Canım uyanmak istemiyor
Bunu söylerken ölmekten, yok olmaktan, hiçbir şeyin anlamı olmadığından bahsetmiyorum. Tam tersine. Hayatımda hâlâ sevdiğim çok şey var. Hâlâ yapmak istediğim işler, görmek istediğim yerler, konuşmak istediğim insanlar, okumak istediğim kitaplar var. Ama bugün bütün bunların hiçbirine yetişmek istemedim. Gözlerimi açtığım anda hayatın benden yeniden bir şeyler isteyecek olması ağır geldi. Sanki ben daha kendime gelmeden dünya kapının önünde bekliyordu ve elinde yine bir liste vardı.
Bu sabah gözlerimi açtığımda içimden yalnızca “Canım hiç uyanmak istemiyor,” dedim.
Bunu söylerken ölmekten, yok olmaktan, hiçbir şeyin anlamı olmadığından bahsetmiyorum. Tam tersine. Hayatımda hâlâ sevdiğim çok şey var. Hâlâ yapmak istediğim işler, görmek istediğim yerler, konuşmak istediğim insanlar, okumak istediğim kitaplar var. Ama bugün bütün bunların hiçbirine yetişmek istemedim. Gözlerimi açtığım anda hayatın benden yeniden bir şeyler isteyecek olması ağır geldi. Sanki ben daha kendime gelmeden dünya kapının önünde bekliyordu ve elinde yine bir liste vardı.
Kalk.
Hazırlan.
Cevap ver.
Yetiştir.
Düşün.
Karar ver.
İyi ol.
Devam et.
İnsan bazen en çok “devam et” cümlesinden yoruluyor.
Çünkü devam etmek, dışarıdan bakınca çok basit bir şey. Herkes devam ediyor. Güneş doğuyor, insanlar işe gidiyor, otobüsler hareket ediyor, telefonlar çalıyor, mailler geliyor, toplantılar yapılıyor, marketler açılıyor. Hayat, senin dün ne kadar yorulduğunu hiç umursamadan sabah yine başlıyor. Dünya senden izin istemiyor.
Ve sen bazen yatağın içinde yatarken bütün bunları düşünüp dünyanın hızına yetişemeyeceğini hissediyorsun.
Bence tükenmişlik biraz böyle bir şey.
İnsanın artık bir şey yapamayacak hale gelmesi değil yalnızca. Yapabilecek gücü olduğu halde yapmak istememesi. Daha doğrusu, yapmanın karşılığında kendisinden ne kadar daha fazla şey vermesi gerektiğini bildiği için yapmak istememesi.
Çünkü tükenmiş insan tembel değildir.
Çok uzun süre kendisini kullanmıştır.
Belki yıllarca.
Bir şeyleri halletmiştir. İnsanlara yetişmiştir. Sorumluluklarını yerine getirmiştir. Kendisinden bekleneni yapmıştır. Yapamadığında suçluluk duymuştur. Daha iyisini yapabileceğini düşünmüştür. Biraz daha dayanmıştır. Biraz daha çalışmıştır. Biraz daha sabretmiştir.
Sonra bir sabah beden, zihnin söylemeye cesaret edemediği şeyi söylemiştir:
Ben artık bunu taşıyamıyorum.
Bence insanın en büyük yanılgılarından biri, gücünün sınırsız olduğunu sanması.
Bir süre her şeyi kaldırabiliyorsun diye hep kaldırabileceğini düşünüyorsun. İnsanlar da sana alışıyor. Sen de kendine alışıyorsun. “O halleder,” diyorlar. Sen de “Ben hallederim,” diyorsun. Bir süre sonra halletmek karakterinin bir parçası gibi oluyor.
Bir şey olduğunda sana geliyorlar.
Bir problem olduğunda sen çözüyorsun.
Birinin morali bozuk olduğunda sen toparlıyorsun.
Bir iş yetişmediğinde sen yetiştiriyorsun.
Bir karar verilecekse sen düşünüyorsun.
Bir şey unutulmasın diye sen hatırlıyorsun.
Ve bir gün fark ediyorsun ki herkesin hayatında bir yerin var ama kendi hayatında kendine ayırdığın yer gittikçe küçülmüş.
Tükenmişlik belki de insanın kendisine ayıracak hiçbir şeyi kalmaması.
Herkese verecek bir şey buluyorsun.
Kendine gelince boş.
Ben bunu çok iyi anlıyorum.
