz, ama hükmün verileceği belli.

Tolstoy Anna'yı gerçekten seviyor, bu belli. Onu anlatırken kimsenin anlatmadığı kadar içeriden yazıyor. Kitabın en canlı, en zeki, en çekici insanı o.

Yine de sonunu o yazdı ve Levin'e verdiği çıkışı ona vermedi.

Kitabın en iyi tarafı ile en kusurlu tarafı aynı yerde duruyor ve bunu çözemedim. Belki çözülmesi gerekmiyor.

Kitty ve Dolly

Az konuşulan iki karakter ve ikisi de kitabın omurgasında.

Dolly, Anna'nın ağabeyinin karısı. Kocası aldatıyor, o kalıyor, çünkü altı çocukla gidecek yeri yok. Bir bölümde Anna'yı ziyarete gidiyor ve yolda kendi hayatını düşünüyor: eğer o da gitseydi ne olurdu. Sonra vazgeçiyor.

Anna'nın yaptığını yapmayan kadın o ve Tolstoy onu ödüllendirmiyor da. Yorgun, yıpranmış, çocuklarına gömülmüş bir hayat.

Kitty ise doğum yaparken neredeyse ölüyor ve Levin o sırada dua ediyor. Kendi inançsızlığını unutup dua ediyor ve sonra bunu kendine açıklayamıyor.

Pratik tek not

İlk yüz sayfa çok kişili ve karışık.

Rus adları üç ayrı biçimde geçiyor: tam ad, göbek adıyla birlikte kullanılan resmî hali, aile içinde kullanılan takma ad. Aynı kişinin üç adı olduğunu anlayana kadar kimin kim olduğunu kaçırdım.

İyi bir baskının başında kişi listesi olur. O listeyi bir kağıda çekip yanıma koydum; ilk yüz sayfayı kurtaran şey bu oldu.

Sonrası kendini taşıyor. Sekiz yüz sayfa ama hiçbir yerinde ağır ilerlemiyor.