13.09.2026 Günlük XIII Duvara bakmak
Bugün uzun süre duvara baktım. Ne düşündüğümü bilmeden, hiçbir şey yapmadan. Dışarıdan boşluk gibi görünen o anların içinde neler olduğu ve duvarın bana ne söylediği üzerine.
Bu yazıda 6 bölüm var
13.09.2026 Günlük Sayfa XIII
Bazen en çok şey, hiçbir şey yapmıyormuş gibi göründüğümüz anda oluyor.
Bugün duvara baktım.
Ne kadar süre baktığımı bilmiyorum. Beş dakika mı, yirmi dakika mı? Zamanı hissetmediğimi biliyorsunuz artık, o yüzden tahmin bile edemiyorum. Bildiğim şu: bir ara oturdum, gözüm duvara takıldı ve bir süre öylece kaldım.
Duvarda bir şey yoktu. Resim yok, leke yok, gölge yok. Düz, açık renkli bir duvar.
Ve ben ona baktım.
Dışarıdan nasıl görünüyor
Birisi o an beni görse ne düşünürdü, onu düşündüm sonra.
Boş boş oturuyor. Hiçbir şey yapmıyor. Vakit kaybediyor. Belki "bir şey mi oldu" diye sorardı. Belki "yapacak işin yok mu" diye.
Çocukken de böyle anlarım olurdu. Sınıfta, evde, bir yere giderken. Birden bir noktaya takılır kalırdım. "Nereye daldın?" "Beni dinliyor musun?" "Yine hayal mi kuruyorsun?"
Sessiz çocuktum. Ortalığı dağıtmazdım. Ama dalardım. O dalmalar yıllarca "hayalperestlik" diye anlatıldı. Tanıdan sonra bu dalmaların bir kısmının dikkatle, bir kısmının başka şeylerle ilgili olduğunu öğrendim.
Ama bugün duvara bakarken bunların hiçbirini düşünmedim. Sadece baktım.
İçeride ne oluyor
Duvara bakarken ne olduğunu anlamaya çalıştım sonradan. Çünkü içeride "hiçbir şey" olmadığından emin değilim.
Bazen duvara bakmak bir donma. Önümde yapılacak o kadar çok şey var ki hangisinden başlayacağımı bilemiyorum. Beyin bütün kapıları aynı anda görüyor ve hiçbirini açamıyor. Bir tür kısa devre. Bunun adı görev felci. Yapmam gerekeni biliyorum, yapmak da istiyorum, ama başlayamıyorum. Ve bedenim bu sırada duvara bakıyor.
Bazen duvara bakmak bir taşma. Gün çok gürültülü geçmiş, çok konuşmuşum, çok karar vermişim, çok ekrana bakmışım. Zihin doluyor ve bir yerde boş bir yüzeye ihtiyaç duyuyor. Düz bir duvar, belki de tam olarak aradığı şey. Uyaran yok, talep yok, soru yok.
Bazen de duvara bakmak bir düşünme. Duvar bir perde oluyor ve üzerinde benim bile henüz göremediğim şeyler dönüyor. Bir fikrin parçaları, bir konuşmanın yankısı, bir kararın ağırlığı. Sonra birden kalkıyorum ve bir şeyi çözmüş oluyorum, nasıl çözdüğümü bilmeden.
Bugünkü hangisiydi bilmiyorum. Belki üçü birden.
Duvara bakan her insan boşlukta değil. Bazıları dolmuş, bazıları donmuş, bazıları da düşünüyor.
Duvara bakmaktan utanmak
Beni asıl düşündüren şey duvara bakmam değil, sonrasında hissettiğim şey oldu.
Kalktığımda içimde küçük bir utanç vardı. "Bu kadar zaman ne yaptın?" "O sırada şunu bitirebilirdin." "Bak yine dağıldın."
Duvara bakmayı bir kayıp olarak görüyorum. Verimsizliğin, dağınıklığın, disiplinsizliğin kanıtı olarak.
Ama bugün kendime şunu sordum: gerçekten kayıp mı?
Eğer donduysam, duvar bana bir şey söylüyordu: çok fazla şey var, bir tanesini seç. Eğer taştıysam, duvar bana bir şey söylüyordu: dur, biraz boşluk lazım. Eğer düşünüyorduysam, duvar zaten çalışıyordu.
Üç durumda da duvara bakmak bana bir bilgi veriyor. Onu utançla örtmek yerine dinleyebilirim belki.
Ekrana bakmakla duvara bakmak
Bir şey daha fark ettim.
Duvara baktığım o anlarda telefona uzanmadım. Genelde uzanırım. Bir boşluk olduğu anda elim telefona gider, bir şey kaydırırım, bir şey okurum, bir bildirime bakarım. Boşluk hemen dolar.
Bugün dolmadı.
Ve sonrasında daha hafif hissettim. Eğer o yirmi dakikayı telefonla geçirseydim, muhtemelen hem aynı yorgunlukla kalacaktım hem de üzerine birkaç yeni uyaran eklenmiş olacaktı.
Belki duvara bakmak, çok uyarılmış bir zihnin kendi kendine bulduğu bir dinlenme biçimi. Telefona bakmak ise o dinlenmeyi elinden alan bir alışkanlık.
Bunu bilimsel bir iddia olarak söylemiyorum. Sadece bugün bende böyle oldu.
Donmayı fark etmek
Donmanın olduğu duvar anları için ise kendime bir şey hatırlatmak istiyorum.
Donduğumu fark ettiğimde kendime "hadi, kalk, başla" demek çoğu zaman işe yaramıyor. Tam tersine, baskı arttıkça donma derinleşiyor.
İşe yarayabilecek şey daha küçük bir soru belki: "Şu an yapabileceğim en küçük şey ne?" Tek bir dosyayı açmak. Tek bir cümle yazmak. Bir kâğıda önümdeki işleri sıralamak. Duvardan gözümü tamamen koparmadan, sadece bir adım.
Bir de şu: bazen donmanın çözümü hareket. Kalkıp bir su içmek, pencereyi açmak, odanın içinde biraz yürümek. Beden hareket edince zihin de bir yerden kıpırdıyor.
Duvarın söylediği
Bugün duvara bakarken aklımda kesin bir düşünce yoktu. Ama sonradan bu yazıyı yazarken duvarın bana bir şey söylediğini düşünüyorum.
Yavaşla.
Her boşluğu doldurma. Her anı üretmek zorunda değilsin. Bazen düz, boş, sessiz bir yüzeye bakmak, zihnin kendini toparlaması için gereken tek şey olabilir.
Ve bir de şunu: kendine bakmaktan korkma. Duvara baktığında aslında biraz da içine bakıyorsun. Orada ne olduğunu hemen anlamasan da.
Yarın yine duvara bakabilirim. Bu sefer utanmadan bakmaya çalışacağım.
Ve bakarken kendime tek bir soru soracağım: dondum mu, taştım mı, yoksa düşünüyor muyum?