Bazen biri bana bir şey anlattığında onu dinleyebiliyorum. Onun derdini düşünebiliyorum. Ne yapması gerektiğini bile görebiliyorum. Başka birinin hayatına bakınca hâlâ aklım çalışıyor. Hâlâ çözüm üretebiliyorum. Hâlâ güçlü cümleler kurabiliyorum.
Ama konu kendime gelince içimde yalnızca bir sessizlik oluyor.
Ne yapmalıyım?
Bilmiyorum.
Ne istiyorum?
Bilmiyorum.
Neden böyle hissediyorum?
Belki biliyorum ama anlatacak gücüm yok.
Bazen insanın en büyük yorgunluğu, kendisini açıklamak zorunda kalmaktan geliyor.
“İyi misin?”
Hayır.
“Neyin var?”
Bilmiyorum.
“Bir şey mi oldu?”
Belki.
“Anlat.”
İşte orada susmak istiyorum.
Çünkü bazı yorgunlukların hikâyesi çok uzun. Nereden başlayacağını bilmiyorsun. Bir şeyi anlatsan başka bir şey geliyor arkasından. Onu anlatsan onun altında başka bir şey. Sonra bir bakıyorsun, bugünkü yorgunluğunu anlatmak için yıllar öncesine gitmen gerekiyor.
O kadarını da istemiyorsun.
Sadece biraz dinlenmek istiyorsun.
İnsan bazen çözülmek istemiyor.
Sadece bırakılmak istiyor.
Bir süre kimsenin senden bir şey istememesi.
Bir süre iyi olup olmadığını düşünmemen.
Bir süre kendini toparlamaya çalışmaman.
Bir süre hayatını düzene sokmaman.
Bir süre geleceğini planlamaman.
Bir süre “Bundan sonra ne yapacağım?” sorusunu cevaplamaman.
Sadece olmak.
Bu çağda yalnızca olmak bile neredeyse bir lüks gibi.
Çünkü her şeyin bir çıktısı olması gerekiyor. Dinlenmenin bile. Spor yapıyorsan daha sağlıklı olmak için. Kitap okuyorsan gelişmek için. Geziyorsan deneyim kazanmak için. Uyuyorsan daha verimli olmak için. Arkadaşlarınla görüşüyorsan sosyalleşmek için.
Sanki insanın hiçbir şeyi yalnızca kendisi için yapmasına izin yok.
Ben bazen bundan çok yoruluyorum.
Bir kahveyi bile kahve olarak içmek istiyorum.
Bir kitabı hiçbir şey öğrenmeden okumak.
Bir sabah hiçbir plan yapmadan oturmak.
Bir gün hiçbir şey başarmamak.
Kimseye faydam olmadan.
Kimseye yetişmeden.
Kimseyi etkilemeden.
Sadece yaşamak.
Belki tükenmiş bir insanın ihtiyacı daha fazla motivasyon değildir.
Belki biraz daha az yük.
Bunu çok geç anlıyoruz.
Kendimizi kötü hissettiğimizde kendimize yeni görevler veriyoruz.
Daha erken kalk.
Spor yap.
Diyet yap.
Kitap oku.
Telefonu bırak.
Meditasyon yap.
Hayatını planla.
Hedeflerini yaz.
Kendine yatırım yap.
Sonra bütün bunları yapamadığımız için kendimizi bir kez daha başarısız hissediyoruz.
Oysa belki insanın ihtiyacı yeni bir sistem değil.
Sistemin biraz durması.
Ben bugün bunu düşünüyorum.
Belki kendime kızmayı bırakmam gerekiyor.
Belki her sabah aynı enerjiyle uyanmak zorunda değilim.
Belki her gün hayatımı sevmek zorunda değilim.
Belki bazen hayatımın içinde çok güzel şeyler varken bile onlara bakacak gücüm olmayabilir.
Bu çelişki beni eskiden rahatsız ederdi.
Şimdi etmiyor.
Çünkü insanın duyguları bir mahkeme kararı değil.
Bir şeyi seviyor olman, ona her zaman enerji ayırabileceğin anlamına gelmiyor.
Bir hayatın güzel olması, o hayatın içinde hiç yorulmayacağın anlamına gelmiyor.
Bir insanı sevmen, her gün onunla konuşmak isteyeceğin anlamına gelmiyor.
İşini sevmen, çalışırken hiç tükenmeyeceğin anlamına gelmiyor.
