12.09.2026 Günlük XII Tükenmişlik ile heyecan arasında gelgit
Bir gün her şeye yetecek kadar heyecanlıyım, ertesi gün yataktan çıkacak gücüm yok. Tükenmişlik ile heyecan dolma arasındaki o gelgit, dalganın nereden geldiği ve kıyıda nasıl durulabileceği üzerine.
Bu yazıda 6 bölüm var
12.09.2026 Günlük Sayfa XII
Deniz çekilince kumsal ölmüyor. Sadece bekliyor.
Bu hafta iki farklı insan gibi yaşadım.
Pazartesi sabahı kafamda on fikir vardı. Yeni bir proje, yeni bir yazı dizisi, siteye eklenecek bir bölüm, bir iş için bambaşka bir strateji. Hepsine aynı anda başlamak istedim. Kalbim hızlı atıyordu, uyumak istemiyordum, dünyanın bütün kapıları açık gibiydi.
Çarşamba sabahı hiçbir şeye başlayamadım. Aynı fikirler aynı yerde duruyordu ama hiçbiri beni çağırmıyordu. Ekrana baktım, kapattım. Bir şey okumaya çalıştım, bıraktım. Pazartesiki ben çok uzaktaydı.
İkisi de bendim. Arasında sadece iki gün vardı.
Dalga
Bunu bir gelgit gibi yaşıyorum.
Heyecan geldiğinde dalga yükseliyor. Her şey mümkün görünüyor. Plan yapıyorum, liste yapıyorum, başlıyorum. Çok hızlı, çok yoğun, çok tutkulu. Uykumdan, yemeğimden, zamanımdan veriyorum.
Sonra dalga çekiliyor. Ve geride ıslak, boş bir kumsal kalıyor. Yorgunluk, isteksizlik, bir de o tanıdık suçluluk: yine başladın, yine bitiremedin, yine her şeyi aynı anda istedin.
Bu gelgiti yıllarca bir kişilik özelliği sandım. "Ben böyleyim, ya hep ya hiç." Hatta bir dönem bununla gurur da duydum. Tutkulu olmak güzel bir şeydi sonuçta.
Ama tutkunun faturası geliyordu. Her yükselişin arkasından bir çöküş.
Heyecanın yakıtı
Tanıdan sonra bu gelgitin arkasında ne olduğunu biraz daha anlamaya başladım.
DEHB'li bir beyin yeniliğe, ilgiye, aciliyete çok güçlü tepki veriyor. Yeni bir fikir, beynin en çok aradığı şeyi veriyor: uyarılma. O an odaklanmak kolay, başlamak kolay, saatler akıp gidiyor. Hiperodak dediğimiz şey tam da bu.
Ama yenilik tükenen bir yakıt. Fikir ikinci haftasında artık yeni değil. Heyecanın yerini sıradan işler alıyor: detaylar, düzeltmeler, tekrar eden adımlar. Beyin aynı uyarılmayı artık bulamıyor ve motor yavaşlıyor.
Bir de şu var: dalga yüksekken kendimi hiç korumuyorum. Uyumuyorum, yemek atlıyorum, mola vermiyorum. Çünkü o an yorgunluk hissetmiyorum. Yorgunluğun faturası dalga çekildiğinde, hepsi birden geliyor.
Heyecan bana yorgunluğu hissettirmiyor. Ama yorgunluğu silmiyor da. Sadece erteliyor.
Tükenmişlik mi, dalga çekilmesi mi
Bu ayrımı yapmaya çalışıyorum ve kolay değil.
Birkaç gün önce "canım uyanmak istemiyor" diye yazmıştım. O yazıdaki yorgunluk başka bir yorgunluktu. Aylarca biriken, her şeye yetişmeye çalışmaktan gelen, derin bir tükenmişlik.
Dalga çekilmesi ise daha kısa, daha keskin. Birkaç gün sürüyor, sonra yeni bir şey gelince yeniden yükseliyor.
Ama işin kötü tarafı şu: sık yaşanan dalga çekilmeleri, zamanla tükenmişliğe dönüşebiliyor. Her yükselişte biraz daha fazla veriyorsun, her çekilmede biraz daha az toparlanıyorsun. Bir gün dalga gelmiyor. Sadece çekilmiş deniz kalıyor.
Bundan korkuyorum. Bu yüzden bu hafta bu gelgiti yazmak istedim.
Kıyıda durmak
Gelgiti durdurmak istemiyorum. Heyecanım benim bir parçam. Yeni bir fikre kapılabilmek, bir işe tutkuyla sarılabilmek, saatlerce bir şeyin içinde kaybolabilmek... Bunları hayatımdan çıkarmak istemiyorum.
İstediğim şey dalga yüksekken kıyıdan tamamen kopmamak.
Bunun için aklıma gelen birkaç şey var. Hiçbiri kesin bir çözüm değil, daha çok kendime hatırlatmalar.
Heyecanlıyken tek bir kapı açmak. On fikrin onuna birden başlamak yerine birini seçmek. Diğerlerini bir kâğıda yazıp bekletmek. Fikirler kaybolmuyor, sadece sırada bekliyor.
Dalga yüksekken bedeni unutmamak. Yemek, uyku, su. En heyecanlı anda bile. Çünkü heyecanın bana söylemediği yorgunluğu bedenim sonra bana söylüyor.
Çekilmeyi felaket saymamak. Çarşamba sabahı hiçbir şeye başlayamadığımda "yine bitti, yine yapamadım" demek yerine "dalga çekildi, geri gelecek" demek. Bu cümle çekilmeyi kolaylaştırmıyor ama üzerine bir de suçluluk eklemiyor.
İkinci haftaya hazırlık yapmak. Bir işin en zor anı başladığı an değil, yeniliğini kaybettiği an. O ana önceden küçük bir sebep, bir ortak, bir teslim tarihi koymak.
Gelgitin öğrettiği
Deniz çekilince kumsal ölmüyor. Bunu bu hafta kendime söyledim.
Çekilmiş denizin kıyısında da hayat var. Yengeçler, deniz kabukları, ıslak kumun üzerindeki izler. Bir de dalganın dönüşünü bekleyen o sessizlik.
Belki isteksiz günlerimi de böyle görebilirim. Boş, işe yaramaz, kayıp günler değil. Bekleme günleri. Dinlenme günleri. Dalganın geri gelebilmesi için gereken sessizlik.
Tabii bunu söylemek, o günleri yaşarken hissetmekten çok daha kolay.
Bugün
Bugün cumartesi ve dalga ne çok yüksek ne çok alçak. Ortada bir yerde.
Bu yazıyı yazabildiğime göre bir şeyler kıpırdıyor.
Pazartesiki kadar heyecanlı değilim. Çarşambaki kadar boş da değilim. Ve fark ettim ki bu orta yeri hiç sevmemişim. Ya çok yüksekte ya çok aşağıda olmaya o kadar alışmışım ki arada durmak bana sıkıcı gelmiş.
Belki öğrenmem gereken şey tam da bu orta yer.
Çok yükseğe çıkmadan heyecanlanabilmek. Çok aşağı düşmeden yorulabilmek.
Ve dalga ne yapıyor olursa olsun, kıyıda kendi ayaklarımın üzerinde durabilmek.