İçeriğe geç
Kitap Önerilerim

Anna Karenina

Lev Tolstoy

Herkesin bildiği bir aşk hikâyesi sanılıyor. Aslında iki hayatın yan yana konduğu, birinin dağıldığı diğerinin toparlandığı bir kitap.

3 dakika okuma
Bu yazıda 5 bölüm var

Kitabın ünlü ilk cümlesi mutlu ailelerin birbirine benzediğini, mutsuz olanların ise kendine özgü biçimde mutsuz olduğunu söylüyor. Bu cümle o kadar çok alıntılandı ki kitabın ne yaptığını gölgeledi.

Yaptığı şey şu: iki hayatı yan yana koyup birini dağıtıyor, diğerini toparlıyor.

İki hikâye

Anna'nınki herkesin bildiği taraf. Evli bir kadın, Vronski ile karşılaşıyor, hayatını yıkıyor ve sonunda bir trenin önüne atlıyor.

Ama kitabın yarısı Levin'e ait ve Levin çoğu özetten düşüyor. Taşrada yaşayan, tarımla uğraşan, ne yapması gerektiğini bilmeyen bir adam. Kitty'ye âşık, reddediliyor, geri dönüyor, evleniyor, çocuğu oluyor ve bütün bunlar olurken sürekli hayatın anlamını arıyor.

Tolstoy bu iki hattı bilerek örüyor. Anna toplumun dışına düştükçe yalnızlaşıyor; Levin bir hayat kurdukça yerleşiyor. İkisi de aynı soruyu soruyor: bu hayat neye göre yaşanır?

Anna'ya ne oluyor

Kitabın en dikkat çekici tarafı, Anna'nın çöküşünün aşktan gelmemesi.

Vronski onu terk etmiyor. Anna'yı bitiren şey, kendisi hakkında konuşulan cümlelerin içinde kalmak. Toplum onu kapı dışına koyuyor ama Vronski'yi koymuyor; aynı ilişkinin bedelini yalnızca o ödüyor.

Sonraki aşama daha da tanıdık: Anna, dışarıdan gelen bakışı içine alıyor. Kıskançlık, şüphe ve kendinden nefret; hepsi başkalarının onun hakkında düşündüğü şeyin içeriden tekrar edilmesi.

Bir insanın bir yerde "sorun" ilan edilmesinin ne yaptığını görmek istiyorsan, bu kitap onu sekiz yüz sayfa boyunca gösteriyor.

Levin ne yapıyor

Levin'in bölümleri yavaş ve bazı okurları sıkıyor. Tarla, hasat, köylülerle tartışmalar, uzun düşünceler.

Ama kitabın cevabı orada duruyor. Levin sonunda bir açıklama bulmuyor; bir yaşama biçimi buluyor. Anlamı düşünerek değil, yaşayarak. Tolstoy bunu bir sonuç gibi değil, bir sığınak gibi sunuyor.

Anna düşünüyor ve çöküyor. Levin çalışıyor ve toparlanıyor. Bu, biraz fazla düzenli bir simetri ve Tolstoy'un kendi çelişkilerini de taşıyor.

Okuması nasıl

Uzun. Sekiz yüz sayfayı geçiyor ve ortasında tarım politikası tartışmaları var.

Ama zor bir dili yok. Tolstoy'un ayırt edici özelliği, insanların kafasının içinde ne olduğunu göstermekteki kesinliği: bir bakışın, bir sessizliğin, bir el hareketinin ne anlama geldiğini yazıyor.

İlk yüz sayfa çok kişili ve karışık geliyor. O eşiği geçtikten sonra kitap kendini taşıyor.

Bölünerek okunmaya elverişli: kısa bölümler hâlinde yazılmış ve her biri kendi içinde bitiyor.

Bende ne bıraktı

Bu kitabı okurken beklediğim şey Anna'ydı. Kalan şey Levin oldu.

Anna'nın çöküşü beni sarstı ama şaşırtmadı. Onun hikâyesini zaten biliyordum; herkes biliyor. Beni asıl yakalayan, kimsenin anlatmadığı taraftı: bir insanın hakkında konuşulan cümlelerin içinde nasıl eridiği. Anna'yı bitiren şey Vronski'nin ilgisizliği değil. Odaya girdiğinde konuşmaların kesilmesi. Kendisi hakkında verilmiş bir hükmün, sonunda kendi sesine dönüşmesi.

Bunu tanıyorum. Yıllarca bir şeyin "sorunu" olarak tarif edilmiş biri, bir noktada o tarifi içeri alıyor. Anna kıskançlıktan delirmiyor; kendisi hakkındaki hikâyeye teslim oluyor.

Levin'i ise sevmedim, sonra sevdim. İlk yüz sayfada tarla anlatımlarını sıkıcı buldum ve atlamak istedim. Atlamadığıma memnunum, çünkü kitabın bana söylediği şey oradaydı: Levin anlamı bulmuyor, sadece yapmaya devam ediyor. Cevap düşünerek gelmiyor, biçerken geliyor.

Bunu bir teselli olarak yazmıyorum. Tolstoy'un kurduğu simetri fazla düzgün ve buna güvenmiyorum: düşünen kadın çöküyor, çalışan adam kurtuluyor. Kitabın en zayıf tarafı bu ve Tolstoy'un kendi çelişkisi burada duruyor.

Yine de sekiz yüz sayfa boyunca bende kalan cümle şu oldu: bir hayatın işleyip işlemediğini, o hayatın anlamlı olup olmadığından ayırmak mümkün. Kötü haftalarda bunu kendime hatırlatıyorum.