Kendini sevmen, kendinle geçirdiğin her günden memnun olacağın anlamına gelmiyor.
Bunların hepsi aynı anda doğru olabilir.
İnsan hem minnettar hem yorgun olabilir.
Hem mutlu hem bitkin.
Hem umutlu hem isteksiz.
Hem hayatını sevip hem de bir sabah yataktan çıkmak istemeyebilir.
Belki olgunlaşmak biraz da bu çelişkileri birbirine düşman etmemeyi öğrenmek.
Her duygudan bir sonuç çıkarmamak.
Bugün kötüysem hayatım kötü dememek.
Bugün hiçbir şey yapmak istemiyorsam hiçbir şeyi istemiyorum sanmamak.
Bugün yorulduysam başarısız olduğumu düşünmemek.
Çünkü insanın kendisine karşı en acımasız olduğu yerlerden biri de burası.
Bir günümüzü bütün hayatımızın özeti sanıyoruz.
Bugün kalkamadım.
Demek ki tembelim.
Bugün çalışamadım.
Demek ki disiplinim yok.
Bugün insan görmek istemedim.
Demek ki yalnızlaştım.
Bugün hiçbir şeyden zevk almadım.
Demek ki bende bir sorun var.
Hayır.
Belki bugün yalnızca bugün.
Bunu kendime söylemek istiyorum.
Bugün yalnızca bugün.
Bugün yataktan çıkmak zor geldiyse, bunu bütün hayatım hakkında verilmiş bir karar gibi görmeyeceğim.
Bugün biraz yavaşlayacağım.
Çünkü uzun zamandır hayatı hep hız üzerinden ölçtüm.
Ne kadar yaptım?
Ne kadar yetiştirdim?
Ne kadar ilerledim?
Ne kadar kazandım?
Ne kadar ürettim?
Ne kadar başardım?
Belki artık başka bir soru sormanın zamanı gelmiştir.
Bütün bunları yaparken kendime ne oldu?
Bu soru biraz korkutucu.
Çünkü insan bazen başarılarının ortasında bile kendisini kaybedebiliyor.
Dışarıdan bakınca hayatı ilerliyor.
İçeride ise insan yerinde duruyor.
Hatta bazen geriye gidiyor.
Kimse fark etmiyor.
Çünkü tükenmiş insanların çoğu işlerini yapmaya devam ediyor.
Gülümsüyorlar.
Cevap veriyorlar.
Toplantıya giriyorlar.
İnsanlarla konuşuyorlar.
Alışveriş yapıyorlar.
Hatta bazen çok başarılı oluyorlar.
Sadece içlerinde bir yer, bütün bunları yaparken sessizce kapanıyor.
Ve bir sabah gözlerini açıp hiçbir yere gitmek istemiyorlar.
Belki o sabah beden ilk kez dürüst davranıyor.
“Ben artık seni taşıyamıyorum.”
Bunu bir başarısızlık olarak görmek istemiyorum.
Belki bedenin isyanı değil bu.
Belki gecikmiş bir sadakat.
İnsanın kendisine gösterdiği, çok geç kalmış bir sadakat.
Çünkü kendimizi en son dinliyoruz.
Herkesi duyuyoruz.
Kendimizi en son.
Bugün biraz kendimi duymak istiyorum.
Canım hiç uyanmak istemiyor.
Tamam.
Bunu hemen düzeltmek zorunda değilim.
Biraz yatabilirim.
Biraz sessiz kalabilirim.
Sonra kalkarım.
Belki kahve içerim.
Belki hiçbir şey yapmak istemem.
Belki öğleden sonra biraz daha iyi olurum.
Belki olmaz.
Bugün bunu da bilmek zorunda değilim.
Çünkü belki insanın iyileşmeye başlaması, her şeyi yeniden yapabilecek hale gelmesi değildir.
Belki ilk kez kendisinden hiçbir şey istemeden yanında oturabilmesidir.
Ben bugün biraz bunu yapmak istiyorum.
Kendimin yanında oturmak.
Beni düzeltmeden.
Beni eleştirmeden.
Beni hızlandırmadan.
Sadece olduğum halimle.
Çünkü uzun zamandır kendime hep şunu söyledim:
Hadi.
Biraz daha.
Dayan.
Devam.
Yetiş.
Şimdi ilk kez başka bir şey söylemek istiyorum.
Tamam.
Bugün bu kadar.
Dünya bekleyebilir.
Ben biraz dinleneyim.